22 Mayıs 2015 Cuma

Huzursuz bağırsak sendromu artık kan testiyle teşhis edilecek

ABD'de bilim adamları, Huzursuz Bağırsak Sendromu'nun (IBS) teşhisini sağlayan 2 kan testi geliştirdi.

Bilim adamlarının yaklaşık 3 bin kişinin katılımıyla yaptığı araştırma, testlerin bağırsakta bakteriler tarafından üretilen ve sindirim sistemine zarar veren toksinlere karşı üretilen antikorların olup olmadığını ya da sayısını belirlemeyi sağladığını gösterdi. Testlerde, IBS ile bağlantılı 2 antikor yüzde 90'dan fazla doğruluk payıyla belirlenebildi.

GEÇ TEŞHİS EDİLİYOR

Bu sayede dünya genelinde toplumun yüzde 10'unu etkileyen sendrom, basit bir kan testiyle erken teşhis edilebilecek ve uygun tedavi, hastalık ilerlemeden yapılabilecek. Araştırmanın sonuçları "PLOS ONE" dergisinde yayımlandı.

IBS, bağırsak alışkanlıklarında değişiklikle seyreden fonksiyonel bir sorun. Karın ağrısı, karında şişlik, karında aşırı şişkinlik hissi, kabızlık, bulantı, kusma, midede ekşime ya da yanma gibi belirtiler sinir sistemi ile bağırsak kasları arasındaki iletide bozukluk veya ileti kusuru sonucunda gelişiyor. IBS'nin nedeni tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle bağırsakta herhangi bir hastalık bulunamaması durumunda, hastanın yakınmalarına dayanarak teşhis koyuluyor. Bu durum da hastalığın geç fark edilmesine yol açabiliyor.

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Önümüzdeki hafta 4 gün doktorlar yok!

Aile hekimleri ile Sağlık Bakanlığı arasındaki nöbet krizi devam ediyor. 20-23 Mayıs arasında aile hekimleri iş bırakacak.

Aile hekimlerinin cumartesi nöbetlerine gitmeyeceklerini açıklamasının ardından sağlık bakanlığı doktorlara ceza puanlarını artırmıştı. Önümüzdeki hafta ise 21 bin 352 aile hekimi bu uygulamalara karşı tepki olarak 4 gün iş bırakacak.

Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Ertuğrul Aydın, "Birinci basamak sağlık çalışanları, Cumartesi günleri fazla çalışmaya kaynaklık eden yasal düzenlemelerin ve iş güvencesini tamamen ortadan kaldıran, çalışma koşullarını ağırlaştıran, tahammülsüz kılan ödeme ve sözleşme yönetmeliğinin tamamen geri çekilmesini talebiyle 20-21-22 Mayıs günleri iş üretmeyecektir." dedi.

"AZ SAYIDA İNSAN GÜCÜYLE ANGARYA İŞLER"

Sağlık meslek kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla basın toplantısı düzenleyen Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Ertuğrul Aydın, şunları kaydetti: "Sağlık Bakanlığı, 1 Ocak 2015 tarihinden beri Aile Sağlığı Merkezi (ASM) sağlık çalışanlarını hafta içi 40 saat çalışmaya ek olarak Cumartesi günleri 'nöbet' adı altında 8 saat fazla çalıştırmaya; toplum sağlığı merkezlerinde (TSM) çalışanları ise Cumartesi günleri ASM'leri zorla denetleterek, az sayıdaki insan gücüyle onlarca görev, sorumluluk, angarya işler yükleyerek çalıştırmaya zorlamaktadır. ASM’de çalışan aile hekimi, hemşire, ebe, sağlık memuru ve diğer sağlık çalışanlarının çoğu, kendilerine haksızca, hukuksuzca dayatılan Cumartesi günleri fazladan çalışmaya karşı haklarını korumak için Cumartesi günleri ASM’lerini açmayarak 5 aydır başarılı bir direniş sergilemektedirler. Sağlık Bakanlığı, 16 Nisan 2015 tarihinde yeni bir Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği yayınlamıştır. Bu yönetmelik değişikliğiyle Cumartesi günleri direniş yapan sağlık çalışanlarına verilen ceza puanları 4 kat artırılmış, hakkını arayan çalışanları anında işten atma tehdidi hayata geçirilmiştir."

"BAKANLIK NÖBETE GİTMEYEN HEKİMİ CEZAYLA YILDIRMAK İSTİYOR"

Nöbete gitmeyen hekimlerin bakanlıkça ceza aldığına dikkat çeken Tabip odası Başkanı Aydın, "Yapılan yönetmelik değişikliği ile dünyada eşi benzeri görülmemiş keyfi, istismara açık (verilen diğer görevi yapmamak 10 puan, afişleri usulüne uygun asmamak 5 puan, nöbetlere gelmemek 20 puan vs) 35 ayrı uygulama kriteri ve bunun karşılığında ceza puanları getirilerek, sözleşme fesihleri (2 yıl içinde 100 ceza puanı almak fesih nedeni sayılmaktadır). Yani işten atılmalar kolaylaştırılmış, iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılmış; fazla çalıştırma, angarya görevlere karşı direnenlere aba altından sopa gösterilmiştir.

"AİLE HEKİMLERİ 2 YILDIR SESLERİNİ ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR"

Mevcut Aile Hekimliği Yasası ve buna bağlı yayınlanan yönetmeliklere dayanılarak uygulanan ağır çalışma koşulları ve baskıcı tutum karşısında, çalışanların aile sağlığı merkezlerinde ve toplum sağlığı merkezlerinde çalışmaya dayanacak hali kalmamıştır. ASM ve TSM çalışanları, kendilerine dayatılan her türlü haksız ve hukuksuz uygulamaya karşı yaklaşık 2 yıldır seslerini soluklarını çıkarmaya çalışmaktadırlar. Ancak maalesef birinci basamak çalışanlarının haklı feryadına Sağlık Bakanlığı’mızın yanıtı hep tehdit ve sopa olmuştur." diye konuştu.

Dr. Ertuğrul Aydın, birinci basamak sağlık çalışanlarının Cumartesi günleri fazla çalışmaya kaynaklık eden yasal düzenlemelerin ve iş güvencesini tamamen ortadan kaldıran, çalışma koşullarını ağırlaştıran, tahammülsüz kılan ödeme ve sözleşme yönetmeliğinin tamamen geri çekilmesini talebiyle 20-21-22 Mayıs günleri iş üretmeyeceğini kaydetti. (hürriyet.com.tr)

15 Mayıs 2015 Cuma

SGK kas erimesi hastalığı için ilacı ödeme kapsamına aldı

Halk arasında "kas erimesi" olarak bilinen "duchenne musküler distrofi"nin (DMD) tedavisi için kullanılan ancak Türkiye'de hastalara ücretsiz verilmeyen "ataluren" etken maddeli ilacın Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) geri ödeme kapsamına alınması hasta ve yakınlarını sevindirdi.

sağlık bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu yetkililerinden aldığı bilgiye göre, "ataluren" etken maddeli ilaç, rahatsızlığın ilerlemesinin yavaşlatılabilmesi, hastaların yürüme yeteneğini kaybetmeden daha uzun süre yaşayabilmeleri ve komplikasyonların engellenebilmesi amacıyla geri ödeme kapsamında yer aldı.

İlaç, DMD tanılı hastalarda yürüyüş yeteneği kaybını yavaşlatma yönündeki etkisinden ötürü bu yeteneğini yitirmemiş hastalarda kullanılabilecek.

SGK'nın yayımladığı "Yurtdışı İlaçlarda Yapılan Değişiklikler Hakkında Duyuru" ekinde bulunan yurtdışı ilaç fiyat listesine (EK-4/C) eklenen ve güncellenen ilaçlar listesinde, "ataluren" etken maddeli ilacın kamu baz fiyatı 17 bin 707 avro olarak belirlendi.

KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARINA DESTEK ÇAĞRISI

Kas Hastası Gönüllüleri Derneği Başkanı Ahmet Göze, DMD'nin kronik bir kas erimesi hastalığı olduğunu belirterek, "Ülkemizde yaklaşık 13 bin kişinin bu hastalığa sahip olduğu ve her yıl gerçekleşen 250 doğumda bir DMD hastası çocuğun dünyaya geldiği belirtilmekte" dedi.

İlacın, kas erimesi hastaları için umut olduğunu ifade eden Göze, şöyle konuştu:

"İlaç, ABD'den şartlı onay alınarak uygun grupta bulunan kas hastalarının erişimine sunuldu. Yaklaşık bir yıldır bu ilaçtan ülkemizdeki uygun hastalarımızın faydalanabilmesi adına resmi mercilerle görüşmeler gerçekleştiriliyordu. Artık ilaç, SGK tarafından ödeme kapsamına alındı.

İlaç, büyük bir hasta grubunu kapsıyor. İlaca uyumlu hastaların tespiti için gen testlerine ihtiyaç duyuluyor. Gen testleriyle uygun olduğu belirlenen hastalar için üniversite hastanelerinin nöroloji bölümlerince ilacın reçete edilerek raporun çıkartılması gerekiyor. Sağlık Bakanlığının onayı alındıktan sonra ilaç, Türk Eczacıları Birliği kanalıyla yurtdışından temin edilebiliyor."

Göze, hastalığın tedavisi için bir başka seçeneğin de kök hücre tedavisi olduğunu savunarak, Gaziantep Üniversitesinde bu uygulamanın yapılabilmesi için bilimsel kadro ile birlikte çalıştıklarını anlattı. Bunun hayata geçirilebilmesi için Sağlık Bakanlığına başvuruda bulunduklarını dile getiren Göze, "Yetkililerimizin bu konuda destek sağlayacaklarına inanıyoruz. İlacın geri ödemeye alınmasının sevincini kök hücre çalışmalarında da yaşamak istiyoruz" ifadesini kullandı.

KAS ERİMESİ HASTALIĞI

Hastalık, distrofini üreten (kodlayan) bir gendeki bozuklukla ortaya çıkıyor, yürümeye başlayan çocuklarda sık düşme, denge bozukluğu, koşamama gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Kas gücü kaybı ilk olarak kalça çevresindeki kaslarda başlıyor. Bu nedenle yokuş ve merdiven çıkamama, oturulan yerden kalkamama gibi belirtiler görülebiliyor.

Kas erimesi hastası çocuklar ilerleyen yaşlarında artık yürüyemiyor ve tekerlekli sandalyeye mahkum kalıyor. Hastalığın son aşamasından solunum ve gövde kasları da etkileniyor. Hastaların bir çoğu geçmişte 20'li yaşlarında akciğer enfeksiyonu nedeniyle kaybedilirken, günümüzde iyi bir bakımla yaşam süresi uzayabiliyor.

Hastalığın, kesin bir tedavisi bulunmuyor. Hürriyet

Hastanelerde bugünden itibaren yine damar okuma sistemi olacak

Danıştay kararıyla Kasım 2014’te kullanımı durdurulan ’biyometrik kimlik doğrulama sistemi’, Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla bugün itibariyle yeniden yürürlüğe girdi. Bugün özel hastaneye gidecek olan SGK'lılar sisteme kaydolmadan muayene olamayacak.


Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın açtığı davada Danıştay 15. Dairesi’nin 11.09.2014 tarihli kararı ile özel hastanede biyometrik kimlik doğrulaması ile ilgili işlem ve bu işlemin dayanağı olan SUT Tebliğinin ilgili kısımlarının yürütmesi durdurulmuştu.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 08/11/2014 tarihli “Biyometrik Kimlik Doğrulama Sistemi” konulu duyuru ile Danıştay 15. Daire Başkanlığınca alınan yürütmeyi durdurma kararlarına istinaden 08/11/2014 tarihi itibariyle biyometrik kimlik doğrulama sistemi kullanılmaksızın MEDULA sisteminden provizyon alınabileceği ve biyometrik kimlik doğrulama sistemine ilişkin yapılacak düzenlemelerin Kurum portalından duyurulacağı hususunda bilgi verilmişti.

ANAYASA MAHKEMESİ İTİRAZIN REDDİNE KARARI VERDİ

Anayasa Mahkemesi’nin 03/04/2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kararında “31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 67. maddesinin üçüncü fıkrasına, 01.03.2012 tarihli ve 6283 sayılı Kanunun 1. Maddesiyle eklenen “biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının yapılması ve/veya” ibaresinin, Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın reddine kararı verildi. Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu tarafından yürütmeyi durdurma kararları kaldırıldı.



MEDULA, BUGÜNDEN İTİBAREN AVUÇ İÇİ OLMADAN PROVİZYON VERMEYECEK

Saglikaktuel.com internet sitesinin haberine göre, SGK 30 Nisanda yayımladığı, “Halen hem biyometrik kimlik doğrulama sistemi kullanılmaksızın hem de kişinin açık rızasının alınması şartıyla biyometrik kimlik doğrulama sistemi kullanılarak MEDULA sisteminden provizyon alınabilmektedir. Ancak 15.05.2015 tarihi itibariyle ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda sağlık yardımları Kurumumuzca karşılanan kişilerin özel sağlık hizmeti sunucularına başvurularında istisnai durumlar haricinde biyometrik kimlik doğrulama sistemi kullanılmaksızın MEDULA sisteminde provizyon verilmeyecektir. Bu kapsamda sağlık yardımları Kurumumuzca karşılanan kişilerin özel sağlık hizmeti sunucularına başvurularında mağduriyet yaşamamalarını teminen özel sağlık hizmeti sunucularının 15.05.2015 tarihinde kadar gerekli tüm önlemleri almaları ve hazırlıklarını tamamlamaları gerekmektedir” duyurusu ile bugün itibariyle biyometrik kimlik doğrulama sistemi kullanılmaksızın MEDULA sisteminden provizyon verilmeyeceğini açıkladı.

Biyometrik kimlik doğrulama şu durumlarda yapılamayacak:

- 12 yaş ve altı çocuklara, 75 yaş ve üstü kişilere,
- Her iki üst ekstremitesi olmayan kişilere (elleri olmayan),
- Her iki el avuç içi veya her iki el orta, işaret, yüzük, baş, küçük parmak damar izi bütünlüğü bozulmuş olanlara,
- Acil hastalara (yeşil alan muayenesi hariç),
- Serepral palsi, üst ekstremite felci ve benzeri tıbbi nedenlerden dolayı biyometrik verisi alınamayan kişilere, spastik veya otistik engelli olan kişilere,
- Organ, doku ve kök hücre nakli tedavilerinde alıcının üzerinden donör takibinin alındığı durumlarda,

Yukarıda belirtilen genel sağlık sigortalıları, nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, pasaport ya da evlilik cüzdanlarıyla sağlık hizmeti sunucularına müracaat etmeleri halinde sağlık hizmeti alabilecekler".

Hürriyet

Hangi kan grubunu hangi hastalıklar bekliyor?

Kan grubunuzun hangi hastalığa yatkın olduğunu biliyor musunuz?


Araştırmayı yapan Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü’nden Dr. Arash Etemadi. Etemadi, 55 bin kişiyi kapsayan araştırmayı Kuzey Batı İran’da yürüttü. İlk bulgular, belirli hastalıklarda 0 grubu kana sahip olmayanların ölüm oranlarının yüzde 9 daha fazla olduğunu gösterdi.

Hürriyet’te yer alan habere göre; araştırma sırasında, kan grubuyla mide kanseri arasındaki bağ da incelendi. Sonuçlar, A,B ve AB grubu kan taşıyanların 0 grubu kana sahip olanlara göre yüzde 55 oranında daha fazla mide kanserine yakalandığını gösterdi.

Bu durum, 0 grubu dışındakilerin kesinlikle hastalık riski taşıdığı anlamına gelmiyor. Beslenme, spor alışkanlığı gibi bir dizi önemli faktör de söz konusu fakat kan grubu 0 olanların birçok önemli hastalığa yakalanma riski daha düşük. Daha önceki araştırmalara göre de, hemen hemen bütün kanser türlerinin A ve AB kan gruplarına karşı büyük ilgili duyduğunu ortaya koymuştu. Kansere karşı şanslı kan grubunu ise 0 grubu oluşturuyor.

D’Adamo’nun araştırmalarına göre kanser ve kan grupları arasındaki ilişki şöyle:

Meme kanseri

Bu kanser türüne yakalanan kadınlar ile ilgili araştırmalar, O ve B kan grubuna sahip olanların tedaviye daha hızlı yanıt verdiğini ve daha hızlı iyileştiğini gösteriyor.

Beyin tümörü

Birçok beyin ve sinir sistemi kanserleri, A ve AB gruplarını tercih ediyor.

Rahim kanseri

Bu kanser türleri de A ve AB gruplarını tercih ediyor, ancak bu hastalıklara yakalanan B grubu kadınların sayısı da yüksek bulunuyor.

Bağırsak kanseri

Dudak, Dil, yanak, diş eti, yemek borusu kanserleri ile tükürük bezlerindeki tümörler, A ve AB grupları ile çok yakın ilişkili bulunuyor. Bu kanserlerin çoğu kendi kendilerine oluşurken, sigarayı bırakıp, alkolü azaltmak ve diyete dikkat etmek riski azaltıyor.

Mide kanseri

Üzerinde araştırma yapılmış 63 bin vakada mide kanserinin A ve AB gruplarındaki düşük mide asiti ile yakından ilişkili olduğunu ortaya çıkardı.

Pankreas kanseri

Pankreas, karaciğer, safra kesesi ve safra yolu kanserleri, dayanıklı sindirim sistemlerine sahip O gruplarında nadir görülüyor. A ve AB grupları yine en çok risk altında olanlar. B grupları eğer onlar için sakıncalı olan kabuklu yemişleri yerlerse bu kanser türlerine yakalanabilirler.

Lenf ve lösemi kanseri

Bu kanser formu, O grupların eğilimli oldukları bir tür. Kan ve lenflerde gelişen bu kanser tercihen O gruplarını sıkıntıya sokar.

Deri ve kemik rahatsızlıkları

Deri kanserleri de en fazla O grubunun yakalandığı tek kanser türü. Habis melanom deri kanserinin en öldürücü şeklidir. Bu duruma karşı O ve B grupları bağışık değildirler.

Mesane (idrar kesesi) kanseri

Mesane kanseri en fazla A ve B gruplarında görülür. Hem A hem de B grubunun karakterini taşıyan AB grubu ise büyük olasılıkla en yüksek riski taşıyan gruptur.

Kadın&Kadın

14 Mayıs 2015 Perşembe

Kolonoskopi sayesinde bağırsak kanseri önlenebilir

Gastroenteroloji uzmanı Doç.Dr. Alper Yurci, kolon kanserinin teşhisi ve hastalıktan korunma yöntemlerine uyulması ve kolonoskopi sayesinde kanserin önlenebildiğini söyledi.


Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç.Dr. Alper Yurci, kolon kanserinin teşhisi ve hastalıktan korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. Doç.Dr. Yurci yapılan araştırmalarda Türkiye’de en sık görülen ilk 5 kanser türü arasında 3’üncü sırada yer alan kalın bağırsak kanserinin (kolon kanseri) özellikle 50 yaşın üzerindeki erkek ve kadınlarda daha sık görüldüğünü anlatırken şöyle dedi:

"50 yaş üzerinde bulunanlara 5 yılda 1 kolonoskopi yaptırmaları önerilirken, erken teşhis ve doğru cerrahi müdahale sayesinde hastaların yaşam süresi uzamaktadır. Her yaşta görülebilen kalın bağırsak kanserine, 50 yaşın üzerindeki insanlarda daha sık rastlanmaktadır. Birinci derece yakınlarında (anne, baba, kardeş) kalın bağırsak kanseri olan, aile bireylerinde polipozis hastalığı bulunan, yumurtalık ve rahim kanseri olan kadınlar ile 10 yılı aşan süre ülseratif koliti olan hastalar kolon kanseri açısından yüksek riskli grupta yer almaktadır. Kronik sindirim sistemi rahatsızlığı olan kişilere ve ailesinde kolon kanseri olanlara kolonoskopi yöntemiyle polip taraması önerilmektedir. Kanser oluşmadan bir dizi tedbirin alınması da kolon kanserinin önlenmesinde etkilidir. Yüksek oranda lif, düşük oranda yağ içeren besinlerin tüketilmesi kalın barsak kanserini önlemede etkilidir."

Doç.Dr. Alper Yurci, çağın sorunları arasında yer alan obezite ve beslenme alışkanlığındaki düzensizlik özellikle kolon kanserinin nedenleri arasında sayıldığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:

"Yapılan araştırmalarda düzenli egzersizin kolon kanseri riskini azalttığı tespit edilmiştir. Haftada en az 3 gün yapılan egzersiz, kolon kanserine karşı alınabilecek en iyi tedbirdir. Sigara kullanımı ve aşırı alkol tüketime de kalın bağırsak kanseri riskini artırmaktadır. Yapılan araştırmalarda kalsiyum, D vitamini ve magnezyum takviyelerinin de kalın barsak gelişimi riskini azalttığı ortaya konulmuştur. Az kırmızı et ve daha çok balık tüketmek, düzenli olarak tahıl, fasulye, meyve ve özellikle yeşil yapraklı sebze yemek, kalsiyum açısından zengin süt, yoğurt ya da peynir tüketmek önemlidir. Yemeklerde fazla yağ ya da sıvı yağ kullanmaktan kaçınılmalı, eğer kullanılıyorsa zeytin yağ tercih edilmelidir. Doymamış herhangi bir bitkisel yağ çok daha iyidir. Belirtiler fark edilirse uzmana başvurulmalı. olonoskopi ve diğer öneriler kişilerin herhangi bir şikayeti olmadan alması gereken tedbirlerdir. Ancak, dışkıda kan görülmesi veya dışkılama alışkanlığındaki değişiklik kolon kanseri açısından yeterli şüpheler arasındadır. Bu tip şikayetleri olan hastalarda zaman geçirilmeden kolon kanserinin olup- olmadığı araştırılmalıdır. Özellikle yüksek riskli gruptakilerin düzenli olarak muayene olmaları ve kişiye özel olarak belirlenen kolonoskopi takipleri kolon kanseri ile mücadelede son derece önemlidir." (hürriyet.com.tr)

Kızamık bağışıklığı 3 yıl zayıflatıyor

Kızamık hastalığının, aşı olmayan çocukların bağışıklık sistemi üzerindeki etkisinin sanılandan çok daha uzun sürdüğü belirlendi.

ABD'deki Princeton Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırması, kızamığın çocukların bağışıklık sistemini sanıldığı gibi 1-2 ay değil, 3 yıl zayıflattığını gösterdi.

Bilim adamları, kızamık virüsünün aşı olmayan çocuklarda bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan lenfosit T hücrelerine saldırıp yok ettiği ve uzun vadede vücudun enfeksiyonlara karşı direncini engellediğini belirtti.

Kızamık virüsünün yok ettiği lenfosit T hücrelerinin, yeniden oluşmasının yaklaşık 1-2 ay sürdüğünü belirten bilim adamları, yeniden oluşan hücrelerin, sadece kızamık virüsüyle mücadele edebildiğini, diğer virüslere karşı etkisiz kaldığını vurguladı.

İngiltere, Galler ve Danimarka'da 1-9, ABD'de de 1-14 yaşlarındaki çocukların aşı kayıtları, ölüm ve kızamık oranlarına ilişkin verileri inceleyen bilim adamları, bağışıklık sisteminin zayıflamasının çocukların baş­ka bir virüsün yol açtığı enfeksiyonlardan ölüm riskini de artırabileceğini saptadı.

Kızamığın sanılandan daha uzun süre bağışıklık sistemini zayıflattığını ve aşının sadece kızamıktan değil başka hastalıklardan ölüm riskini de azalttığını gösteren araştırmanın sonuçları "Science" dergisinde yayımlandı.

Kızamık, morbilli virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir çocukluk hastalığı. Kızamık aşısı hastalığın daha hafif atlatılmasını ve bir daha bu hastalığa yakalanmamayı sağlıyor.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Parfümü böyle kullanırsanız kısırlık yapıyor!

Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hakan Çoksüer, parfüm ve deodorantın çok sayıda kimyasal madde içerdiği için erkeklerde sperm sayısını düşürerek kısırlığa neden olabileceğini söyledi.

Hastane odasında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Çoksüer, parfümün içerisinde bulunan kimyasal maddelerin hem cilt yoluyla hem de solunum yoluyla vücuda geçebileceğini ifade etti. Bunun erkeklerde testesteron gibi hormonların vücutta işlev görmesini bozarak sperm kalitesini düşürüp erkekte üreme problemlerini doğurabileceğine değinen Doç. Dr. Çoksüer, “Parfüm gibi çok sayıda kimyasal içeren kozmetik ürünler, kısırlık yaptıkları yetmiyor gibi kanser riski de taşıyor. Uzun süre maruz kalındığında insan sağlığına büyük hasarlar verebiliyorlar. Birçok parfümde kullanılan fitalatlar erkeklerde üreme fonksiyonlarının bozulmasına sebep oluyor. Ayrıca bu maddeler alerjen etkiye sahip olabiliyor. Çoğu zaman bu alerjik reaksiyonlar ciltte hasara sebep olup tedavi gerektiren durumlara yol açabiliyor. Parfüm ve deodorant çok sıcak mevsimlerde her gün duş alınsa bile baş etmesi zor olan koku sorunlarına kısmen çare oldukları bir gerçektir. Fakat parfüm ürünlerinin, yanlış kullanımları durumunda bazı riskleri mevcuttur” dedi.

“PARFÜMÜ KULLANIRKEN CİLDE TEMAS ETMEMESİNE ÖZEN GÖSTERİLMELİ”

Banyo yapmamak için parfüm ve deodorant kullanılmasının deri problemlerine neden olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Çoksüer, “Parfüm terli iken kötü kokuyu bastırmak için değil, temizken terlediğinizde bu ter kokusunu daha hafif yaymak için kullanılmalıdır. Ayrıca parfümlerin çok yakından sıkılması cilt problemleri ile karşılaşmalarına neden olacaktır. Onun için parfümlerinizi tenden uzakta sıkarak teninizin hasar görmesini de engelleyeceksiniz. Parfüm ve deodorantın içindeki kimyasalları mümkün olduğu kadar cilde temastan kaçınmak gerekir. Çok yoğun kullanımlar sonrasında kesinlikle duş almalı ve üzerinizde kalan kimyasal parfüm atıklarından da kurtulmalısınız. Elimizden geldiği kadar bu maddelerden uzak durmalıyız. Kozmetik ürün kullanacaksak eğer en doğal olanını kullanmakta fayda var. Ayrıca parfüm ve deodorant kullanırken cilde temas etmemesine ve solunmamasına dikkat etmek gerekir” diye konuştu. (pembenar.com.tr)

12 Mayıs 2015 Salı

Ünlü doktora büyük şok!

Sağlık Bakanlığı, ünlü doktor Aytuğ Kolonkaya’nın ‘Fat Block-Yağ Tutucu’ adlı ürünün toplatılmasını istedi. Ancak satışı hâlâ sürüyor.


Yaz aylarının gelmesiyle birlikte özellikle internet üzerinde zayıflama ilaçlarının satışları artarken Sağlık Bakanlığı da harekete geçti. Bakanlık son olarak İfarma İlaç Pazarlama şirketine ait ve doktor Aytuğ Kolonkaya’nın da reklamını yaptığı “Fat-Block Yağ Tutucu” ürün için toplatılma kararı aldı.  81 ilin valiliğine, eczacılara ve ecza depolarına, özel ve devlet hastanelerinin ilgili kurumlarına bu kararı iletirken,  satışı devam eden ürünler için “hangi ilden, nerelerden, kaç adet toplandığına dair ayrıntılı bilgilerin kendilerine gönderilmesini ve kayıt altına alınması istedi.

Öte yandan Sağlık Bakanlığı’nın yasakladığı ürünler, Tarım Bakanlığı’ndan farklı isimlerle izin almaya ve internet üzerinden satışına da devam ediyor. Aldıkları ürünler işe yaramadığı ya da yan etkiler gibi çeşitli nedenlerle üründen memnun kalmayan tüketiciler ise internetten ürüne şikayet yağdırdı. Bir siteden Fat-Block alan bir tüketici “Ürünün iki adeti bitti ve hiçbir işe yaramıyor. Firmayı aradığımda görüşecek tek yetkili bile bulamadım. Mahkemeye vereceğim” diyerek şikayetini dile getirdi.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

SGK, estetik diş tedavilerini karşılıyor

Estetik diş hekimliğinin en çok tercih edilen tedavi yöntemi zirkonyum kronları artık SGK güvencesinde yaptırabilmek mümkün.

Ağızda birkaç dişin eksik olduğu durumlarda, dişsiz bölgeye komşu olan dişlerden ya da implantlardan destek alınarak yapılan restorasyonlara sabit protez denir.

Sabit protezler metal destekli ve metal desteksiz olarak uygulanabilirler. Metal destekli sabit protezler, ağız içinde fonksiyonel kuvvetlere yeterli direnci gösterirken, doğal diş görünümünü olumsuz etkileyerek estetik problemlere yol açabilirler.

Metal destekli seramik kronların yol açabileceği estetik kaygılardan dolayı yüksek dirençli seramik sistemler geliştirilmiş, özellikle zirkonyum günümüzde kullanılan güncel altyapı materyali haline gelmiştir.

Zirkonyum kuronun avantajları nelerdir?

· Zirkonyum porselenler diş renginde olmaları nedeni ile doğal dişe yakın görünüm sağlar.

· Dişetinde alerjik reaksiyonlara ve dişeti renklenmelerine neden olmadığı kaydedilmiştir.

· Yüksek dirençlidir.

· Alttaki dişin rengini maskeleyebilme özelliğine sahip olduğu için çeşitli nedenlerle renkleşmiş veya çok koyu renkli dişlerde de olumlu sonuçlar alınabilmektedir..

· Tat alma duyusunda bozukluğa, dişeti problemlerine ve ağız kokusuna neden olmadığı belirtlimektedir.

Daha önce SGK güvencesi dahilinde yer almayan zirkonyum kuronların, yeni uygulama ile SGK kapsamına dahil edildiği bilgi verilmiştir.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Beyin ölümünden 54 gün sonra doğum yapan annenin hikayesi

ABD’de 22 yaşındaki Karla Perez beyin ölümü gerçekleşmesine rağmen, 54 gün direnerek doğum yaptı, iki gün sonra da yaşamını yitirdi. Bebeğe, ‘Melek’ adı verildi. Annenin organları 3 kişiye hayat verdi.

Beyin ölümü gerçekleşen kadın,  54 gün süren yaşam mücadelesi sonrasında sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi.

54 GÜN BOYUNCA HAYATA TUTUNDU ANCAK...

Anne, doğumdan iki gün sonra yaşamını yitirdi. Nebraska’da yaşanan mucize gibi doğumda, Karla Perez isimli kadın, beyin ölümü gerçekleşmesine rağmen, doktorların desteğiyle bebeğini dünyaya getirmeyi başardı. Bebeğe “Angel-Melek” ismi verildi. Omaha’daki hastanede 100’e yakın doktor ve hemşire, bu zor doğumu gerçekleştirmek için seferber oldu.  22 yaşındaki Karla Perez, 54 gün boyunca bu ekibin desteğiyle hayatta tutuldu. Perez, Nebraska-Waterloo’daki evinde beyin kanaması geçirdikten sonra 8 Şubat’ta hastaneye getirildi.



BEBEĞİ DOĞDUKTAN HEMEN SONRA HAYATA VEDA ETTİ

Hastaneye getirildiğinde 22 haftalık hamile olan kadını doktorlar hayatta tutmaya karar verdiler. Erken doğum sonrasında bebeğin yaşamayacağını düşünen doktorlar, doğum yaptırmak yerine anneyi yaşatmayı tercih etti.



Bebek, 32 haftalık olunca doğuma karar verildi. Angel, böylece 10 hafta daha yaşam destek ünitesindeki annesiyle birlikte oldu. Özel bir ünitede beslenen ve solunumu sağlanan Karla, bebeğini dünyaya getirene kadar yaşama tutunmayı başardı. Karla, daha sonra yaşama gözlerini yumdu. Karla’nın organları ölümünden sonra 3 kişiye de yaşam umudu verdi.


(Kaynak:hürriyet.com.tr)

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Karatay'a göre en sağlıklı meyve zeytin

Prof. Dr. Canan Karatay, Karabük Üniversitesi'nde (KBÜ) düzenlenen 6. Uluslararası Bilim Günleri'ne katıldı.

Karabük Üniversitesinde (KBÜ) düzenlenen "6. Uluslararası Bilim Günleri" başladı. İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay'ın Hamit Çepni Konferans Salonu'nda düzenlenen etkinlikte yaptığı bir konuşmaya üniversite öğrencileri büyük ilgi gösterdi.

"ŞEKER HER DOKUYU HARAP EDİYOR"

"Yediğimiz her türlü şeker ve karbonhidratlar vücuda direkt girdiği zaman vücudumuz onu şeker olarak görüyor" diyen Prof. Karatay, şöyle devam etti: "Yediğimiz şeylerin vücudumuz tarafından nasıl görüldüğü önemli. Ağzımıza aldığımız anda vücudumuz onu şeker olarak görüyor ve algılıyor. Şeker, her dokuyu harap ediyor. Bedenimizin en sağlam yeri olan dişi çürüten bir maddedir şeker."

EN SAĞLIKLI MEYVE ZEYTİN

En sağlıklı meyvenin zeytin olduğunu söyleyen  Karatay: "Her türlü tahıl ve ot şekerdir. Bedenimiz onu şeker olarak algılıyor. Şekere dönüşen şeyler tüketilmediği sürece yağlanma, obezite ve diyabet olmaz. İnsan vücudu yürümek için yapılmıştır.

NELERİ TÜKETMELİYİZ

Doğal tereyağı ve zeytinyağının cenneti bizim ülkemiz. Bunları tüketmeliyiz. Doğal balık yağı tüketmeliyiz. Protein olarak yağlı kuzu eti, balık, köy yumurtası, tavuğu, peynir ve yoğurt tüketmeliyiz.

"ZEYTİNYAĞI, ANA SÜTÜNÜN AYNISIDIR"

Bol su içmeliyiz. Günlük şeker ihtiyacımız bir çay kaşığı kadardır. Her türlü baklagil en sağlıklıdır. Kuru baklagiller tahıl grubunda değildir. Buğday, kan şekerini aniden yükseltir. Beyaz şekerden daha etkilidir. En sağlıklı meyve zeytindir. En sağlıklı meyve suyu zeytin suyudur. Zeytinyağı, ana sütünün aynısıdır." dedi.

Anne-çocuk sağlığı listesinde Türkiye kaçıncı?

Save the Children (Çocukları Kurtarın) isimli uluslararası yardım kuruluşunun son yayınlanan ve dünya çapında annelerin durumunu inceleyen raporuna göre Türkiye, toplam 179 ülke içinde 65. sırada yer alıyor.

Türkiye 2014'te aynı listesnin 59. sırasında yer alıyordu.

Rapor, anne ölüm hızı, beş yaş altı çocuk ölüm hızı, kişi başına düşen gayrisafi milli gelir, çocukların eğitim hayatında geçirebildikleri ortalama süre ve kadınların ülke yönetimlerinde yer alma durumlarını göz önüne alarak ülkeleri sıralamaya tabi tutuyor.

Annelerin refah düzeyi listesinde

Türkiye 65'inci

2300 anneden 1'i doğum nedeniyle hayatını kaybediyor.

1000 çocuktan 19,2'si 5 yaşına gelmeden ölüyor.

Kadınların ,4'ü mecliste

Raporda annelerin refahı konusunda en ileri ülke Norveç.

Listenin üst sıralarında kuzey Avrupa ülkeleri bulunurken, ABD 33, İngiltere ise 24.sırada.

Listenin sonunda Somali yer alırken, son on ülke Batı ve Orta Afrika ülkeleri.

Save the Children, annelerin özellikle şehirlerin kıyı kesimlerinde oldukça kötü durumda olduklarına dikkat çekiyor. "Kentsel Dezavantaj" başlığıyla çıkan rapor şehirlerde yaşanan kötü durumu mercek altına almış.

Buna göre kentlerin en yoksul çocukları en zengin çocuklara göre ölüm riskini iki kat daha fazla yaşıyor.

ABD neden 33. sırada?

Raporda ABD'nin neden daha üst sıralarda yer almadığına da değiniliyor.

Buna göre ABD her ne kadar eğitim ve ekonomi alanında oldukça ileri düzeyde de olsa, anne sağlığı konusunda 61 ve çocukların sağlığı konusunda 42. sırada yer alıyor. Kadınların siyasete katılımı konusunda ise dünyada 89. sırada yer alıyor.

BBC Türkçe

3 Mayıs 2015 Pazar

Kanser hastaları dikkat!

Sağlık Bakanlığı, SUT değişikliği ile kanser ilaçlarının reçete ile hastalara aldırılması uygulamasına 1 Temmuz 2015 tarihinden geçerli olmak üzere son verildiğini, bu değişiklikle hijyenik koşullarda kemoterapi uygulamalarının yaygınlaştırılmasının amaçlandığını bildirdi.

Milliyer'in haberine göre; Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, “Ülkemizde kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarının ilaçları kamu, üniversite ve özel Hastanelerin eczanelerinden karşılanmaktadır. Ancak hasta ve yakınlarının bu ilaçları reçete ile serbest eczanelerden temin etmeleri de mümkündür. Yatan hastaların ilaç ihtiyaçlarının reçete edilerek hasta ve yakınlarına aldırılması geçmişte birçok mağduriyete ve suistimallere sebebiyet vermiştir” denildi.

“MAĞDURİYET VE SUİSTİMALLERİN ÖNÜNE GEÇİLMİŞTİR”

"Hükümetimiz tarafından yürütülen ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ile bu yanlış uygulamaya son verilmiş ve yatan hastalarımızın ilaç, malzeme vb. ihtiyaçları ilgili hastaneler tarafından satın alınarak hem hastalarımız için önemli bir kolaylık sağlanmış hem de olası mağduriyet ve suistimallerin önüne geçilmiştir” denilen açıklamada, “Bu nedenle SGK tarafından 21 Nisan 2015 tarihinde Resmi gazete’de yayımlanan SUT değişikliği ile kanser ilaçlarının reçete ile hastalara aldırılması uygulamasına 1 Temmuz 2015 tarihinden geçerli olmak üzere son verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

“Kanser ilaçlarının hastane koşullarında hastalarımızın tedavi protokollerine uygun doz hesaplamaları ve çalışan güvenliği açısından gerekli önlemlerin alındığı ünitelerde hastanelerimizce temin edilerek, dış reçete yazılmadan, tedavi protokollerinin uygulanması gerçekleştirilecektir. Uygulama değişikliği ile gereksiz ilaç harcamalarının önüne geçilmesi ve hijyenik koşullarda kemoterapi uygulamalarının yaygınlaştırılması amaçlanmıştır.”

Göz tansiyonuna 5 dakikada ameliyat

Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen "glokom" hastalığının tedavisinde uygulanan ve 5-15 dakika arasında tamamlanan "Glokom Shunt" ameliyatı, Uzunköprü Devlet Hastanesi'nde yapılmaya başlandı.

İspanya'dan Türkiye'ye gelen Prof. Dr. Javier Rodriguez ile Uzunköprü Devlet Hastanesi göz doktoru Op. Dr. Osman Kaplaner'in bu yöntemle ameliyat ettiği 4 hasta, sağlıklarına kavuştu.

Dünyada birkaç ülkede uygulanan operasyon, çok kısa sürede tamamlanmasıyla da dikkati çekiyor.

"Bu yöntemle daha az kesi yapılıyor"

Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Uzunköprü Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Recep Vural, glokom hastalığında dünyadaki birkaç merkezde uygulanmaya başlayan yöntemin, hastanelerinde uygulanabilmesinin mutluluk verici olduğunu söyledi.

Bu yöntemin az kesiyle yapılabilmesi dolayısıyla önemli olduğuna işaret eden Vural, "Bu tedavinin şu anda Türkiye'de ilk olarak hastanemizde yapılmaya başlanması bizi gerçekten onurlandırdı, gururlandırdı. Avrupa'da da daha önce birkaç ülkede yapılmış olması bu uygulamanın ne kadar geleceği olan bir uygulama olduğunu göstermektedir" dedi.

Kaplaner: "Ameliyat 5-15 dakika arasında sürüyor"

Opr. Dr. Osman Kaplaner de daha az risk taşıyan yöntemin aynı zamanda konforlu olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Ameliyat 5-15 dakika arasında sürüyor. Lokal anestezi altında gerçekleştirilen ameliyatla, hastanın gözüne bir tüp yerleştiriyoruz. Bu tüple gözün içerisindeki sıvıyı göz zarının altındaki alana aktarıp gözün tansiyonunu düşürmekteyiz. Bu ameliyatı, ilaçlarla hastalığın ilerlemesini durduramadığımız, düzenli ilacını kullanmayan ve bir önceki seton cerrahisi dediğimiz aygıt koymadan yaptığımız ameliyatlarda başarı sağlayamadığımız hastalara yapıyoruz. Ayrıca, bu ameliyatı Avrupa'da ve Kanada'daki birkaç merkezlerle eş zamanlı olarak uygulamaya başladık."

(milliyet.com.tr)