29 Nisan 2016 Cuma

İnternetten hastalığınıza teşhis koymayın

Herhangi bir şikayetimiz olduğunda, doktora gitmeden önce "şöyle bir internetten araştırayım" diye düşünmek ve karşımıza çıkan bilgilerden sonra adı çıkan hastalıkları okuyarak ön yargı sahibi olmak kişiyi strese ve kafa karışıklığına itiyor.


Nöroloji Uzmanı Dr. Suzan Üstün, internette sürekli araştırma yaparak kendi kendimize hastalık tanısı koymanın zararlarını anlatıyor.                                            

'ŞÖYLE BİR İNTERNETTEN ARAŞTIRAYIM' 

Hastalarımızın çok büyük bir çoğunluğu doktora gelmeden önce  ''şöyle bir internetten araştırayım''  diye düşünerek şikayetini arama motoruna yazıyor. Karşısına çıkan bilgilerden sonra adı geçen hastalıkları okumaya başlıyor. Tabii bu durumda doktora, kafasında birtakım ön tanılar ve yapılması gerekli tetkik listesi ile geliyor. Hatta bazen kesin tanıyı bile belirlemiş oluyor.

KENDİNDE ÖNEMLİ BİR HASTALIK OLDUĞUNDAN KAYGI DUYMAK

Fil hikayesini hepimiz biliriz. Gözleri kapalı birinin filin hortumuna ya da kulağına dokunarak ne olduğunu anlamaya çalışmasıyla internette şikayetini yazarak hastalığının ne olduğunu bulmaya çalışmanın kesinlikle hiç bir farkı yok. Gereksiz kafa karışıklığı, stres ve gereksiz testlerden başka getirisi yok hastalar için. Ama internetten bilgi edinme öyle bir boyuta geldi ki, kişiler bunu ihtiyaç gibi görüyor ve hatta bir grup hastamız var ki, kendini bundan alıkoyamıyor. Herhangi bir şikayeti nedeniyle kendisinde önemli bir hastalık olduğundan ve doktorların bunu bulamadığından o kadar kaygılı ki, sürekli internet başında araştırma yapıyor. Böyle hastaların sayısı maalesef giderek artıyor. Bu hastalarımızla karşılaştığımızda zor olan; hastalığını teşhis etmekten ziyade, kafasında oluşan ön-kesin tanıları değiştirmek ve kendisinde bu hastalıkların olmadığına onu ikna etmek oluyor. Hatta bu durum başlı başına tedavi edilmesi gereken bir duruma dönüşebilmekte maalesef.

Herhangi bir şikayetiniz olduğunda internetin başına geçmek yerine öncelikle doktorunuza gidin. Eğer kesin tanınız konulursa o zaman hastalığınız hakkında daha fazla bilgi almak için interneti kullanabilirsiniz. İnanın bu çok daha faydalı olacaktır ve gereksiz streslerden sizi koruyacaktır.
doktorsitesi.com

Hiç yıkanmazsanız neler olur? İşte cevabı...

Su yok, sabun yok, hiçbir şey yok... Böyle bir hayat yaşadığınızı düşünebiliyor musunuz? İsterseniz yaşarsınız tabii, kim karışabilir? (Muhtemelen yakın çevreniz...) Peki diyelim ki yıkanmayı toptan bıraktınız. Vücudunuzda nasıl değişimler yaşanır?


Bu sorunun cevabını Discovery News verdi. İşte hiç yıkanmazsanız (ya da çok sık yıkanırsanız) vücudunuza olacaklar...

SAĞLIKLI BAKTERİLERE DESTEK OLMALISINIZ

İnsan cildi üzerinde bin kadar farklı bakteri ile 80 kadar mantar türü yaşıyor. Bu mikroorganizmaların önemli bir kısmı sağlığımız için faydalı. Kötü bakterileri kovuyor ya da cilt salgılarını parçalayarak doğal nemlendiriciler ortaya çıkmasını sağlıyorlar.

Ancak zaman zaman cildimiz kötü bakterilerle kendi kendine başa çıkamıyor. Burada da devreye yıkanmak giriyor. Düzenli olarak yıkanmayan kişiler, ağızlarına, gözlerine ya da burunlarına dokunduklarında, kendilerini hastalık yapan mikroorganizmalara maruz bırakmış oluyor.

ENFEKSİYONA DİKKAT!

Bununla bağlantılı olarak, yeterince yıkanmadığımız zaman, cildimizin yüzeyindeki iyi mikroorganizmalarla kötü mikroorganizmaların dengesi altüst oluyor. Bu da cilt enfeksiyonlarına neden oluyor.

CİLT SORUNLARINIZ VARSA...

Hele ki mantar, akne gibi cilt sorunlarınız varsa durum daha da tehlikeli... Zira tüm pislik, ter, ölü hücreler ve yağ, cildinizin üzerinde birikiyor, cilt sorunları kronikleşmeye başlıyor.

CİLDİNİZ KABUK TUTMASIN

Yıkanmamanın daha ileri aşamalarında 'dermatosis neglecta' (ihmal edilmiş cilt sendromu desek yanlış olmaz) denilen durum ortaya çıkmaya başlıyor. Sebum, keratin, ter ve kir cildin üst yüzeyinde birikerek kalın, kahverengi plaklar oluşturuyor.

ÇEVRENİZDEKİLERİ DE DÜŞÜNÜN

Son olarak (ki bu çevrenizdekileri de ilgilendiriyor) hiç yıkanmazsanız vücudunuzdan yükselecek kokuları da unutmayalım. Burada minik bir parantez açalım: Her ne kadar dilimize 'ter kokusu' olarak yerleşmiş olsa da aslında ter kokusuz bir madde. Terin kokusunun kaynağı ise 'bromhidroz' denilen kimyasal bir olay. Basitçe açıklamak gerekirse, cildimizdeki bakteriler, terdeki proteinler ve yağ asitlerini yiyor ve ortaya kötü kokan kimyasallar çıkarıyor.

İŞİ ABARTMAMAKTA DA FAYDA VAR

Peki çok sık yıkanırsak ne oluyor? Bu sefer de vücudumuzdan sağlığa faydalı bakterileri de atmış oluyoruz. Cildimiz kuruyor, nemini yitiriyor ve küçük çatlaklar oluşuyor. Bu da enfeksiyona yol açabiliyor.

NE SIKLIKLA YIKANMALI?

Dematologlara kalırsa, yüzümüz, koltuk altlarımız ve kasık bölgemiz özellikle temiz tutulması gereken alanlar. Sağlık sektöründe çalışan ya da her gün egzersiz yapanlara, mutlaka günde bir kez yıkanmaları tavsiye ediliyor. Masabaşı bir işiniz ya da hareketsiz bir hayat tarzını varsa iki günde bir yıkanmak da yeterli olabilir elbette. Ancak çevrenizdekilerin tepkilerine dikkat edin. İnsanların yanınızda yüzlerini buruşturmalarına sebep olmayın sakın!

28 Nisan 2016 Perşembe

Önce sezaryen, sonra karnındaki ur için ameliyat oldu

Bingöl'de, sezaryenle bebek dünyaya getiren kadının karnındaki 6.5 kiloluk ur da bir hafta sonra ameliyatla alındı.

24 yaşında ve 35 haftalık hamile olan ve adı açıklanmayan kadın, sezaryen ile doğum yapmak üzere geldiği Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde yapılan muayenede, rahminde ur olduğu saptandı. Op. Dr. Alper Tuğlu yapılan muayenede 6.5 kiloluk kitlenin, sezaryenden bir hafta sonra ameliyatla alınmasına karar verdi.

Randevu gününde hastaneye giderek sezaryenle sağlıklı bir bebek dünyaya getiren kadın, bir hafta sonra da karnındaki 6.5 kiloluk urdan kurtuldu.

Başarılı operasyonu gerçekleştiren Op. Dr. Alper Tuğlu, bebeği sezaryenle alarak, sağlıklı bir şekilde aileye teslim ettiklerini söyledi. Karnında bu büyüklükte bir kitle bulunan hastaya sezaryen yapmanın riskli olduğunu belirten Op. Dr. Tuğlu, “Buna rağmen hastamızı başarılı bir şekilde sezaryene aldık ve bebeğimizi sağlık bir şekilde aileye teslim ettik. Hastamızı sezaryen yaptıktan bir hafta sonra da ameliyatla karnındaki kitleyi aldık” dedi. DHA

Beynine pil takılması gereken Asude Beyazgeyik 150 bin lira bulamazsa ölecek

Asude Beyazgeyik'in yaşayabilmesi için beynine de pil takılması gerekiyor. Kızının beynine pil takılması için 150 bin lira gerektiğini belirten baba, "Kızım gözümün önünde eriyor" diyerek yetkililerden yardım bekliyor.



Adana'da doğuştan kalp damarları ters olduğu için 3 yaşında açık kalp ameliyatı olduktan sonra kalbine pil takılan ve yatalak kalan Asude Beyazgeyik'in yaşayabilmesi için beynine de pil takılması gerekiyor. Kızının beynine pil takılması için 150 bin lira gerektiğini belirten baba, "Kızım gözümün önünde eriyor" diyerek yetkililerden yardım bekliyor.

KALP DAMARLARI TERSTİ!

Seyyar satıcılık yapan Mustafa Beyazgeyik (39) ile ev hanımı Songül Beyazgeyik (30) 15 yıl önce evlendi. Bu evlilikten çiftin İsmail Emre (14), Saadet Nur (11) ve Asude Beyazgeyik (8) ismini verdikleri 3 çocukları oldu. İlk iki çocuğunun sağlık problemi olmayan Beyazgeyik ailesinin son çocuğu olan Asude Beyazgeyik'in doğuştan kalp damarlarının ters olduğu ortaya çıktı. 3 yaşına kadar ilaçlarla tedavi gören Asude Beyazgeyik için ameliyata karar verildi. Ameliyattan önce konuşan ve koşup oynayan Asude Beyazgeyik bir üniversite hastanesinde açık kalp ameliyatı oldu. Başarılı geçen ameliyatın ardından Asude Beyazgeyik yoğun bakıma alındı. Ameliyattan 4 saat sonra Asude fenalaştı ve kalbi durdu. Beyazgeyik'e uzun süre kalp masajı yapılarak geri döndürüldü. Ancak bu sırada beynine oksijen gitmediği için Asude'nin başından aşağısı tutmaz hale geldi. Doktorlar Asude'nin kalbine de pil taktı. Hastaneden taburcu olan Beyazgeyik Adana'daki evine döndü. Ancak Asude Beyazgeyik bu kez de sık sık nöbet geçirmeye bayılmaya başladı. Günde 10-15 kez nöbet geçiren Beyazgeyik'i baba Mustafa Beyazgeyik hastaneye götürdü.

SEYYAR SATICILIK YAPAN BABA ALDIĞI CEVAPLA YIKILDI!

Yeşil kartlı olan baba Mustafa Beyazgeyik'in kızı için yurt dışından ilaç getirtildi. 5 yıldır ilaçları kullanarak hayatta kalan Asude'nin ilaçlara rağmen nöbetleri artarak devam edince doktorlar beynine de pil takılmasına karar verdi. Ancak ağır engelli olduğu için devlet pil takma ameliyatını ve masraflarını karşılamadığından baba Beyazgeyik, BİMER'e başvuru yaptı. BİMER ise babayı talebinin yerine getirilmesi için Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gazi Hastanesi'ne gönderdi. Hastane ise talebe, "Hasta ağır engelli olduğu ve çocuklara takılan beyin pilini devlet karşılamadığı için bu işlem hiçbir üniversite ve devlet hastanelerinde ücretsiz yapılmamaktadır" yanıtını verdi.
Seyyar satıcılık yaparak geçinen baba Beyazgeyik, cevapla yıkıldı. Baba Beyazgeyik özel hastanelerle görüştüğünde ise kızının beynine pil takılması için 150 bin lira paraya ihtiyaç olduğunu öğrendi.

KALBİNE PİL TAKILAN MİNİK ASUDE'NİN TEK ŞANSI BEYİN PİLİ

Mustafa Beyazgeyik, kızının hayatta kalmasının tek şansının beynine pil takılması olduğunu belirterek, "Kızım her gün 10-15 kez nöbet geçiriyor. Nöbet geçirdiği zaman hayattan kopuyor yarı ölü oluyor. Artık ilaçlar fayda etmiyor. Doktorların söylediğine göre kızımın tek kurtuluşu beynine pil takılması. Ancak bunu devlet karşılamıyor, benim de 150 bin lirayı bulacak gücüm yok. Kızım her gün gözümün önünde eriyip gidiyor. Benim tek isteğim kızımın hayatta kalması. Tek isteğim kızıma bu ameliyatı yaptırsınlar başka hiç bir şey istemiyorum" dedi.

Baba Beyazgeyik kızının yatalak olduğu için hiç ayakta duramaması nedeniyle özel yaptığı bir aparatla onun ayakta durmasını sağlıyor. Baba Beyazgeyik, kızını haftanın 3 günü özel eğitim merkezine ve fizik tedaviye götürüyor. Kızını çok seven baba ona bir gül gibi bakarken onun yeniden ayağa kalkması ve konuşması için elinden gelen her şeyi yapıyor. Habertürk

'Çocuğumu dövmüyorum, arada poposuna vuruyorum' diyenler, dikkat!

'Çocuk terbiyesinde dayağın yeri' çok uzun zamandır tartışılıyor. Dayağın cennetten çıkma olduğunu savunanlar bir yanda, çağdışı olduğunu savunanlar diğer yanda... Bir de 'çocuğun poposuna hafif bir şaplak atmak'tan geçen orta yol savunucuları var elbette... Peki kim haklı? Sorunun cevabı 50 yıl boyunca gerçekleştirilen çok sayıda araştırmanın analizinde...

Texas Üniversitesi'nden Dr. Elizabeth Gershoff'un bilim dergisi Journal of Family Psychology'de yayımlanan makalesine göre, çocuklara şaplak atmanın çocuklar üzerindeki psikolojik etkilerinin yanı sıra ebeveynler için de bedeli büyük.

Dr. Gershoff incelemesinde toplamda 160 bin 927 çocuğu kapsayan araştırmaları bir araya getirmiş. Sonuç şu: Araştırma kapsamında şaplağı diğer fiziksel ceza yöntemlerinden tamamen ayrıştırmak çok mümkün olmamakla birlikte, popolarına vurulan çocuklar, test edildikleri 17 olumsuz özellikten 13'ünü gösteriyor. Dahası bu yol, çocukların ebeveynlerin isteklerini yerine getirmesi yönünde hiçbir katkı sağlamıyor.

'BABAM DA BANA YAPTI' DİYENLER, DİKKAT!

Dahası, yetişkinlerin çoğunun sığındığı, "Beni de dövdüler, bak bugün sapasağlamım" argümanı büyük bir kandırmacadan ibaret. Çocukken popoya şaplak yiyen yetişkinlerde ruh sağlığıyla ilgili sorunlar ve asosyal davranışlar daha sık görülüyor.

Dr. Gershoff'un bir başka önemli bulgusu da, şaplakların yaşanma sıklığının sonuçlar üzerindeki etkisinin çok büyük olması. Bir çocuk ne kadar sık şaplaklanırsa, negatif etkiler o kadar yoğun oluyor.

Sonuç? Dr. Gershoff'un ifadeleriyle, "Popoya vurulan şaplakları dayaktan, çocuk istismarından saymıyoruz. Ancak araştırmamız, ikisinin de sonuçlarının aynı olduğu gösteriyor. Sadece şaplaklanan çocuklardaki etkileri daha hafif oluyor". Hürriyet

Hamile olduğunu doğururken anladı

Genç kadın bir şirkette satış danışmanı olarak o gün işe başlamıştı. Akşam eve geldi, anahtarları içerde unuttuğunu hatırladı. Kapıyı tekmeledi. Çilingir sayesinde eve girmeyi başardı. Birden kasıklarında bir sancı hissetmeye başladı. O sancı doğum sancısıydı ve 23 yaşındaki Klara Dollan hamile olduğunu bile bilmiyordu.


Klara birden çığlık atmaya başladı ve sancısından banyoda yere düştü. O sırada komşusu içeri girdi ve kanlar içerisinde Klara'yı gördü. Klara komşusuna "Hemen ambulansı ara" dedikten sonra içgüdüsel olarak ıkınmaya başladı. Birden bebek kafasını gördüğünde ise gözlerine inanamadı. Yine bilinçsizce çocuğu havluya sardı ve ambulans geldikten sonra bebeğiyle hastaneye gitti.

"SENİ BU SABAH GÖRDÜM VE HAMİLE DEĞİLDİN"

Annesini arayan Klara, "Anne bir kızım oldu" dedi. Telefonda bir süre sessizce kalan anne Dollan ise sadece "Seni bu sabah gördüm ve hamile değildin" dedi.

9 AY DOĞUM KONTROL HAPI KULLANDI SADECE 2 KİLO ALDI

Doğumdan 5 ay önce 2,5 yıllık erkek arkadaşından ayrılan genç kadının ise bu süreçte ne mide bulantıları, ne sırt ağrısı, hamileliğe dair herhangi bir belirtisi olmadığı gibi 9 ay boyunca regl olduğu ve hatta doğum kontrol hapı kullanmaya devam ettiği ortaya çıktı.

7 aylık hamileyken sadece 2 kilo alan genç kızın "Örtülü hamilelik" de denilen bir hamilelik yaşadığı anlaşıldı. Uzmanlara göre ise bu durum sanıldığından daha yaygın bir durum. (Hürriyet)

Genç kadın 7 aylık hamileyken bu fotoğrafı çekmişti

'Çaya şeker yerine tereyağ'

Küçükçekmece Belediyesi tarafından oluşturulan bir dizi etkinlik programına katılmak için Küçükçekmece’ye gelen Ünlü Diyetisyen Prof. Dr. Canan Karatay, “Zeytinyağı yağ değildir, ana sütünün aynısıdır” dedi. Canan hoca ayrıca 'Çaya eskiden şeker yerine tereyağ katılırdı. Tereyağının hiçbir zararı yoktur.' dedi.

Küçükçekmece Belediyesi tarafından vatandaşların aşırı kilolarından kurtulmalarını sağlamak ve sağlıklı yaşam alanı oluşturmak adına oluşturduğu bir dizi etkinlik programına Prof. Dr. Canan Karatay katıldı. Öğle saatlerinde başlayan etkinliklerin ilkinde Küçükçekmece Belediye Başkanı Yardımcısı Besim Müftüoğlu ve Canan Karatay Hobi bahçelerini gezerek çocuklarla birlikte domates ve biber fidesi dikti. Fide dikim sırasında Prof. Dr. Canan Karatay çocuklara ve ailelerine tavsiyelerde bulundu.

Hobi Bahçelerini ziyareti sırasında açıklama yapan Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Besim Müftüoğlu, “Vatandaşlarımızın genel kültürel değerlerini artırmak amacıyla bu programları tertipliyoruz. Sağlık, siyaset, günlük problemleri gibi konuların çözümünü üretmek, çeşitli uzman kişileri çağırıp görüşlerimizi halkımıza ifade etmeye çalışıyoruz.” dedi.

“TEREYAĞI VUCUDUN EN ÖNEMLİ BESİN KAYNAĞIDIR”

Hobi Bahçelerini gezerek çocuklara ve ailelerine tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Canan Karatay, doğal yağların önemli bir besin kaynakları arasında olduğuna değindi. Yaptığı açıklamada tereyağının önemli bir besin kaynağı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Karatay, “Doğal tereyağı, köy tereyağı tüketebilirler. Ben bir kardiyolog olarak kitabımda tereyağı nasıl yapılacak onu anlatıyorum. Çünkü, tereyağı kalbimizin iyi çalışması için önemlidir ve vücudumuzun iyi en önemli besinlerinden biridir. Damarlarımızın tıkanmaması içinde tereyağı önemlidir. Tereyağını köy yumurtasına kırıp yiyebilirsiniz, yemeklerinizde kullanabilirsiniz. Hatta Orta Asya’da yaşayan kişiler çaylarına tereyağı koyarlar. Bizde de şeker üretilmeden önce çaylar tereyağı ile içilirdi. Tereyağının hiçbir zararı yoktur” diye konuştu.

“ZEYTİNYAĞI ANA SÜTÜNÜN AYNISIDIR”

Zeytinyağının önemli bir besin kaynağı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karatay, “Zeytinyağı çoklu doymamıştır, zeytinyağı da çok faydalıdır. Zeytinyağı yağ değildir. Doğal zeytinyağı ana sütünün aynısıdır. Zeytinyağı zeytin meyvesinin meyve suyudur. Çocuklara rahatlıkla zeytinyağı verebilirsiniz. zeytinin içine döküp yedirebilirsiniz. Zeytin en sağlıklı meyvedir, zeytinyağı da en sağlıklı meyve suyudur. Zeytin altındır, zeytinyağı da altın suyudur” şeklinde konuştu.

“DONDURMA BÜYÜKLERİN VE ÇOCUKLARIN ALDATMACASIDIR”

Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte çocukların yiyeceklerine dikkat etmeleri gerektiğini belirten Karatay, “Çocuklar dondurma yiyebilirler, yalnız dondurmalar maalesef mısır grubu şekeriyle yapıldığı için zararlı olabilir. Dondurma yediğiniz zaman gırtlağınızda yanma olursa bilin ki onun içinde sağlıklı şeker yok demektir. Annelerin yaptığı dondurmayı yesinler, onun dışında yemesinler. Dondurma bir yiyecek değildir, çocukların ve büyüklerin aldatmacasıdır” ifadelerini kullandı. Küçükçekmece Belediyesi Hobi Bahçelerinin gezisi sonrasında Prof. Dr. Canan Karatay, Atakent Kültür ve Sanat Merkezinde düzenlenen söyleşi programına katıldı.

Her göz tümörü kanser değildir

Doç. Dr. Samuray Tuncer, her göz tümörünün kanser olmadığını belirterek, "Tümör olarak adlandırılan kitlelerin yüzde doksanı iyi huylu oluyor. Bunun topluma iyi bir şekilde anlatılması gerekli." bilgisini verdi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuncer, yaptığı yazılı açıklamada, göz ve çevresindeki dokuları ilgilendiren bütün kitleleri "göz tümörleri" olarak adlandırdıklarını anlatarak, vücuttaki şişliklerin, benlerin veya herhangi bir sivilcenin tümör alanına girdiğini kaydetti.    

Göz çevresinde, kapaklarında, gözün içerisindeki yapılarda, iriste, retinada ve retinanın altındaki bağ dokusunda ve koroid adı verilen damarsal tabakada, göz kemikleriyle ve gözün arasındaki orbita denilen bölgede farklı birtakım tümörlere rastlanılabileceğini anlatan Tuncer, "Tümör denildiğinde hastalar korkuyor. Her tümör kanser demek değildir. Tümör olarak adlandırılan kitlelerin yüzde doksanı iyi huylu oluyor. Bunun topluma iyi bir şekilde anlatılması gerekli." değerlendirmesinde bulundu.    

TÜMÖRLER GÖZ BEBEĞİNİN YAPISINI BOZABİLİR  

Kötü huylu tümörlerin kanser olduğunu belirten Tuncer, bunların yumuşak dokular olduklarını ve sarkom olarak adlandırıldıklarını, bunların tüm tümörler içinde sadece yüzde onluk bölümü oluşturduğuna dikkati çekti.

Tümörlerin oluştukları bölgeye göre farklı belirtiler gösterebileceklerini aktaran Tuncer, şunları kaydetti:    

"Bu belirtiler göz içerisinde kızarıklık, göz kapaklarından oluşan şişlikler, gözün etrafında iltihaplanma, kaşıntı şeklinde ortaya çıkabilir. Tümörler bazen göz bebeğinin yuvarlak yapısını da bozabilir ve gözün içinde iris tabakadaki tümörlerdeyse bazen kahverengi bazense açık renkte kitleler görülebilir. Gözün arkasında ortaya çıkan tümörler ise bazen hiçbir şikayete sebep olmaz ve bunlar rutin muayene sırasında ortaya çıkabilir."    

"GÖZ KANSERİ SİNSİCE İLERLEYEBİLİR"    
Doç. Dr. Samuray Tuncer, göz muayenesinin önemiyle ilgili insanların bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı.    

Göz doktoruna gelindiğinde göz kapağından, gözün arkasına kadar bütün yapıların dikkatlice incelenmesi gerektiğini aktaran Tuncer, "Kapaklara bakmak lazım, kapakların iç kısmına, göz tansiyonuna bakmak lazım ve mutlaka her hastayı çok iyi bilinçlendirmek lazım. Teşhiste detaylı muayene önemlidir. Bazen göz kanserleri hiçbir şikayete neden olmadan gözde yavaş yavaş büyüyebilir. Bundan dolayı çocukların belli aralıklarla göz dibi muayenelerinin yapılması, göz tümörlerinin erken teşhisi için çok önemlidir." bilgisini verdi.

Samuray Tuncer, enjeksiyonla tedavi, radyoaktif plak tedavisi ve göz arteri yoluyla kemoterapinin Türkiye'de yaygın olarak kullanıldığını, erken teşhisin tedavinin başarı şansını arttırdığını belirterek, göz tümörlerinin genetik geçişli olduğunu kaydetti.

Kanseri taklit eden lezyonların varlığına da dikkat çeken Tuncer, retinada görülen bir kanamanın veya yaşlı kişilerde sıklıkla görülen sarı nokta hastalığının kötü huylu tümörü taklit edebildiğini, bu nedenle doğru teşhisin yapılmasının önemli olduğunu aktardı.  

27 Nisan 2016 Çarşamba

Sağlam dişleri çeken hekime 8 yıl hapis

Fransa’da hastaların sağlam dişlerini çektiği ifade edilen Hollandalı diş hekimi, meslekten men edilerek 8 yıl hapse çarptırıldı.

Ntv.com.tr'ye göre Fransa’da Chateau-Chinon kasabasında muayenehanesi bulunan ve en az 120 hastasının şikayeti üzerine 2013 yılında göz altına alınan 51 yaşındaki Hollandalı diş hekimi Jacobus van Nierop, hastalarına sadistçe davrandığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı. Hakkında soruşturma açılan Jacobus van Nierop’un, Nevers kasabasında görülen davada, diş hekiminin hastaların çene kemiğinde kırıklar ve geçmeyen apseler oluştuğu ve hastalarda kan zehirlenmesi meydana geldiği ifade edildi. Meslekten atılan diş hekimi, ayrıca 8 yıl hapis ve 10 bin 500 Euro (yaklaşık 33 bin 600 TL) para cezasına çarptırıldı.

"HASTALARIMIN CANININ YANMASINDAN ZEVK ALIYORUM"

Savcı Lucille Jaillon-Bru, Hollandalı diş hekiminin gereksiz ve sancılı bir yöntem uyguladığını ifade ederek, diş hekiminin amacının hastaların sağlık sigorta sistemi üzerinden para kazanmak olduğunu ve hastalarının canının yanmasından zevk duyduğunu kaydetti. Davaya katılan 65 yaşındaki bir hasta, van Nierop’un bir muayene esnasında 8 dişini birden çektiğini belirtti. Diş hekiminin ise, sorulan sorulara cevap vermeyi reddettiği kaydedilerek, psikolojik sorunlarının olduğunu söylediği öğrenildi.
2013 yılında göz altına alınan diş hekimi hakkındaki şikayetlerin artmasının ardından Aralık ayındaki duruşmasından önce Kanada’ya kaçmayı başarmıştı. Fransa’nın hakkında arama kararı çıkardığı diş hekimi, Kanada’nın New Brunswick bölgesinde yakalanmasının ardından 2014 yılında Fransa’ya iade edilmişti.

Eşi ölen kadınların sağlığı iyiye gidiyor

Bilim dünyasından erkeklere mesaj var: Eşinize iyi bakın. Yapılan araştırmalara göre eşlerini kaybeden kadınların sağlık durumu iyiye giderken, erkeklerin durumu ise kötüye gidiyor.


İngiliz gazetesi Daily Mail'de yer alan habere göre araştırmacılar kocasını ve karısını kaybedenlerin sağlık durumunu incelediğinde eşini kaybeden kadınların sağlığının düzeldiği ortaya çıktı. Padova Üniversitesi'nden Dr. Caterina Trevisan, "Eşinin olması erkekler için iyi bir durum çünkü kendilerine bakan, sağlığıyla ilgilenen, ev işlerini yapan bir kadın var. Ancak kadınlar için bu durum stres nedeni ve kafa karıştırıcı. Ev işlerinin kadına yüklenmesi, erkeğin bakımının kadına yüklenmesi durumu söz konusu." dedi.

EVLENMEYEN KADINLARDA DEPRESYON RİSKİ DAHA DÜŞÜK

Evlenmeyen kadınlarda depresyon riskinin daha düşük olmasının arkasında, toplumun kadına yüklediği bu rollerin olduğu, iş hayatında daha yüksek tatmine ulaştığı, sosyal açıdan daha aktif olması gibi nedenler olduğu düşünülüyor.

Araştırma süresince İtalya'da yaşayan 733 erkek ve 1154 kadın incelendi. Araştırma sonucunda en tehlikeli grupta olanlar ise hiç evlenmemiş ve eşini kaybetmiş erkekler olduğu ortaya çıktı.

Derisi dökülüyor ve tek bir hayali var

Bursa'da yaşayan 6 yaşındaki Azra doğuştan, halk arasında balık derisi olarak bilinen bir hastalığıa sahip. Küçük kızın ise tek bir hayali var: Saçlarını uzatmak ve toka takmak.


Balık derisi hastalığı olarak bilinen, iktiyozis vulgaris hastalığına yakalanan 6 yaşındaki Azra Demirci tedavi olmak istiyor. Hastalığı sebebiyle vücudunun tamamı balık derisi gibi kabuk bağlayan küçük kız, dış görünümü sebebiyle sokağa çıkamıyor. Deri yüzeyindeki dökülmeye bağlı 6 yıldır sürekli kaşınan minik Azra, saçlarını uzatmak ve toka takmak istediğini söylüyor. Yaşar ve Fatma Demirci çiftinin en büyük çocukları olan Azra, kısa zamanda gözlerinden ameliyat olmaz ise görme bozukluğu da yaşamaya başlayacak.

"AYLARCA ÇOCUĞUM YOĞUN BAKIMDA KALDI"

Kardeşleriyle birlikte oyun oynayan Azra, önümüzdeki dönem okula başlayacak olmasına ise sevinemiyor. Doğumdan sonra kızlarının hastalığı ile karşılaştıklarını belirten anne Fatma Demirci, “Aylarca çocuğum yoğun bakımda kaldı. 2 yıl boyunca hep ölecek gözü ile bakıyorlardı. Gittiğimiz hiçbir hastane de bizlere yardımcı olamadı. Göründüğü gibi her gün nemlendirici krem kullanmamız gerekiyor. Sigortanın ödediği tedavileri uygulayabiliyoruz. Diğer ilaçları alamıyoruz. Yaptığımız araştırmalara göre farklı tedavi yöntemleri de varmış. Ama biz yapamıyoruz. Bütçemiz yetmiyor. Eşimin kardeşinin evinde oturuyoruz. Eşim inşaatlarda çalışıyor. Belki bu zamana kadar alamadığımız ilaçlar kızıma iyi gelecekti. Yardım ve ilaç için rapor ile ilgili nereye başvurursak vuralım, "Sağlık Bakanlığı’nda böyle bir yasa yok" cevabı alıyoruz. Böyle çocuklara hak tanınmasını istiyorum” dedi.

"ÇOCUĞUMU BENİM SAKAT BIRAKMAMI İSTİYORLAR"

Çocuğunun gözlerinin önünde acı çektiğini belirten Demirci, “Doktorlar yürüdüğü için heyetten rapor çıkmaz" diyorlar. Kızımın sakat kalması durumunda rapor verebileceklerini söylediler. Çocuğumu benim sakat bırakmamı istiyorlar. Onun da kardeşleri gibi rahat rahat gezmesini eğlenmesini istiyorum. Çocuğumun gün geçtikçe psikolojisi de bozuluyor” diye konuştu.

Kardeşleri Şevval ve Muhammed ile oyun oynayan Azra ise bir an önce sağlığına kavuşmak istediğini ve herkes gibi olmak istediğini söyledi. Annesinin rahatlaması için krem sürdüğünde bile büyük acı çeken Azra yardım eli bekliyor.


Acı hissetmiyordu, dilini, burnunu parçalıyordu kötü haber geldi

Bursa’da, beynindeki tümör nedeniyle 9 kez ameliyat olan ve acı hissetmediği için vücuduna zarar verince ailesi tarafından yatağa bağlanmak zorunda kalan 4 yaşındaki Selen Özenç'ten acı haber geldi. Minik Selen yaşamını yitirdi.

Kızını son yolculuğuna uğurlayan baba Mehmet Özenç, "Selen sağlıklı olarak dünyaya geldi. 15 aylık iken rahatsızlık başladı. Sonrada acı hissetmedi. Gözüne, burnuna ve dişlerine zarar verdi. Biz de zorunlu olarak onu yatağa bağlıyorduk. Rahatsızlanan kızımı ambulans ile hastaneye yetiştirmeye çalışırken kaybettik" dedi.

15 AYLIKKEN SIKINTILARI BAŞLADI

Merkez Yıldırım İlçesi İsabey Mahallesi’de yaşayan Nurdan ve Mehmet Özenç çiftinin üç çocuğundan en küçüğüydü Selen Özenç,  2012 yılı Mart ayında sağlıklı olarak dünyaya gelen Selen 15 aylık olunca ayakları tutmamaya başladı. Daha sonra kafasında önce su daha sonra da tümör tesbit edilen Selen 9 kez ameliyat olmasına rağmen bir türlü sağlığına kavuşamadı.


KENDİNE ZARAR VERDİĞİ İÇİN YATAĞA BAĞLANDI

Yaşadığı rahatsızlık nedeniyle artık vücudunda acı hissetmeyen Selen, önce dişlerini söktü, sonra burnunu parçaladı, en son zarar verdiği sağ gözünden ameliyata alındı. Ailesi tarafından kendisine zarar vermemesi için yatağına bez parçaları ile bağlanan Selen rahatsızlandı. Ailesi tarafından çağrılan ambulans ile devlet hastanesine götürülmek istenen talihsiz Selen yolda yaşamını yitirdi. Kızını dün gözyaşları içersinde son yolculuğuna uğurlayan Mehmet Özenç, "Sağlıklı doğan yavrum bir anda rahatsızlandı. Dokuz kez ameliyat olmasına rağmen doktorlar çaresiz kaldı. Son aylarda Selen vücuduna zarar vermeye başladı. Buda bizim canımızı çok acıtıyordu. Onu bağlamak zorunda kalıyorduk. Kızım rahatsızlanınca hastaneye getirmek istedik fakat yolda yaşamını yitirdi" dedi.
Talihsiz Selen Bursa’da dün ikindide kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. DHA

"Uyarıcı ilaçlar psikoza neden olabilir"

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite tedavisi için kullanılan uyarıcı ve dikkat artırıcı ilaçları sınavlar öncesi çalışma dönemlerinde kullanan gençlerin ruh sağlığında bozulma olduğu bildirildi. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Aydın: "Her zaman dikkatin artması ve uykusuz kalmak iyi bir şey olmayabiliyor çünkü bu ilaçların aynı zamanda uyarıcı özellikleri var. İhtiyacı olmayan birinin kullanması durumunda psikoza varan tablolar olabilir." 


Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Aydın, gençlerin önemli sınavlar öncesi uyarıcı ilaçlar kullanıp dikkat artırmaya ve daha az uyumaya çalıştıklarını belirterek "Her zaman dikkatin artması ve uykusuz kalmak iyi bir şey olmayabiliyor çünkü bu ilaçların aynı zamanda uyarıcı özellikleri var. İhtiyacı olmayan birinin kullanması durumunda psikoza varan tablolar olabilir." dedi.

DİKKAT ARTIRICI İLAÇLAR KULLANILIYOR

Prof. Dr. Aydın, bazı gençlerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedeniyle birtakım uyarıcı, dikkat artırıcı ilaçlar kullandıklarını ifade ederek bunların büyük bir kısmının özel reçete ile verilen ilaçlar olduğunu söyledi.

REÇETESİZ ALINMAYACAK İLAÇLAR ALINIYOR

Eczaneden bu ilaçları reçetesiz almanın mümkün olmadığını ancak bu ilaçların bir şekilde temin edildiğini dile getiren Aydın, ilaçların kötü niyetle suistimal edildiğini düşündüklerini aktardı.
Aydın, ilaçların gençler arasında dikkatin artması için Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı (YGS) gibi önemli sınavlardan önce kullanıldığını vurgulayarak şöyle devam etti:

"Her zaman dikkatin artması ve uykusuz kalmak iyi bir şey olmayabiliyor çünkü bu ilaçların aynı zamanda uyarıcı özellikleri var. İhtiyacı olmayan birinin kullanması durumunda psikoza varan tablolar olabilir. Daha öncesinde veya ailesinde ruhsal hastalık olan bir insanın özellikle çok dikkatli olması lazım. Bu ilaçların kullanılmasından önce mutlaka bir doktor muayenesinden geçmesi ve onun onayını alması gerekiyor."

"PSİKİYATRİ KLİNİĞİNE YATIRDIĞIMIZ GENÇLERİMİZ OLDU"

Aydın, uyarıcı ilaçların bir kısmının bağımlılık yapma potansiyeli bulunduğunu, bu nedenle özel reçeteye tabi olduklarını belirtti.

Hasta olmayan bir kişinin bu ilaçları alması durumunda bağımlılık riskinin ve bıraktığı zaman da sıkıntılı durumlar yaşama ihtimalinin çok daha yüksek olduğuna dikkati çeken Aydın, şunları söyledi:
"Gençlerimiz çalışma dönemlerinde uyarıcı ilaçları kullanarak uyanıklık süresini arttırıyorlar, daha az uyuyorlar. Bu tür ilaçları kullandıkları için zaman hezeyan ve halüsinasyon tarzı şikayetlerin ortaya çıktığı vakalarımız oldu. Hatta, maalesef psikiyatri kliniğine yatırarak tedavi etmek zorunda kaldığımız gençlerimiz oldu."

"UYKUYU GEREKTİĞİ KADAR ALMAK GEREKİYOR"

Prof. Dr. Aydın, söz konusu ilaçları kullanan gençlerin uykusuz kalarak vakti daha çok değerlendirdiklerini ve çok şey öğrendiklerini düşündüklerine işaret ederek uykusuz kalmanın çok yanlış olduğunu vurguladı.

Beynin uyku sırasında gereken işlemleri yaptığını anlatan Aydın, şunları kaydetti:
"Çünkü, hafızamızı sağlayan maddeler uyku sırasında salgılanıyor. Alınan bilgilerin işlenmesi, yerleştirilmesi ve kullanılması için depolanması uyku sırasında olan faaliyetler. Onun için de uykuyu gerektiği kadar almak gerekiyor. Uyarıcı ilaçlarla uykusuz kalmaktansa gündüz uyanık kalıp gündüzü iyi bir şekilde değerlendirip özellikle molalar vererek dikkati arttıracak bedensel hareketler yapılması çok önemli. Geceyi de uyuyarak geçirmeye çalışmaları, daha etkili bir çalışma ve daha etkili bir kayıt sistemini sağlıyor." Hürriyet

Küflü besinler sağlığınızı tehdit ediyor!

Küf, sadece besinde üreyen bir mikroorganizma olmanın ötesinde insan sağlığını da etkileyebilir. Mutfağın nemli bir alan oluşu da küf üremesini kolaylaştırır. Küfler, yeşil, siyah veya beyaz renkte olabilir. Bir besin küflendiğinde; tadı, görünümü, rengi ve kokusu değişime uğrar.
Özellikle tahıl ürünleri ve kuruyemişlerde üreyen mikotoksinler, insan sağlığı açısından oldukça tehlikelidirler. Aflatoksin ise özellikle yer fıstığı gibi yağlı tohumlarda, mısırda ve kuru meyvelerde üreyebilen bir küf toksinidir ve insan sağlığı açısından çok risklidir.Karaciğer kanseri ile dahi ilişkilendirildiği çalışmalar bulunmaktadır.
BESİNLERDE KÜFLENMEYİ ÖNLEMENİN EN ETKİN YOLU  
Besinleri satın almadan önce iyi inceleyin. Taze besinlerden yaralı olanları almayın, kapalı pakette olanlarda paketin içi görünenleri (cam kavanoz gibi) tercih edin. İşlenmiş et ürünlerinin her ne kadar tercih edilmemesi daha sağlıklı olsa da, satın almayı tercih ediyorsanız, ürünü görünür kirlenme olup olmadiğina dair iyice inceleyin. Besinlerde küflenmeyi önlemek için; kısa sürede tüketebileceğiniz miktarda besin satın alın. 
Bir ürünü saklayacağınız zaman (buzdolabında ya da kilerde) üzerini kapatmayı ihmal etmeyin. Çünkü, küf sporları uçuşarak bir besinden diğerine bulaşabilir.
Ağzı açılmış ürünü buzdolabında da tutsanız üç günden fazla saklamayın.
Besinleri küflenmeden korunmanın en etkili yolu temiz olmaktır. Çünkü, ağzı açık duran küflenmiş bir besindeki küf, hava aracılığıyla bir diğer temiz besini kirletebilir.
Buzdolabının içini düzenli olarak temizlemeyi ihmal etmeyin (ayda en az bir kez). Temizleme suyuna 1 yemek kaşığı karbonat ekleyin.
Her gün mutfağınızı havalandırın.
Gün aşırı lavabolarınızı sirke ile yıkayın.
Yrd. Doç. Dr. Ç.Tuba Günebak
Beslenme ve Diyet Uzmanı

Rahim kanserine karşı KAHVE

ABD’deki Kanser Araştırma Derneği tarafından yapılan bir araştırmada, kahvenin rahim kanserine yakalanma riskini düşürdüğü belirlendi.

Buna göre günde dört bardaktan fazla kahve tüketen kadınlarda rahim kanserinin oluşması riski yüzde 22 oranında azalıyor. Bilim insanları, bu etkinin ortaya çıkması için kahveye şeker ya da tatlandırıcı şuruplar eklenmemesi gerektiğini vurguladı.


26 Nisan 2016 Salı

Yenidoğan bebeklerde göbek bağı bakımının püf noktaları

Yenidoğan bebeklerde göbek bağı bakımı yaparken dikkat edin!


Anne-baba adaylarının en çok endişelendiği konulardan birisi şüphesiz  yenidoğan bebeğin göbek bağı bakımı. Anne ile bebek arasında oksijen ve beslenme görevlerini yerine getiren bu yaşam köprüsünün herhangi bir sebeple zarar görmesi bebeğin gelişimini engellediği gibi, hayata veda etmesine de sebep oluyor.

Doğum öncesi anne ve baba adayları için düzenlediği kurslar, molfix.com.tr’de verdiği içerikler ve Doğum ve Bebek Bakımı konusundaki kitabıyla anne ve babalara 30 yıldır rehberlik eden, Bebek Hemşiresi ve Hamile Koçu Ayşe Öner’e yenidoğan bebeklerde göbek bakımı hakkında anne adaylarının merak ettikleri soruları sorduk.

Yenidoğan bebeklerde göbek bağı bakımı nasıl yapılmalı?
Anne karnındayken, bebeğin anne ile bağlantısını sağlayan ve ona oksijen taşıyan göbek bağı, bebeğin doğmasıyla birlikte fonksiyonunu tamamlar. Göbek kordonu içindeki damarlar kapanır ve yaklaşık 1 cm. mesafeden bir klemp konularak kesilir. Bebeğe acı veren bir doku değildir, hatta bebeğin bedeninden bir süre sonra kuruyarak ayrılıp yok olacak ölü bir doku parçasıdır. Ancak dikkat edilmezse de yeni doğan bebek için ciddi bir enfeksiyon kaynağı haline gelerek tehlike yaratabilir.

Göbek bağı bakımı yaparken en çok nelere dikkat etmek gerekiyor?
Bebeğin göbeğinde kalan bağ parçasının kuru olmasına dikkat etmek en önemli konu. Üzerine bebeğin bezi gelmemelidir. Göbek bağını açıkta bırakacak şekilde tasarlanmış özel yeni doğan göbek bağı oyuntulu bez kullanılmasını tavsiye ediyorum. Bu bez, göbek bağının açıkta kalarak hava ile temas etmesini sağlar. Böylelikle kuruma hızlı şekilde gerçekleşir. Bağın üzerinde baskı olmadığı için oradaki kan dolaşımı rahatlar ve çabuk iyileşme gerçekleşir.

Eğer göbek bağı bakımı yapılmazsa anne ve bebek ne gibi bir durumla karşı karşıya kalabilir?
Anneler bebeğin göbeğini sarıp sarmalayıp özel göbek bağı oyuntulu bez kullanmaz ve normal bezin içine göbek bağını saklarsa, idrar nedeniyle göbek bağı kuruyamaz. Bezin göbek üzerine yaptığı baskı oradaki dolaşımın da bozulmasına sebep olur. Rutubet, ölü dokuda enfeksiyon başlamasına yol açar. Göbek bağı etrafındaki deride kızarıklık, ateş, hassasiyet oluşup kötü bir koku da enfeksiyona eşlik eder. Bu tehlikeli bir durumdur, hemen doktora başvurulmasını gerektirir.

Göbek bağının geç ya da erken düşmesi herhangi bir risk teşkil eder mi?
Göbek bağının içindeki damarları koruyan jel kıvamında bir doku vardır, sayesinde kan dolaşımı rahatça gerçekleşir. Bazı bebeklerde damarları çevreleyen bu jel doku daha yoğun olur, kalın bir göbek kordonu ile doğarlar. Bazılarında ise jel doku ince oluşmuştur, o bebekler normal veya ince bir göbek bağı ile doğarlar. Göbek bağı ince olan bebeklerin doğum sonrası temiz, kuru bakım sağlayacak göbek bağı oyuntulu yeni doğan bez kullanımı sayesinde çabucak kuruyup en geç ilk hafta içinde göbek bağı düşer. Kalın göbek bağı ise daha hassas bakım gerektirir. Günde bir kaç kez göbek bağı dokusu alkol ile silinerek kuruma hızlandırılmalı, göbek bağı oyuntulu bez kullanılmalı ve bez değişimi sık yapılmalıdır. Eğer göbek bağı etrafındaki deride kızarıklık, sıcaklık, hassasiyet ve kötü koku gibi belirtiler ortaya çıkarsa hemen doktora başvurulmalıdır.

Annelerin en hassas oldukları zamanlardan biri de bebeklerine banyo yaptırdıkları an. Bu süreçte göbek bağı bakımını da göz önünde bulundurarak anneler neye dikkat etmeli, nasıl yıkamalı?
Genelde göbek bağı düşmeden bebeğe su ile banyo verilmesi çok önerilmez, silerek temizliğini gerçekleştirmek uygundur.

Bebek bezi seçimi nasıl olmalı? Bu dönemde her bebek bezi kullanılabilir mi?
Göbek bağı olan yenidoğan bebeklerin göbek bağı kaynaklı enfeksiyona maruz kalmamaları için mutlak ve mutlak “yenidoğan göbek bağı oyuntulu” bez kullanmaları önerilmeli ve kullanılmalıdır.
Peki bebek bezini hangi aralıklarla değiştirmek gerekiyor?

Yenidoğanların ilk haftalarda sindirim sistemi çok hızlı boşaltıma geçtiği için günde ortalama 12 ila 15 kez bez değişimine gerek olmaktadır.

İmge Balık / sözcü

24 Nisan 2016 Pazar

Romatizmanın en büyük nedeni solunum yolu enfeksiyonları

Çocuklardaki üst solunum yolu enfeksiyonlarında "romatizma" riski var. UÜ Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr.Yavuz Pehlivan: "Çocukların bakteriyel nedenlerden ileri gelen grip, nezle gibi rahatsızlıkların erken tedavi edilmemesi, kalbi, bazen cildi, bazen beyni dahi etkileyebilen birtakım romatizmal hastalıklara yol açabilir "Romatizmaya bağlı kalp etkilenmesi söz konusuysa bu ilerleyen dönemlerde ciddi kalp yetmezliği hatta ölümlere dahi neden olabilir." dedi.


Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Pehlivan, çocuklukta geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarının ilerleyen yaşlarda özellikle kalp ve eklemlerde ciddi romatizmal hastalıklara neden olabileceği uyarısında bulundu.

ÜST SOLUNUM YOLU ROMATİZMA NEDENİ OLABİLİR

Pehlivan, soğuktan sıcak havalara geçişin yaşandığı bugünlerde grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanan çocukların ailelerinin romatizmal hastalıklar konusunda daha duyarlı olması gerektiğini söyledi.

Çocuklarda romatizmal hastalıklara büyük önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Pehlivan, zamanında tedavi edilmeyen bu rahatsızlıkların ilerleyen yaşlarda tedavisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceğini anlattı.

GRİP, NEZLE GECİKMEDEN TEDAVİ EDİLMELİ

Pehlivan, çocuklarda bakteriyel nedenlerden kaynaklanan grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı hastalıkların zaman geçirilmeden tedavi ettirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Çocukların bakteriyel nedenlerden ileri gelen grip, nezle gibi rahatsızlıkların erken tedavi edilmemesi, kalbi, bazen cildi, bazen beyni dahi etkileyebilen birtakım romatizmal hastalıklara yol açabilir. Üst solunum yolu, boğaz ağrısı, ateş, farenjit (yutak iltihabı) durumlarında da görülebilir. Bunun bakteriyel olup olmaması önemlidir. Böyle bir durumda erken bir dönemde kültür alınarak bakteriyel bir durum tespit edilirse en kısa sürede tedavi edilmesi, çocuğun gelecekteki yaşamı için çok önemlidir. 2 ila 16 yaşlarındaki tüm çocuklarda bu bir risk oluşturmaktadır. Romatizmaya bağlı kalp etkilenmesi söz konusuysa bu ilerleyen dönemlerde ciddi kalp yetmezliği hatta ölümlere dahi neden olabilir. Dolayısıyla vücudun romatizmal hastalıklardan olumsuz etkilenmesini önlemek amacıyla aylık koruyucu ilaç tedavileri gerekebilir."

ROMATİZMAL HASTALIKLARIN EN ÖNEMLİ NEDENİ SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU

Doç. Dr. Yavuz Pehlivan, romatizmal rahatsızlıkların en önemli nedeninin, çocuklukta geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları olduğunu belirtti.

Çocuklarda romatizmal hastalıkların erken yaşlarda önlenmesinin önemine değinen Pehlivan, "Kontrol altına alınmayan romatizmal hastalıklar, çocukların kalp, böbrek ve beyin gibi hayati organlarına zaman içinde ciddi zarar verebilir. Dönülmesi çok zor hasarlar verebilir. Anne babalar bu durumu çok önemsemeli, tedavi sürecini ilerleyen yaşlara bırakmamalı." diye konuştu.

Yeni annelere mini rehber

Anneler, bebek bakımıyla ilgili ne kadar kitap okuyup öğüt dinlese de birçok konuda endişeleniyor. Örneğin; bebeğin sürekli ağlaması, uykusuzluğu ya da kabız olması, yeni anne olanlarda panik yaratabiliyor.



Aylarca devam eden sabırsız bekleyişin ardından, bebeğinizi ilk kucağınıza aldığınız an, dünyanın en büyük mucizelerinden birine de sahip olursunuz. Bundan böyle hayatınıza bir “anne” olarak devam edeceğiniz gerçeği mutlu bir heyecanın yanı sıra, getirdiği sorumluluk duygusu nedeniyle endişe kaynağı olabilir. Çocuk Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Mustafa Yücel Kızıltan yeni annelere, karşılaştırları sorunlarda onlara yardımcı olacak önerilerde bulunuyor:

BİR SAAT İÇİNDE EMZİRİLMELİ

Sütün artması için doğumdan sonra, en geç bir saat içinde bebek anne göğsüne yatırılmalı. Bebek emmese dahi, ilk 4 saat boyunca, her saat başı annenin memesine koyulmalı. Sonraki günlerde ise, günde 10-12 kez emzirmek faydalı olur. Süt rahatlıkla geliyorsa, beslenmeyi bebeğin kendisi yönetmeli. Bebek acıktığında zaten anneye gerekli uyarıları ağlayarak yapacağından zorlamalara gerek yoktur.

GAZ SANCISI SAĞLIĞIN İŞARETİ

Ağlamak bebeklerin dış ortamla iletişim kurmak için en sık başvurdukları yoldur. Hastalıkların yanı sıra; gaz sancısı, aşırı sıcak ortam, açlık veya bebeği sıkabilecek fazla giyim bebeğin başlıca ağlama nedenleri arasındadır. Örneğin gaz sancısı olan bebekler kilo alımları iyi ve sağlıklı bebeklerdir. Genellikle doğumdan 2-3 hafta sonra, özellikle akşamları ortaya çıkan ağlama nöbetlerine sebep olan bu sancılar giderek sıklaşır. Bebek 6-8 haftalık olduğunda en yoğun şekilde kendini gösteren gaz sancıları yaklaşık olarak 3’üncü ayda kesilir. Bu süre içerisinde ağlama krizlerini azaltabilmek için birçok ilaç ve davranış metodu denenmiş olsa da; bunların hiçbirinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmamıştır.

GÖBEĞİN ÇEVRESİNİ TEMİZ VE KURU TUTUN

Göbeğin ve çevresinin temiz ve kuru olması gerekir. Göbeği bezin dışında bırakmaya dikkat edin. Göbek 7-14 gün içerisinde düşer. Düştükten sonra yerinde hafif bir kanama olması normaldir. Bu durumda alkol ile silebilirsiniz.

BANYO, UYUMA RUTİNİNİN PARÇASI OLMALI

Bebeğinizi her gün yıkamanız gerekmez. Banyo yaptırmanızın nedeni bebeğinizi temiz tutmanın yanı sıra banyonun uyku vakti rutininin bir parçası oluşudur. Bebeğin banyoyu akşam rutininin bir parçası olarak algılanmasını sağlamak önemli. Bebeğinizi hergün yıkamak zorunlu olmamakla birlikte faydalıdır.

KREMLER İSİLİK YAPABİLİR

Her banyo sonrası krem veya yağ sürmek gerekmez. Krem ve yağlar sürerek cildin terlemesi önlenirse, ufak sivilceler ve isilik tarzında döküntüler ortaya çıkabilir. Eğer cildi kurur ve çatlaklar gelişirse, bir bebek losyonu veya nemlendiricisini günde 2 kere sürebilirsiniz.

HAFTADA BİR KEZ KAKA NORMAL

Anne sütü ile beslenen bebek, kakasını haftada bir kez fakat yumuşak kıvamda yapıyorsa kabızlıktan endişelenmeye gerek yoktur; çünkü anne sütünün hemen hemen tamamına yakını bağırsaklardan emilir. Bu da dışkılama sıklığının az olmasını açıklayan bir durumdur. Öte yandan, bebeğin ıkınması ve bu sırada yüzünün kızarması da olağan bir durumdur ve kabızlık olarak algılanmamalı. Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğin 3-4 günde bir, hatta bazı durumlarda haftada bir dışkı yapması bebeğin kabız olduğu anlamına gelmez.

SİZDEN BİR KAT FAZLA GİYİNSİN

Yeni doğan bebeklerde terleme görülmez; bu nedenle fazla giydirdiğiniz zaman sıcaklık fazlalığının yarattığı sıkıntıyı ağlayarak ifade etmeye çalışacaktır. Ayrıca fazla sıcak olan ortamlarda bebeğin burnu tıkanır. Bebeğin elleri ve ayakları soğuk ise, üşüyüp üşümediği ensesi kontrol edilerek anlaşılabilir. Öte yandan, oda sıcaklığının 22-23 derece olduğu zamanlarda, bebeğiniz sizden sadece 1 kat fazla giyinmesi yeterli olacaktır.

UYURKEN YASTIK KULLANMAYIN

Yeni doğan bebeklerin yatırıldığı yerde yastık olmamalı. Sağlıklı bir uyku adına, bebeğin yatacağı zemin için fazla yumuşak olmayan, şekil değiştirmeyecek sertlikte olan pamuklu kumaştan yapılmış bir şilte seçilmesi önerilir. Bebek sırt üstü pozisyonda, hafif eğimli dik bir düzeyde yatırılmalı. ntv

Ünlü kalp cerrahına 'bıçak parası' tutuklaması

Ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. M.A., bir hastasının “Bizden bıçak parası diye 3 bin lira aldı” şikâyeti üzerine gözaltına alındı. M.A., ‘irtikap’ suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Habertürk Gazetesi'nden Mustafa Şekeroğlu'nun haberine göre, İstanbul’da kalp krizi geçiren 47 yaşındaki H.A., hastaneye kaldırıldı. Kalp damarlarında tıkanıklık olan kadının ameliyat olması gerektiği belirlendi. Bunun üzerine uzman bir doktor arayan H.A.’ya yakınları, ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. M.A.’yı önerdi. İddiaya göre, aracı olan kişi, ünlü cerrahın ameliyatın başarılı geçmesi durumunda kendilerinden ‘bıçak parası’ isteyebileceğini söyledi. Aile, aynı zamanda bir üniversitede öğretim üyesi de olan Prof. Dr. M.A. ile görüştü. 1 hafta önce İstanbul’daki bir araştırma hastanesinde yapılan başarılı ameliyatın ardından H.A. yoğun bakıma alındı.

DÜN AKŞAM GÖZALTINA ALINDI

Operasyonun üzerinden 1 hafta geçtikten sonra H.A.’nın oğlu, savcılığa gidip “Prof. M.A., annemi ameliyat etti. Ardından bizden 3 bin lira ‘bıçak parası’ istedi. Biz de vermek zorunda kaldık” diyerek şikâyetçi oldu. Başlatılan soruşturma kapsamında ünlü cerrah dün akşam gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen Prof. Dr. M.A., çıkarıldığı mahkemece “irtikap” suçlamasıyla tutuklandı.

DÜNYADA İLK KEZ UYGULAMIŞTI

Önemli ameliyatlara imza atan M.A., 6 yıl önce dünyada ilk kez uygulanan bir yöntemi kullanmıştı. Ünlü kalp cerrahı, bir kadını, doğum sırasında yırtılan 3 kalp damarını önce dikip ardından da göğsünden ve ayağından alınan damarlarla by-pass yaparak bebeğine kavuşturmuştu.

Doktoru 'Şeker hastası olursun' dedi 44 kilo verdi

Yedi ay önce 115 kilo olan 24 yaşındaki Meltem Kepcen, doktorun şeker hastalığı uyarısını dikkate alarak 44 kilo verdi.


Meltem Kepcen, azmi sayesinde büyük bir başarıya imza attı. Giydiği elbiselerini sürekli yenilemek zorunda kalan ve hayatı kararan Kepcen, hayatını aldığı kararla değiştirdi. Doktorunun "Şeker hastası olabilirsin" ikazı sonrasında zayıflama kararı alan Kepcen, kendine göre bir program uygulayarak tuz ve undan uzak durup spor yapmaya başladı. Yedi ayda 44 kilo veren Kepcen, "Artık istediğim kıyafetleri rahatlıkla giyebiliyorum" dedi.

"YÜRÜMEKTE ZORLUK ÇEKİYORDUM"

Haftanın 6 günü spor salonunda 1 saat çalışma yapan Kepcen, “Çok kilo aldığım vakitlerde hiçbir iş yapamadığımı gördüm. Hareket etmekte hatta dışarıda yürümekte zorluk çekiyordum. Doktorum, bana şeker hastası olabileceğimi belirtti. Duyduğum gibi üzülmeye başladım ve azimle her şeyin yapılabileceğini bildiğim için ben de azmettim. Şimdi bu azim sayesinde de kilo vermeye başladım. Tam 7 ay boyunca ekmek, tuz ve şeker gibi beyaz gıda tüketmedim. Şimdi hedefim on kilo daha verip ideal bir kiloya gelmek” diye konuştu.


23 Nisan 2016 Cumartesi

Uyku sırasında bacaklara neden kramp girer?

Sabahın erken saatlerinde çalan bir alarmdan daha kötü bir şey varsa, o da gecenin bir yarısı bacaktaki bir kramp (genellikle baldırınızdan ya da ayağınızdan yukarıya doğru görülen bir kas kasılması) ile uyanmaktır. İlk birkaç dakika ya da saniye içerisinde oldukça acı verici olabilirken, uyku sırasında görülen bacak krampları aslında endişe edilecek bir şey değildir. 50 yaşını geçmiş insanlarda daha sık görülen bu durumu gençler ve çocuklar da yaşayabilir. Ancak uyku sırasında meydana gelen bacak krampları kadınlarda, özellikle de hamile kadınlarda daha sık görülür.

Tam mekanizması bilinmese de, kas yorgunluğu ya da sinir fonksiyonu bozukluğundan kaynaklandığı düşünülmektedir. Diğer muhtemel sebepler ise; uzun süre gerilmiş halde ya da yanlış pozisyonda oturmak, kaslara aşırı baskı, beton zemin üzerinde çalışmak ve/veya ayakta durmak ya da dehidrasyondur.

Kaslara giden kanda ani azalmalar oluşu da bir krampa sebep olabilir, hatta uyku pozisyonumuz bile kramp sebebi olabilir.

İnsanlar genellikle ayakları ve dizleri bükerek saatlerce başka bir pozisyona geçmeden yanları üzerine kıvrılıp uyurlar bu durum da kasların kasılmasına sebep olabilir.

Bir başka ihtimal ise, yaşlanmayla meydana gelen tendonlardaki doğal kısalmalardır. Eğer ki bu bağ dokular çok kısa kalırsa, bu tendonlara bağlı kasların kasılmasına sebep olur –yaşlı insanlar bu yüzden sıklıkla kas kasılması deneyimler.

Hamile kadınlar da gece kramplarından muzdariplerdir ve bunun sebebi de bacak kaslarında gerilmeye sebep olan fazladan ağırlıktır.

Bir diğer ihtimal ise; uterus (rahim) genişlemesi sonucu bacaklardan kalbe giden kan damarlarında
baskı oluşması olabilir.

Ancak, “ikincil” olarak tanımlayabileceğimiz; hassas ilaç tedavisinin yan etkileri (statinler, beta agonistler) ya da alkol bağımlılığı, Parkinson hastalığı, nöromüsküler hastalıklar, diyabet gibi iç salgı bezi hastalıklarının da sebep olabileceği bacak krampları görülebilir.


Elbetteki birçok sebebi olduğuna göre; kas kasılmasını aniden durduracak herkese özgü bir yöntem yok ve dahası her kramp birbirinden farklıdır. Ancak krampı biraz hafifletecek bazı yöntemler mevcut:

Kasılan kası esnetin ya da gerin (genellikle krampın etkisini geçirecek en etkili yoldur)

Ellerinizle kasa hafif masaj uygulayın.

Kramp giren bacağınızı hafifçe sallayın

Sıcak bir duş alın ya da banyo yapın.

Etkilenen bölgeye buz şoku uygulayın.

Krampları Engellemek İçin Ne Gibi Önlemler Alınabilir?

Öncelikle, yaşam stilinizi ve egzersiz düzeninizi gözden geçirin. Gün içerisinde saatlerce oturarak mı çalışıyorsunuz? Egzersizleriniz sırasında yeterince esnemiyor musunuz? Bu durumlar kramp girme ihtimalini artırır.

Bu süre zarfında, birkaç değişiklik krampları önlemek için size yardımcı olabilir: dehidrasyonu engellemek için bol sıvı (6-8 bardak su) tüketin, bacaklarınızı ve ayaklarınızı yatmadan önce esnetin, yatak çarşafınızın iyice açık olduğundan emin olun böylelikle bacak ve ayaklarınız için rahatlıkla hareket edebilecekleri bir ortam hazırlamış olursunuz.


Kramplar ve Huzursuz Bacak Sendromu (RLS) Arasında Bir Bağlantı Var mıdır?

Hayır. Her ikisi de gece meydana gelemesine rağmen, RLS; ağrı ya da krampa sebep olmaz, daha ziyade bacaklarınızı hareket ettirmek için bir dürtü ile sonuçlanan cilt altında bir karıncalanma hissi doğurur.

Böylesi durumlar kasılan kası germek ya da esnetmek ile düzelecek durumlar değildir, dolayısıyla durduğunuz rahatsızlık verici pozisyonu yavaşça değiştirin.

Öte yandan eğer ki, uyku sırasında meydana gelen kramplar sıklıkla uykunuzu bölüyorsa, doktorunuza başvurunuz.(cnntürk)

Yalnızlık sigara kadar zararlı

Yeni bir araştırma, yalnızlık ya da toplumdan dışlanmanın ortalama koroner kalp rahatsızlıklarına yakalanma ve felç geçirme riskini büyük ölçüde arttırdığını ortaya koydu.


Kuşkusuz tarihin ilk yıllarından bu yana var olan ‘’yalnızlık’’ sorununun insan sağlığına etkisi son yıllarda tıp alanında önemli araştırmalara konu oluyor.

İngiliz tıp dergisi ‘Heart’ta dün yayımlanan bir araştırma, kalp kirizi, damar tıkanması, felç inmesi gibi sağlık sorunlarına neden olan yalnızlığın, sigara, kaygı ve stres sorunları kadar sağlığa zararlı olduğunu ortaya koydu.

Toplumdan dışlanmanın da kalp-damar rahatsızlıkları, tansiyon yüksekliği ve obeziteyi tetiklediği belirtildi.

Aynı zamanda araştırmada, yalnızlığın vücutta yarattığı toksik etkinin kadın ve erkekleri aynı oranda etkilediğinin altı çizildi.

Yalnızlığın, bilişsel kapasiteyi geriletmesi ve bağışıklık sistemini zayıflatmasıyla, sadece kişisel olarak değil tüm insanlığın ortak sorunu haline geldiği ifade edildi.

YALNIZ HİSSEDENLERİN SAYISI YÜKSEK

23 farklı çalışmanın birleştirilmesiyle oluşturulan araştırmada, katılımcılardan topluma olan bağlılıklarını seviyelendirilmeleri istendi.

Katılımcıların koroner kalp rahatsızlıkları 3 ile 21 yıl arasında değişen dönemlerle izlendi.
23 farklı çalışmadan oranları yüzde 2.8 ile yüzde 77.2 arasında değişen katılımcılar kendilerini yalnız veya toplumdan dışlanmış olarak tanımladı.

KÖTÜ ALIŞKANLIKLARIN DA NEDENİ

Sonuç olarak yalnızlık ya da toplumdan dışlanma sorunu yaşayan insanların yüzde 29’unun normelden daha fazla koroner kalp rahatsızlıklarına yakalandığı, yüzde 32’sinin ise daha fazla felç geçirdiği ortaya çıktı.

Yalnızlığın en fazla görüldüğü yerler ABD, Avrupa, Japonya ve Avustralya olarak listelendi.
Katılımcıların özellikle depresyon, fiziksel ve ruhsal sorunlar nedeniyle toplumsal ilişkiler kuramadığı belirtildi.

Bunun dışında, çevresinde birçok arkadaşı olmasına rağmen kendini yapayalnız hisseden insanların sayısının da oldukça yüksek olduğu ifade edildi.
Yalnızlık yaşayan insanların sağlıksız alışkanlıklar edindiği, bu alışkanlıkların başında da sigara, alkol, gereğinden fazla ya da az gıda tüketiminin geldiğinin altı çizildi.

Defalarca ameliyat oldu ve tek hayali bu

Jennifer Hiles, 28 yaşında ve iki çocuk annesi. Arteriyal venöz malformasyon (AVM) hastası. Yani atardamarlarındaki bir bozukluk nedeniyle cildini besleyen kan akışı olamıyor ve bu yüzden yüzünde devamlı şişlikler oluyor. Hastalığı o kadar ciddi ki birçok defa kalp krizinden ölümün eşiğine gelmiş.


Yüzünün tam ortasında kocaman şişlikler oluşan Hiles'in tek sorunu damarlarının beslenmemesi de değil. Genç kadın bu nedenle hayatı boyunca dalga geçilmiş, okul yılları arkadaşsız, yalnız başına geçmiş.

DEFALARCA AMELİYAT OLDU
Defalarca ameliyat olan kadının sorununa ise bir türlü çözüm bulunabilmiş değil. Önümüzdeki aylarda yeni bir operasyon geçirecek olan Hiles için bu kez doktorlar iddialı ve sorunu çözebileceklerini belirtiyor.

"BANA OKULDA HERKESİN ORTASINDA SARILDI"
Ancak hayatını değiştiren insan, evlenmeyi düşündüğü kişi Dustin VanOverschelde karşısına biyoloji dersinde çıkmış. Genç kadın sevgilisi ile ilk karşılaşmasını şöyle anlattı: "Okulda bana herkesin ortasında sarılıp, öpünce gerçekten çok şaşırmıştım. Diğer insanların bizi izliyor olmasını hiç umusramamıştı ve hiç kendimi bu kadar iyi hissetmemiştim. Her zaman bana ne kadar güzel olduğumu, dünyadaki en iyi insan olduğumu söylüyor." dedi.


"SEVGİLİM SADECE SAĞLIĞINA KAVUŞSUN YETER"
Sevgilisinin görüntüsünü hiç umursamadığını belirten, VanOverschelde isimli genç adam ise bu operasyonun sadece onun sağlığına kavuşturmasını istediğini söylüyor.

Jennifer Hiles'in tek isteği ise dışarıda çocukları ve ailesiyle diğer insanlar onu dikizlemeden vakit geçirebilmek. hürriyet.com.tr


Süt yağlı mı içilmeli, az yağlı mı?

Yıllardan beri üzerinde en çok tartışılan besinlerin başında süt ve süt ürünleri geliyor. Sütü, az yağlı mı içelim, yarım yağlı mı, yoksa yağsız mı?



İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya, sütün az yağlı mı, yoksa tam yağlı mı içilmesi ile ilgili soru işaretlerine, son yapılan araştırmalar ışığında cevap veriyor. İşte sütle ilgili doğrular:

• Süt içerdiği süt şekeri, yağ ve protein açısından çok faydalı bir besindir. Günlük yemeklerinizde bulundurmanız dengeli beslenme açısından çok büyük yarar sağlar.

• Sütle ilgili yeni yapılan 16 araştırmanın sonucunda tam yağlı süt ve süt ürünleri kullananlarda obezite, diyabet ve kalp damar hastalığı riski daha az bulundu. Tam yağlı süt ürünlerinin bu şekilde etki göstermesi sütün içindeki bütirat, fitanik asit, trans palmitoleik asit ve konjuge linoleik asit gibi faydalı yağ asitlerinden kaynaklanıyor.

• Tam yağlı sütün içindeki trans-palmitoleik asit kan yağlarını azaltıyor, insülin direncini düşürüyor. Diyabet gelişme riskini %60 azaltıyor.

• Tam yağlı süt ürünlerinde bulunan başka
bir yağ asidi olan bütiratda bağırsak hücrelerinde enerji dengelemesi yaparak iltihaplanmayı azaltıyor. Bütiratın bu güçlü etkisi özellikle Crohn hastalarında kendini gösteriyor. Günde 4 gram Bütirat verilen bu hastalarda atak sayısını azaltıyor.

"AZ YAĞLI SÜT KISIRLIK RİSKİNİ ARTIRIYOR"

• Süt ürünlerinde bulunan Konjude linoleik asit yağ yakımını hızlandırıyor. Kalp hastalığı, diyabet ve kanser riskini azaltıyor.

• Sütün içindeki bu iyi yağ asitleri mide boşalma zamanını uzatarak tokluk hissini artırıyor.

• Harvard School of Public Healthdeki bir araştırmaya göre, günde 2 veya daha fazla düşük yağlı süt ürünü kullanmak kısırlık riskini %85’lere varan oranda arttırıyor.

• Her gün düzenli olarak 3 bardak süt ve ürünlerini içenlerde kemik erimesi riski azalıyor. ntv

22 Nisan 2016 Cuma

Bağırsaklar neden 'ikinci beyin'

Bağırsaklar ile insan beyni arasında, başka hiçbir organda olmayan bir bağlantı var. İkinci beyin olarak nitelendirilen bağırsaklar, yediğiniz içtiğinize bağlı olarak duygu durumunu etkileyebiliyor. Ya da ruh haliniz de aynı şekilde bağırsaklarınızı.


Antalya'da düzenlenen 8. Psikofarmakoloji kongresinde uzmanlar "Bağırsaklarda sağlıklı bakterilerin sayısını arttırabilirsek beynimiz de daha iyi fonksiyon gösterecektir" dedi.

"FAYDALI BAKTERİLER SAĞLIĞIN KORUNMASI İÇİN ÖNEMLİ"

Psikofarmakoloji Derneği tarafından düzenlenen 8. Uluslararası Psikofarmakoloji kongresinde konuşan Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar “Mikropların önemli bir kısmı sağlığımızı bozan hastalıklar yapsa da, bu özellikleriyle ön plana çıksalar da bazı faydalı bakteriler sağlığımızın korunması için oldukça önemlidir. İnsan bağırsağında bulunan bazı bakteriler bağışıklık sistemimizi güçlendirirler. Bağırsakla beyinin fonksiyonlarını düzenlerler. Vücudumuzun daha sağlıklı bir şekilde fonksiyonlarını yürütmesine yardımcı olabilirler. Bu son yıllarda bütün dünyada oldukça dikkat çeken bir konu. Eskiden bizim düşüncemiz beynin bağırsakları yönettiğiydi. Örneğin strese girdiğimizde bağırsak fonksiyonlarında bozulmalar olur. İshal, kabızlık, karın ağrıları olabiliyor. Beyin fonksiyonları bağırsakları düzenliyor gibiydi fakat son yıllarda şunu görüyoruz ki bu sistem ters yöne de işleyebiliyor. Bağırsaklarımız, beynimizin sağlıklı biçimde çalışmasıda oldukça büyük role sahip. Bu konuda örneğin şizofrenide, otizmde, Alzheimer hastalığında, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğunda birçok çalışmalar yapılıyor ve çalışmanın çok büyük bir oranı eğer vücudumuzdaki bağırsaklarımızda sağlıklı bakterilerin sayısını arttırabilirsek beynimizininde daha iyi fonksiyon göstereceğini işaret ediyor” dedi.

DEPRESYON, OTİZM, ALZHEIMER OLUŞUMUNDA BİLE BAKTERİLERİN ROLÜ OLABİLİR

Psikofarmakoloji Derneği uzmanları ise beyin-bağırsak ilişkisi konusunda şunları söylüyor:

“Son yıllarda, bağırsak bakterilerinin sağlık üzerine yararlarını kanıtlayan araştırmalar baş döndürücü hızla artmıştır. Tıbbın hemen her dalından bilim insanları bazı mikropların sağlığımızı korumamıza ya da iyileştirmemize nasıl olduklarını incelemektedir. Alanda çalışan birçok araştırmacı bağırsakları “ikinci beyin” olarak nitelendirmekte, bağırsaklarda bulunan 1000 civarındaki mikroorganizmanın bazılarının çeşitli yollarla beyin çalışmasını düzenlediğini bildirmektedir. Depresyon, stresle ilişkili hastalıklar, otizm, Parkinson hastalığı ve Alzheimer gibi hastalıkların oluşumunda ve tedavisinde bakterilerin rolü konusunda kanıtlar giderek artmaktadır.

PROBİYOTİKLER VE KEFİRİN GERİ DÖNÜŞÜ

Bağırsaklardaki bakterilerin bozulmuş dengesinin düzenlenmesi amacı ile kullanılan probiyotikler ve beyin işlevlerini düzeltme amacıyla kullanılan psikobiyotikler tüm dünyanın dikkatini çeken yeni bir tedavi alanıdır. Türklerin geleneksel fermente süt ürünü olan kefirin faydaları son yıllarda adeta yeniden keşfedilmekte ve kefir probiyotik gıda olarak yeniden doğmaktadır. Kefir, proteinler, lipitler ve şekerlerden bir matris içinde laktik asit bakterileri ve mayaların bir karışımını içerir. Son yıllarda yapılan araştırmalar kefirin antioksidan, antihipertansif, antiinflamatuar, bağışıklık sistemini güçlendirici etkilerini göstermektedir. Tarihsel olarak, geleneksel tıpta kullanılmış olan kefir, modern tıbbın içinde kendisine yer bulmakta ve probiyotiklerin ucuz ve kolay elde kaynağını temsil etmektedir.”

Yeni bir virüs bebekleri tehdit ediyor

Avustralya'da yapılan bir araştırma, Pikorna virüsü sınıfından Pareko'nun bebeklerde gelişim geriliği ve beyin hasarına yol açtığını ortaya koydu.


Avustralya-Asya Bulaşıcı Hastalıklar Topluluğu (ASID) tarafından Avustralya'da 100'den fazla bebek üzerinde yapılan araştırmada, 2013 ve 2014 yıllarında Pareko virüsü nedeniyle hastaneye kaldırılan bebeklerin çoğunda bir yıl sonra yapılan testler sonucunda gelişimsel bozukluklar saptandı.

YÜKSEK ATEŞ, HUZURSUZLUK, HAVALE GEÇİRME...

Pareko virüsünün bulaştığı bebeklerde yüksek ateş, havale geçirme, huzursuzluk ve kasılma gibi belirtilerin görüldüğü kaydedildi.

ASID Başkanı Prof. Dr. Cheryl Jones, yaptığı açıklamada, bunun yeni bir virüs olduğunu ve hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadıklarını söyledi.

Yürütülen araştırmanın bu virüsün bebeklerin üzerindeki etkisini göstermesi açısından önemli bir araştırma olduğunu belirten Jones, sonuçların endişe verici olduğunu vurguladı.

Jones, virüs bulaşan bebeklerde gelişimsel, nörolojik bozuklukların ve beyin hasarının saptandığını kaydetti.

HERHANGİ BİR TEDAVİSİ YOK

Vücut sıvıları yoluyla bulaşan virüsün herhangi bir aşısının ya da tedavisinin olmadığı bildirildi.