28 Şubat 2015 Cumartesi

Bacaklarınız bu yüzden ağrıyor olabilir

Bacaklardaki rahatsızlıklar üzerine söyleşi yaptığımız Prof.Dr.Cüneyt Köksoy çok önemli bir hastalık olan toplardamar tıkanıklığı hakkında merak edilenleri anlattı.

Bu tıkanıklıklar ve  belirtileri hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulunan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Köksoy Toplardamar tıkanıklığının tedavisi hakkında önemli vurgulamalar yaptı…

Toplardamar tıkanıklığı nedir?

Toplardamar tıkanıklığı genel olarak toplardamarların ani olarak pıhtı ile tıkanması ve tıkalı kalan damarın yıllar içinde toplardamar kanının iletimini engelleyip,  bacaklarda sorunlara yol açmasıdır. Toplardamarlar içinde pıhtı oluştuğunda (Akut Derin VenTrombozu) kan akımı engelleneceği için kan bacaklarda birikir ve bacak aniden Ağrılı, şiş, mor hale gelir.


Toplardamarlarda bir kez pıhtı oluştuktan sonra, pıhtı tam olarak ortadan kalkmadan damar normale dönmez ve bacaktaki kanın akımına sürekli engel olduğu için  zamanla kılcal damar çatlamasından varislere, bacakta şişmeden yara oluşumuna kadar bir çok şikayet ile karakterize   toplardamar (venöz) yetmezliği gelişir. Toplardamar yetmezliğinde temelde olan sorun toplardamarlar içinde biriken kanın bacak dokusuna zarar vermesidir.


Toplardamar tıkanıklığının başlıca belirtileri nelerdir?

Belirtiler iki aşamalıdır. Toplardamar tıkanıklığının ilk aşaması olan pıhtı ile damarın tıkanması yani derin ventrombozu bacakta ani başlayan şişlik, ağrı, morarma, bazen yürüyemeyecek kadar şiddetli acı ve ağırlık hissi ile beraberdir.

Toplardamardaki pıhtı klasik olarak tedavi edildiğinde yada hiç tedavi edilmediğinde şikayetlerin hafiflemesi haftalar bazen aylar sürer. Ancak şikayetlerde zamanla belirli bir düzeyde rahatlama olsa da genelde hastaların yarısında yıllar sonra şikayetler karakter değiştirerek ağırlaşabilir. Bu ikinci aşamada bacakta uzun süre ayakta kalındığında ortaya çıkan şişme, yorulma, ağrı, ağırlık hissi, baldırlarda varis oluşumu, özellikle ayak bileklerinde çok sayıda mavi mor kılcal damar varisleri, zamanla ayak bileğinde kahverengiye doğru giden koyulaşma, deride kalınlaşma, kabalaşma ve ayak bileği çevresinde yaralar (venöz ülser) oluşur.

Toplardamarda pıhtı oluşması ya da derin ve trombozu nasıl tedavi edilir?

Derin ve trombozunda yıllardır uygulanan tedavi kanı sulandırıcı ilaçlarla pıhtının büyümesini, akciğere atmasını, engellemeye yöneliktir. Bu tedavi sırasında genellikle pıhtı ortadan kalkmadan,  damar açılmaz ve bu nedenle şikayetler çok yavaş düzelebilmektedir, ya da tam olarak geçmeyebilmektedir.

Pıhtının ortadan kaldırılarak damarların açılması mümkün mü?

Evet mümkün. Toplardamarda pıhtı oluştuğunda en etkili tedavi pıhtının eritilerek toplardamarların açılmasıdır. İlk 2-3 hafta içinde gelen hastalarda bacak toplardamarlarına bir kateter yerleştirilerek pıhtı eritilebilir yada parçalanabilir. Bu yolla hastaların şikayetleri kısa sürede geçer ve yıllar sonra belirgin hale gelecek olan toplardamar yetmezliğinin gelişimi engellenebilir.

Geç gelen hastalardaki toplardamar tıkanıklıkları için etkin bir tedavi var mı?

Pıhtının eritilmesi şansını kaçırmış ve aradan zaman geçmiş hastalarda olan hastalarda kritik öneme sahip olan kasıktan yukarıdaki ana toplardamarları açmak ve bu yolla hastaların şikayetlerini dramatik olarak rahatlatmak mümkündür. Bu hastalara anjio altında tıkalı damarla balon yapılıp, damarların açık kalmasını sağlayıcı stentler yerleştirilir. Bu uygulama hastaların %80 nin de başarılıdır. Bu sayede hastaların aylardır, yıllardır yakındıkları şişlik, ağrı gibi şikayetleri önemli oranda azaltılabilir ve bacaklardaki yaraların bir daha açılmamak üzere kapanması sağlanabilir.

Genelde bacak yarası yadavenöz ülserin tedavisinin olmadığı şeklinde bir düşünce var. Bu doğru mudur?

Toplardamar ülseri ya da bacak yarası olan kişilerde temeldeki sorun toplardamardaki eski pıhtılara bağlı tıkanıklıklar yada kapakçıkların bozulmasına bağlı geri akım olup, hepsinin ortak noktası bacaktaki toplardamardaki kan basıncının normalin çok üzerine çıkması ve bu kirli kanın dokulara zarar vermesidir. İleri incelemelerle en önemli neden olan tıkanıklığın yeri ve derecesi belirlenip anjio altına tıkalı damarlar stent ile açılabilmektedir. Sonuç olarak kötü ününe rağmen toplardamar hastalığına bağlı bacak yarası ya da tıptaki adı ile venöz ülser tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Toplardamar hastalıkları
                                                           
-Varis          
-Nüks varis                                                                            
-Kılcal damar varisleri
-Kronik Venöz Yetmezlik
-Venöz ülser (varis yarası)
-Derin VenTrombozu                              
-Akciğer Embolisi
-Flebit
-Bacakta Şişlik (Ödem)
-Kol ve bacaklardaki toplardamar tıkanıklıkları
-Posttrombotiksendrom
-May-Thurnersendromu
-Nutcrackersendromu
-KlippelTrenaunaysendromu
-Doğuştan damar anomalileri
-Lenfödem

Tiroid kadınlarda daha fazla görülüyor

Üşüme, yorgunluk, kilo artışı, çarpıntı, sinirlilik ve iştahsızlık gibi birçok belirtiyle kendini gösteren tiroid hastalıklarının erkeklere oranla kadınlarda daha fazla görüldüğü bildirildi.

Milliyet'in haberine göre; Dicle Üniversitesi Endokrinoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Uzman Dr. Zafer Pekkolay, tiroid hastalığı ve tedavide kullanılan cerrahi yöntemler hakkında bilgi verdi. Asistan doktor, başhemşire yardımcıları, hemşireler ve personellerin katıldığı eğitim seminerinde konuşan Uzm. Dr. Zafer Pekkolay tiroidin, boynun alt kısmında ve soluk borusunun ön tarafında yer alan, kelebek şeklinde, büyük etkilere sahip küçük bir bez ve metabolizmanın ana düzenleyicisi olduğunu belirterek, troidin en yaygın görülen sorunun tiroid bezinin az çalışması olan hipotiroidi olduğunu söyledi.

Uzm. Dr. Zafer Pekkolay, “Tiroid kadınlarda daha sık görülür. En sık görülen tiroid olan hipotiroidinin en sık nedeni ise haşimato hastalığıdır. Haşimato hastalığında vücut tiroid bezini tahrip eder eğer tiroid hormonu yetersizse hastaya tiroid hormonu verilir. Bir insanın sağlıklı olabilmesi için tiroid hormonlarının devamlı ve yeterli miktarda salgılanması gerekmektedir. Az miktarda salgılanması vücut fonksiyonlarının yavaşlamasına, fazla miktarda salgılanması ise vücut fonksiyonlarının hızlanmasına neden olmaktadır” dedi.

Tiroid bezinin kendi başına, devamlı ve vücut gereksinimden fazla olacak şekilde tiroid hormonu üretmesine hipertirodi denildiğini de vurgulayan Uzm. Dr. Zafer Pekkolay, “Menopoz döneminde nispeten sık görülen hipertiroidi, bu dönemde zaten artan kemik erimesi riskini daha da artırır. Gebelerde hipertirodi tedavi edilmezse, preeklampsi olarak bilinen tansiyon yüksekliği- gebelik zehirlenmesi, bebekte gelişme geriliği, erken doğum ve bebeği anne karnında kaybetme riski artmaktadır” diye konuştu.

Tedavi yöntemi rahatsızlığa göre değişir

Uzm. Dr. Zafer Pekkolay, kanda tiroid hormonlarının düşük düzeyde ise hipotiroid, yüksek düzeyde ise hipertiroidi dendiğini ifade ederek, “Her türlü tiroid bezi büyümesine guatr, tiroid bezi içinde normal bezden farklı yapı nodül olarak adlandırılır. Tiroid bezinin yol açtığı bazı rahatsızlarda ilaç ve radyoaktif iyot tedavisi uygulanmaktadır.

 Tiroidin iyi ve kötü huylu hastalıkları cerrahi olarak tedavi edilmektedir. Tiroid bezinden kaynaklanan rahatsızlıkların doğru teşhisi için aile öyküsünün yanı sıra hastanın şikayetlerinin belirlenmesi de çok önemlidir. Bunun yanında, ultrason ve sintigrafi de kesin tanının konulmasında kullanılan son derece güvenli yöntemlerdir” şeklinde konuştu.

Nodül varsa cerrahi müdahale gerekir

Nodüllerin hasta ve hekim açısından üç önemli özelliğinin olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Pekkolay, “Birinci özellik nodülün kanser olup olmadığıdır. İkinci özellik nodül veya nodüllerin otonom, yani başına buyruk çalışarak aşırı hormon üretimi ile hipertroidi denilen hastalığa yol açıp açmadığıdır. Üçüncü özellik ise iri nodüllerde rastlanan nefes borusuna baskı yapıp yapmadığıdır. Tiroid nodüllerinin yüzde 5‘i kanser olabilir bu yüzden biyopsi yapmak gerekir.Adet düzensizliği, kilo alma, çarpıntı, terleme, kilo kaybı, sinirlilik, ellerde titreme tiroid hormon bozukluğunda görülebilecek sık şikayetlerdir.

Tiroid bezinde, nodül belirlenmiş hastaların, kesinlikle bir cerraha yönlendirilmesi gerekmektedir. Yapılan biyopsi tetkikinde kanser belirlenirse ya da kanser şüphesi varsa kesinlikle cerrahi yöntem uygulanmalıdır. Bunun yanı sıra kanser riski bulunmasa dahi nodülün ya da tiroid bezinin çok büyüyüp etraftaki organlara baskı yapması Ağrı, yutkunma güçlüğü gibi şikayetlerin gözüktüğü durumlarda da cerrahi yöntem önemli bir tedavi seçeneğidir. Bazı tip kanserlerde tiroid bezinin tamamının ya da tama yakınının alınması öngörülmektedir.

 Büyük tümörlü hastalarda ya da daha kötü seviyeli kanser tiplerinde çıkarılan tiroid dokusuna ilave olarak, boyundaki lenf nodlarının da çıkarılması gerekmektedir. Çok sayıda iyi huylu tiroid nodülleri olan veya büyük guatrı olan hastalarda da tiroid bezinin tamamının çıkarılması etkili bir yöntemdir. Tek taraflı nodülü olan diğer tiroid lobu normal olan hastalarda ise, tiroit dokusunun yarısının alınması yeterli olmaktadır” ifadelerini kullandı.

Bir günde taburcu olunuyor

Cerrahi operasyonun, boynun alt kısmından yapılan küçük bir kesi ile gerçekleştirildiğini belirten Uzm. Dr. Pekkolay, “Boynun orta kısmındaki kaslar ayrılarak tiroide ulaşılmaktadır. Hastalar genellikle ameliyattan 3-4 saat sonra yataktan kalkarak normal beslenebilmektedir. Ameliyattan sonra, genellikle 1 gün içinde taburcu edilen hastalar, 4-5 gün içerisinde sorunsuz şekilde işine dönebilmektedir” dedi.

Her derde deva bitkiler

Havasız ortamlar, hareketsiz yaşam matabolizmayı yavaşlatarak bağışıklık sistemini zayıflatıyor.

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, Doğru miktarlarda karıştırılan bitki çaylarının hastalıklardan koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söylüyor.

Karlı ve soğuk havalar, yeterince havalandırılmayan kapalı mekanlar, kalabalık ortamlar ile birleşince soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlar da kaçınılmaz oluyor. Bu durumda devreye bağışıklık sistemini güçlendiren, koruyucu ve önleyici etkili bitki çayları giriyor. Prof. Dr. Erdem Yeşilada, metabolizmayı hızlandırmaktan sindirimi kolaylaştırmaya; karaciğeri kuvvetlendirmekten iltihapları azaltmaya kadar pek çok yararı olan bitkilerin bu havalar için ideal olduğunu söylüyor.

Tarçın, biberiye, yenibahar, zencefil, kakule, frenk kimyonu, karahindiba, turunç kabuğu, kekik, anason, enginar yaprağı, mayıs papatyası, karanfil, kişniş ve zerdeçöp gibi bitklerin bu havalarda doğal bir kalkan olduğunu söyleyen Yeşilada, doğru miktarlarda karıştırarak kullanıldığında bağışıklık sisteminin güçleneceğine ve vücudun hava şartlarına uyum sağlayabileceğine dikkat çekiyor.

İşte Prof.  Dr. Erdem Yeşilada’nın da vurguladığı, her derde deva olan bitkilerinin faydaları;

·         Tarçın kabuğu, biberiye yaprağı, zencefil, kekik,  karanfil tomurcuğu; bakterilerin gelişimini önleyici etkisi bulunuyor.

·         Yenibahar, kişniş, kakule, anason, frenk kimyonu, mayıs papatyası, zencefil, zerdeçöp; safra ve mide asidini artırarak sindirimi kolaylaştırıyor.

·         Karahindiba, biberiye, enginar yaprağı, zencefil ve zerdeçöp; karaciğeri kuvvetlendiriyor.

·         Turunç kabuğu ve biberiye; metabolizmayı hızlandırıyor.

·         Tarçın kabuğu ve kekik; kan şekeri seviyesini düzenliyor.

·         Zencefil, zerdeçöp ve mayıs papatyası; vücuttaki iltihabı etmaya yardımcı oluyor.

 Bu bitkilerin en doğru oranlarda bir araya getirildiği karışık bitki çayları  vücutta biriken toksinlerin atılmasına, metabolizmanın hızlanmasına, mikroplara karşı bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor.

Müezzinoğlu: Kızlarımız 20-25 yaşında evlensin

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, bir gazeteye verdiği röportajda kızlar için en ideal evlenme yaşının 20-25 yaş arası olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müzzinoğlu, Habertürk'e verdiği röportajda sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam konusuna değinirken “Mahalle baskısını severim!” dedi. Türk toplumunun hareketi benimseyemediğini söyleyen Müezzinoğlu'nun kızlara da bir tavsiyesi var: "20-25 yaş arası evlenin"

"KIZLARIMIZ 20-25 YAŞ ARASINDA EVLENSİN"

“Evlendiğimizde ben 23, eşim 19 yaşındaydı” diyen Bakan Müezzinoğlu, “Kızınızın da annesi gibi 19 yaşında evlenmesini ister miydiniz?” sorusuna, “Bir şey demezdim. Bir kızım 22, bir kızım 23 yaşında evlendi” diye yanıt veriyor. “Peki ya 17 yaşında karşınıza çıkıp ‘Evlenmek istiyoruz’ deselerdi?” diye sorulunca da; “O noktada durur ve müdahale edebilirdim” diyor. “Sizce genç kızlar hangi yaşta evlenmeli?” sorusunun yanıtıysa tereddütsüz geliyor: “20-25 yaş aralığı” Onun üstü? “O da olur tabii, 40’a kadar yolu var. Ben ideal olanı söylüyorum.”

"DİZİ ANNELERİ VE MAÇ BABALARI DEVRİ KAPANACAK"

“Hedefimiz 5 yaşındaki çocuğun sağlık kültürüne, 10-12 yaşındaki bir çocuğunsa sağlık bilincine erişmesi. Peki herkesin istediği ama başaramadığı bu iş nasıl çözülecek?”

Bakan Müezzinoğlu anlatıyor: “Anne-baba çocuğunun yanında sigara içmeyecek. Çocuklar okula kahvaltısız gitmeyecek. Hiçbir çocuğun beslenme çantasında gazoz ve poğaça gibi besinler olmayacak. Bu kadar da değil... Akşamları aileler ekran başında saatler geçirmeyecek. ‘Hadi bakalım’ diye hep birlikte ailece yürüyüşe çıkıldığı gün bu sorunların aşıldığı gün olacak. Çocuğun sürekli bilgisayarda oyun oynama, annenin hep dizi izleme, babanın her maçı seyretme devri kapansın istiyoruz.”

"İŞE BİSİKLETLE GİDERDİM"

9 yaşından beri bisiklete binen Müezzinoğlu şöyle konuşuyor; “2002’de İstanbul İl Başkanı olmadan önce Avcılar’da hastanemiz vardı. Ambarlı’dan hastaneye bisikletle gitmem 40 dakika sürerdi. Dönüşte kendimi yokuş aşağı bırakıp eve 20 dakikada varırdım. Kan ter içindeki işe gidişten sonra yokuş aşağı eve dönüş çok iyi hissettirirdi.” Bakan Müezzinoğlu, “Ne zaman yürüyelim, zaman yok ki!” diyenler için “Bu cümleyi kurdukları anda 1 saattir oturduklarına veya sonraki 2 saat boyunca televizyon izleyeceklerine eminim” diyor ve devam ediyor: “Amaçlarımızdan biri de bahaneleri ortadan kaldırmak olmalı. 1 metre bisiklet yolu yapan her belediyemize 1 bisiklet hediye edersek bu 2 kilometre bisiklet yolunda 2 bin bisiklet demektir. 2 bin bisiklet o mahallenin çocuğuna ve gencine bir kültür kazandırır. Ankara’da bisikletle 1 saatlik şehir turu yapmaya kalksak engelsiz 5 kilometre gidemeyiz. Bu eksiği ortada kaldırmak için yerel yönetimleri elimizden geldiğince teşvik ediyoruz. Hedefimiz 1 milyon bisiklet.”

"OTOBÜSTEN BİR DURAK ÖNCE İNİP EVİNİZE YÜRÜYÜN"

“Hollanda ve Almanya yaşam felsefeleri, düzen ve disiplinleri olan ülkeler. Ben Avcılar’da işe bisikletle gidip gelirken yadırganırdım. ‘Bu adam doktor, parası mı yok da işe bisikletiyle gidiyor?’ derlerdi. İmkânı olan birinin işe bisikletle gidip gelmesi normal görülmezdi. Ama zaman geçtikçe, ‘Adam doğru yapıyor!’ dedirttim. Hollanda’da 60-65 yaşındaki kadınlar market alışverişini bile bisikletle yapıyor. Bir tarihte Almanya’daydık. 2-3 şehir gezdiğimiz için işimiz bittiğinde saat hayli geç olmuştu. Rehberimiz arabasının bagajından çantasını çıkardı ve şaşkın bakışlarımız arasında, ‘Ben yürüyüşe çıkacağım’ dedi. ‘Hafta sonu yap’ dememize aldırmadan, ‘Bu alışkanlığımı bir gün bile aksatmam’ deyişi beni çok etkilemişti. Artık bahane değil icraat zamanı. ‘Zaman yok’ diyenlere sesleniyorum. Otobüsten bir durak önce inin ve evinize yürüyün. Ankara ve İstanbul’da yaşayanların yüzde 30’u bunu yapsa Melih Bey (Melih Gökçek) yürüyüş yolları yapmak zorunda kalır. Kaldırımlar şimdi otopark gibi. Düşünün ki binlerce kişi bisikletle yola çıkıyor ve trafiği zorluyor. En küçük bir kaza ya da olumsuzluk, ‘Kardeşim neden bisiklet yolu yok?’ dedirtir. Toplum sağlıklı gelecek isteğini çok güçlü şekilde dile getirmeli.”

FORMDA İSİMLERİ CANİKLİ VE ŞİMŞEK

Sağlık Bakanı’na Meclis’in en formda isimleri de soruldu. Tereddütsüz yanıtlıyor: “Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. Başbakanımız Ahmet Davutoğlu da formunu koruma konusunda başarılıdır ama şu an gece yarılarına kadar çok yoğun çalıştığı için zaman sorunu yaşıyor. Seçimden sonra daha fazla spor yapacak.”

27 Şubat 2015 Cuma

"Grip ilaçları, çerez değil"

Grip ilaçlarının bilinçsizce ve gerektiğinden fazla kullanılmasının ciddi sağlık sorunlarına neden olabildiği bildirildi.

Hürriyet'in haberine göre; Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Saraç, grip ilaçlarının çok fazla tedavi edici özelliği olmadığını ancak ateş, burun akıntısı ve öksürük gibi şikayetleri azalttığını söyledi.

GRİP İLAÇLARI HİPERTANSİYONA NEDEN OLABİLİR

Grip ilaçlarında sempatik sistemi (otonom sinir sistemi) aktive eden ve vücutta adrenalin salınmasına yol açan maddeler olduğunu belirten Saraç, "Bundan 5-10 yıl önce bu maddeler bu ilaçlarda çok daha yüksek dozdaydı. Bu nedenle yurtdışında bazı grip ilaçları toplatıldı, tümüyle yasaklandı. Günümüzde bu maddeler daha az ama neticede sempatik sistemi aktive eden adrenalin salınımına neden olabilecek maddeler, tansiyon yüksekliğine ve çarpıntıya yol açabiliyor" diye konuştu.

Saraç, kalp damar sistemi rahatsızlığı bulunanların, tansiyon ve çarpıntı şikayeti olanların grip ilaçlarını kullanırken mutlaka uzman hekime başvurması gerektiğine dikkati çekti.

"ÖLÜME GÖTÜREN YAN ETKİLER ORTAYA ÇIKABİLİYOR"

Yüksek tansiyonu ve çarpıntısı olan kişilere grip ilaçlarının çok tavsiye edilmediğini dile getiren Saraç, şunları kaydetti:

"Mümkün olduğunca çok fazla kullanılmaması gerekir ancak günümüzde herkes, bu ilaçları çerez gibi kullanıyor. Grip ilaçları, çerez değil. Doktora girmek yerine muayene olmadan bu ilaçlar eczaneden alınarak tüketiliyor. Bu şekilde kullanımı çok fazla tavsiye etmiyoruz. Şikayetleri azaltmak için günde 1-2 kez alınabilir ama bu ilaçların çok uzun süre kullanılmaması gerekir. Kalp damar ve tansiyon hastalarının çok daha dikkatli olmaları ve bu ilaçlardan yüksek dozda kullanmaması lazım. Sağlıklı insanlarda da çok fazla alındığında sıkıntılar yaşanabilir. Bazen kişi, çabucak iyileşmek için günde 5-6 kez hatta daha fazla ilaç alabiliyor. Böyle durumlarda ölüme götüren yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Yine kalp krizi ve tansiyon sorunu da yaşanabilir."

GRİPTE İLAÇ YERİNE BİTKİ ÇAYI, C VİTAMİNİ TÜKETİN

Bazı bilim insanlarının grip ilaçların grip süresini uzattığını iddia ettiğini ifade eden Saraç, "Normalde bir haftada iyileşme sağlanırken ilaçla bu sürenin 15-20 güne çıktığını iddia edenler var. Bazıları da grip ilaçlarının süreyi uzatmadığı hatta rahatlamak için kullanılabileceğini söylüyor. Ben de iyileşme süresini uzattığını düşünenlerdenim. Çok fazla ateş, öksürük ve halsizlik varsa uzman doktor tavsiyesiyle kullanılabilir" dedi. Doç. Dr. Bülent Saraç, gripte ilaç kullanımı yerine bol sıvı ve bitkisel çay tüketimi, C vitamini takviyesi ve istirahat önerdiklerini sözlerine ekledi.

Yüzde 60'ı obez

Polikistik Over Sendromu (PCOS), yumurtalıklarda irileşme ve birçok küçük kist oluşumu ile seyreden ve kadınlarda hormonal problemlere neden olan bir durumdur.


PCOS’un tam olarak neden ortaya çıktığı bilinmese de genetik faktörlerin etkili olabildiği düşünülmektedir. Ailede adet düzensizliği diyabet, yüksek tansiyon gibi sorunlar var ise PCOS riskinin varlığından söz edilebilir.

PCOS’LU KADINLARIN ANNE OLMA SERÜVENİ

Polikistik over sendromlu kadınların hamile kalma ihtimali bu sendromun olmadığı kadınlardan daha düşüktür. PCOS’lu kadınlarda hamile kalmayı zorlaştıran başlıca neden ovulasyon( yumurtlama) olmaması ya da düzensiz yumurtlamadır. Bu hastalar çoğunlukla yardımcı üreme teknikleriyle gebe kalabiliyorlar.


TÜP BEBEK HASTALARININ YÜZDE 15'İ POLİKİSTİK OVERLİ

Tüp bebek hastalarının yaklaşık % 15-20 sini oluşturan polikistik over hastalarının karşılaştıkları tek problem doğal yolla gebe kalmada zorluk değil ne yazık ki. Tüp bebek tedavisine başlayan hastalarda kullanılan hormon tedavisi sonucu normalden çok sayıda yumurta gelişmesinin bir takım yan etkilerin de oluşmasına neden oluyor. OHSS ( ovaryan hiperstimülasyon sendromu) olarak tanımlanan bu yan etki, büyümüş ve sayısı normalin üzerinde olan yumurtalardan kana salınan bazı sinyaller nedeniyle vücutta damar dışında kalan alanlarda sıvı birikimidir. OHSS; bulantı, kusma, ishal, karında şişkinlik ve sıvı birikmesi, akciğerlerde sıvı birikmesi, kan pıhtılaşmasında artma gibi bulgulara neden olur. Hayati tehlike ile karşı karşıya kalan hastada bu durum birkaç hafta sürebilir, hatta bazen hastaneye yatış ve yoğun bir tedavi gerektirebilir.

PCOS'LU HASTALARDA GEBE KALMAK DA ANNE OLMAK DA DAHA ZOR

Polikistik over sendromunda görülen yüksek androjenler, yüksek kan şekeri düzeyi ve insülin direnci mekanizması gebelikte bir takım riskler de yaratmaktadır. Şeker hastalığı (diyabet) kanda yüksek şeker düzeylerine neden olan bir durumdur. Bazı kadınlarda gebe kalmadan önce diyabet mevcuttur. Bazı kadınlarda ise “gestasyonel diyabet” olarak adlandırılan durum şeklinde gebelikte meydana gelir. Yaklaşık %3 kadında gebelikte kan şeker düzeyi bozuklukları görülür. PCOS’lu kadınlarda insülin direnci söz konusu olup, bu kadınlar insülin salgı bozukluğuna ve glukoz intoleransı bakımından yüksek riske sahiptirler. Bu nedenle PCOS’lu kadınlar gebelik diyabet gelişimi açısından da artmış risk altındadırlar ve düzenli olarak taranmaları önerilmektedir.

YÜZDE 60'I OBEZDİR

PCOS’lu kadınların yaklaşık %60-80 kadarı obezdir. PCOS’taki bu karbohidrat metabolizma bozukluğuna rağmen, bu hastalarda gebelik diyabeti konusu çok netleşmemiştir. Obez gebelerde glisemik kontrolün bozulması, hiperglisemi ve insülin direnci gelişme riski daha fazladır. Obez olarak karbonhidrat metabolizmasındaki değişiklikler gebeliğe başlayan ve gebeliği sırasında fazla ağırlık kazanan kadınlarda karbonhidrat toleransının bozulma olasılığının normal ağırlıktaki gebelere göre yüksek olması gebelikte gestasyonel diyabet (şeker hastalığı) görülme olasılığını artırmaktadır.


TEKRARLAYAN GEBELİK KAYIPLARINA NEDEN OLUR

PCOS ve Gebelik sırasında yüksek tansiyon, hem anne hem de bebek açısından başta ölüm olmak üzere pek çok riski beraberinde taşımaktadır. Fazla ağırlık kazanımı, anne adayında yüksek tansiyon ve buna bağlı komplikasyonların görülme olasılığını arttırmaktadır. Obez kadınlarda gebelik sırasında tansiyon yüksekliğine daha fazla rastlanırken oldukça tehlikeli olan preeklamsi ve hipertansiyonun en ciddi formlarından biri olan eklampsi görülme riskinde de artış gözlenmektedir.

Yapılan birçok çalışmada PCOS’un tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açtığı bildirilmiştir fakat tam olarak neden gebelik kaybına yol açtığı belirlenememiştir. Polikistik Over Sendromunda tekrarlayan gebelik kayıpları ile ilişkili olarak yüksek androjenler, yüksek insülin ve obezite sorumlu tutulmaktadır. PCOS’lu kadınların gebeliklerinin %50‘ye yakını ilk 3 ayda kendiliğinden düşükle sonlanmaktadır.

DAHA SAĞLIKLI YAŞAM TARZI İLE GEBELİK KOLAYLAŞIR

Polikistik Over Sendromu olan kadınlar normal yaşam tarzlarında olduğu gibi gebelikte de diyet ve egzersizlerine dikkat etmek ve gebelikte kilo alımında dikkatli olmak zorundadırlar. Polikistik Over Sendromunda  ve aynı zamanda obezite sorununda tek başına bedeni çalıştırmak kilo vermek için yeterli değildir. Diyet ve egzersiz bir arada uygulanmalı ve hatta bu bir yaşam tarzı olarak benimsenmelidir.

Ancak PCOS’lu anne adaylarının egzersiz yaparken zorlayıcı hareketlerden kaçınmaları gerekmektedir. Gebeliğin ilk 3 ayında düşük yapma riskleri olduğu için doktor kontrollerini aksatmamaları gerekmektedir. Gebelikte özellikle kilo alımını kontrol etmek üzere bir diyetisyenden yardım almaları en doğru yöntemdir. Anne adaylarının sık sık tansiyonlarını ölçtürmeleri ve günlük tuz alımlarına dikkat etmeleri de gerekmektedir.

26 Şubat 2015 Perşembe

20 yaş dişini çektirmeniz gerekir mi?

Hospitadent Diş Hastanesi’nden Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Gizem Güzelgen, yirmi yaş dişleri hakkında merak edilen sorulara yanıt verdi.

Miliyet'in haberine göre; 20 yaş dişleri ile ilgili olarak her yirmi yaş dişinin çekilmesi zorunluluğu olmadığını, Ağrı şikayetine ve  dişin ne kadar gömülü olduğuna bağlı olarak çekime hekimin karar vereceğini söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi’nden Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Gizem Gülgezen, yirmi yaş dişleri hakkında merak edilen tüm sorulara yanıt verdi.

 Yirmi yaş dişi nedir?

Çenelerde diş dizilerinin en sonundan süren 3. büyük azı dişleri, yirmili yaşlar civarında gelişimlerini tamamlayıp ağız içine çıktıklarından genellikle yirmi yaş dişi olarak bilinirler. Çenelerde yer darlığına, dişin çıktığı bölgenin kemik yoğunluğuna ve dişin kök anatomisine bağlı olarak bu dişler tamamen çıkabilir veya çene kemiğinde tamamen veya yarı gömük kalabilir.

Yirmi yaş dişini çektirmek gerekir mi?

Her yirmi yaş dişini çektirmek gerekli değildir. Çekim için değerlendirirken tam gömülü olan dişlerde ağrı şikayeti verip vermemesi, dişin çene kemiği içerisine ne kadar gömülü olduğu, gömülü dişin komşu dişe olan teması göz önünde bulundurulur. Bazen dişin içinde geliştiği keseden kaynaklı sürme kistleri oluşabilmektedir. Bu kistler fark edilmeden büyürse çene kemiğini zayıflatabilir. Ağrı oluşturmayan, tam gömülü olan dişler doktorunuz tarafından rutin kontrollerle takip edilip gerek olursa çekilebilir.

Ağız içinde tamamen veya yarısı çıkmış olan dişlerde ise ağız hijyeni çok önemlidir. En geri bölgede olan bu dişlere diş fırçası ile ulaşmak oldukça güçtür. Çürük sebebiyle abseye sebep olan yirmi yaş dişlerinin mutlaka çekilmesi gerekmektedir.

Yirmi yaş dişi ağrısı nasıl geçer?

Gömülü yirmi yaş dişleri çıkmaya çalıştığında üst çenede kulak bölgesi ve şakaklara alt çenede çene altına ve boyuna doğru ağrı verebilir. Bazen bu bölgelerdeki lenf bezlerinde de şişlik ve hassasiyet oluşturabilir. Böyle bir durum geliştiğinde hasta mutlaka hekime başvurmalıdır. Durumun ciddiyetine göre hekim doğru antibiyotik ve ağrı kesiciyi hastaya reçete eder. Diş sürme ağrısı hekimin uygun gördüğü süre boyunca ilaçlar düzenli kullanıldığında zamanla kontrol altına alınır ve ilgili diş çekildikten sonra tamamen geçer.

Yirmi yaş dişi çekilmezse ne olur?

Hekimin verdiği ilacı kullandıktan sonra ağrı şikayeti geçen dişlerin en kısa zamanda çekilmesi gerekir. İlacın verdiği rahatlık bir süre için geçerlidir. Hastanın bağışıklığının zayıf olduğu, ağız hijyeninin düzeltilmediği durumlarda diş tekrar ağrı yapmaya başlar. Devamlı şikayet veren ama şikayeti antibiyotik içilerek bastırılan gömülü dişlerin çevresinde kist oluşur ve çene kemiğini zamanla zayıflatır.

 Yirmi yaş dişi ameliyatı nasıl yapılır?

Gömülü diş operasyonlarında ilgili bölge lokal anestezi ile uyuşturulur. Dişin etrafındaki kemik uygun aletlerle kaldırılır ve dişin çekimi yapılır. Çekim sonrasında bölgeye dikiş atılır. Dikişler 7-10 gün arasında alınır. Hekim gerekli görürse operasyon sonrasında antibiyotik ve ağrı kesici ilaç reçete eder.

Yirmi yaş dişi ameliyatında acı hissedilir mi?

Gömülü diş operasyonlarında bölgenin anatomisi iyi değerlendirilip, uygun ve yeterli anestezi uygulanırsa işlem esnasında ağrı hissedilmez.

Ameliyat sonrası neler yapılmalı?

Çekim sonrası yerleştirilen tampon kanamayı durdurmak içindir . Tampon yarım saat sıkıca ısırıldıktan sonra bu bölgede pıhtı oluşur ve kanam durur. Fakat ilk 24 saat tükürme ve çalkalama yapılmamalıdır. Operasyon sonrasında ilgili bölgede ödeme bağlı şişlik oluşabilir. İlk 24 saat buz kompres yapılarak ödem kontrol altında tutulmalıdır. İlk hafta sigara ve Alkol kullanılmamalıdır. İlk hafta asitli, acılı ve sıcak gıdalar tüketilmemelidir ve ağız hijyenine dikkat edilmelidir. Eğer reçete edildiyse ilaçlar düzenli kullanılmalıdır.

2 yıl içinde kafa nakli olacak

Ünlü İtalyan cerrah Sergio Canavero, iki yıl içinde kafa nakli gerçekleştirmeye, yani bir kişiye ait kafayı bir bağışçının vücuduna monte etmeye, hazır olacaklarına inandığını söyledi.


Turin İleri Neuromodülasyon Grubu araştırmacılarından Canavero, New Scientist dergisine yaptığı açıklamada kafa nakilleri sayesinde tümörler tüm vücuduna yayılmış olan kanser hastalarına, felçlilere ve çeşitli başka rahatsızlıklar nedeniyle vücutlarının kontrolünü kaybetmiş kişilere sağlıklı bir vücutla ikinci bir yaşam şansı tanınmış olacağını belirtti.

MAYMUNA 40 YIL ÖNCE KAFA NAKLİ YAPILDI

Bilim insanları son olarak 1970 yılında bir maymunun kafasını başka bir vücuda nakletmiş ve kısmi bir başarı sağlamayı başarmıştı. Omuriliği beynine bağlanmadığı için hareket edemeyen maymun, yeni vücudu ile 9 gün boyunca hayatta kalmayı başarmış ancak sonuçta vücudun bağışıklık sisteminin nakledilen kafayı reddetmesi sonucu hayatını kaybetmişti.

ARTIK BU TEKNİĞE SAHİBİZ

Canavero “Artık bu ameliyatı mümkün kılacak teknik yeteneklere sahip olduğumuza inanıyorum. Elbette eğer insanlar böyle bir ameliyatın gerçekleştirilmesini istemezse ben de bunu yapmam. Ancak ABD ve Avrupa’da insanların böyle bir ameliyata karşı çıkması, bu işlemin dünyanın başka bir yerinde yapılmasına engel değil” dedi.

Bir çok bilim insanı ise Canavero’nun bu konuda fazla “hırslı” olduğunu ve çok zorlu  bir prosedür olan kafa naklinin yakın gelecekte başarıyla gerçekleştirileceğine inanmadıklarını söyledi.

Avrupa'yı vuran grip salgını Türkiye kapısında

Avrupa ve Asya grip salgınıyla boğuşuyor. Hastalık en çok Fransa’yı ve Almanya’yı vurdu. İsviçre Sağlık Bakanlığı (OFSP), binlerce kişinin gribe yakalandığını ve 741 kişinin hastanelerde tedavi altında olduğunu açıkladı. Bakanlık, açıklamasında grip aşısı yapılmasının faydalı olacağını belirtti. Türkiye'nin de kapısına dayanan grip salgını Sağlık Bakanlığı'nı da alarma geçirdi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri, grip salgınının 3 hafta içinde daha da geniş bir alana yayılacağı uyarısında bulundu. Yetkililer özellikle çocuk, yaşlı ve kalp hastalarının virüsten korunması gerektiğini vurguladı.

İsviçre sağlık bakanlığı (OFSP) tarafından yapılan açıklamada, ülkede binlerce kişinin grip hastalığına yakalandığı ve bu yüzden okul ile işlerine gidemedikleri belirtildi.

Açıklamada, salgının en çok İsviçre'nin Tessin ve Grison kantonlarında  görüldüğü ve 404 kişinin hastanelerde tedavi altında olduğu bildirildi.

Bern, Fribourg ve Jura kantonlarıyla birlikte ise toplam 741 kişinin hastanelerde yatarak tedavi gördüğü belirtildi.

Hastalığın en çok 14 ile 65 yaş aralığında görüldü bildirilen açıklamada hastalığa yakalananların doktora giderek tedavi görmeleri istendi. Açıklamada ayrıca grip aşısı olmanın faydalı olacağı belirtildi.

TÜRKİYE'NİN DE KAPISINA DAYANDI

Avrupa ve Asya’da 4 milyondan fazla insanı etkileyen, ölümlere yol açan grip salgını Türkiye’nin de kapısına dayandı. Salgın üzerine Sağlık Bakanlığı alarma geçti. Bakanlığın çağrısıyla ‘Bilim Kurulu’ grip gündemiyle bugün toplanıyor

25 Şubat 2015 Çarşamba

Sebebi bulaşık makinesi olabilir

Bulaşıkların makinede yıkanmasının çocuklarda alerjiye yol açabileceği iddia edildi.


İsveç'teki Gothenburg Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırması, bulaşıkların elde yıkanmasının bakteri ya da mikropların tümünün temizlenmesini sağlamadığını ancak bu durumun çocukların bağışıklık sistemini güçlendirdiğini gösterdi.

Daha fazla bakteri ya da mikroba maruz kalan çocuklarda alerji ve hatta egzama riskinin azaldığı belirlendi. Bilim adamları, bakteri ve mikroplara daha az maruz kalan bağışıklık sisteminin bunlara alışkın olmaması nedeniyle düzgün işlememesine ve kronik iltihaplanmalara yol açtığını ifade etti.

Aşırı temizliğin alerjik astımı tetiklediğine ilişkin daha önceki incelemeleri destekleyen araştırmanın sonuçları "Pediatrics" dergisinde yayımlandı. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, dünya genelinde yaklaşık 235 milyon kişi astım hastası. Alerjik astım çocuklarda daha yaygın.

24 Şubat 2015 Salı

Gebelik zehirlenmesine dikkat

Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen hastalığın ciddi bir sorun olduğunu söyleyen KadıköyŞifa Sağlık Grubu Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yasemin YAKUT, bu rahatsızlığın anne ve bebek ölümü ile sonuçlanabileceği konusunda uyarıyor.

Miliyet'in haberine göre; Preklampsi ( gebelik zehirlenmesi ); gebeliğin 20. Haftasından sonra tansiyonun 140/90 mmHg üzerinde seyretmesi ve idrarda protein çıkması ile kendini gösterir. Tabloya sıklıkla ödem de eşlik eder.

Oluşum mekanizması için damar yatağı bozukluğu denilebilir. Temelde yatan sorun; rahim yatağını döşeyen ince kıvrık arterlerin aşırı daralması ile plesantanın bebeği besleyememesidir.

Gebelik takiplerinde tansiyonu normal seyreden annenin 20. Gebelik haftasından sonra tansiyonu yükselir,  buna ödem ve idrarda protein kaçağı eşlik ederse preeklampsi denir. Bu tabloya konvülziyon dediğimiz sara nöbetleri de eklenirse eklampsi denir.

Preeklamsinin sık görüldüğü durumlar:

 İlk gebelik

 18 yaş altı, 35 yaş üstü anne adayları

 İkiz gebelikler

 Önceki gebeliğinde hipertansiyonu olan anneler

 Gebelikte gebelik şekeri, gizli şeker çıkan anne adayları

 Kronik böbrek hastası olan anneler

 Otoimmün hastalığı (Lupus gibi) olnlar

 Hidrops fetalis denilen bebekte su toplamsı olan gebelikler

 Dört ve üzerinde doğum yapan anneler

  Obez anne adayları

Preeklampsi belirtileri:

 Yüksek tansiyon

 İdrarda protein kaybı

 Ödem

Gebelikte fazla kilo alımının ardından ödem ve hipertansiyon gelişir. Vücutta aşırı su tutulumu söz konusudur. Damar yatağının bozulmasından dolayı damar içindeki sıvı damar dışına kaçmaktadır. Preeklampsideki ödem gebeliğin son aylarında el ve ayaklarda oluşan şişlik ile karıştırılmamalıdır. Preeklampside tibia üzerinde (diz ile ayak bileği arasındaki bölge) gode bırakan yani parmak ile bastırınca iz kalan ödem söz konusudur.

Rutin gebelik takiplerinde tansiyon ölçümü ve kilo önemlidir ve mutlaka kaydedilmelidir.

İdrarda protein kaybının artması, tansiyonun 160/100 mmHg olması, günlük idrar çıkışının azalması, görme bozukluğu, şiddetli mide Ağrısı, kanda trombosit sayısının azalması ağır preeklampsi geliştiğinin bulgularıdır. Bu tabloya konvülziyonların (sara nöbetlerinin ) eklenmesine eklampsi denir. Artık beyin ödemi gelişmiş ve bu nöbetler başlamıştır.

Gebede beyin kanaması, kalp yetmezliği, pıhtılaşma bozukluğu, akciğer ödemi, böbrek yetmezliği gelişir. Bebekte gelişme geriliği başlar, erken doğum hatta anne karnında bebeğin ölümüne olur.

Hafif preeklampside anne ve bebek çok yakın takibe alınır, kan değerleri takip edilirken tansiyon düşürücü  başlanır. Bebeğin dış ortamda yaşayabileceği kanaatine varınca ve belirtiler ağırlaşınca doğum geciktirmeden yapılır. Çünkü bu hastalığın tek tedavisi doğum yani bebeğin anne karnından uzaklaştırılmasıdır.

Ağır preeklampsi ve eklampsi gelişmemesi için anneye magnezyum tedavisi başlanır. Doğum sonrasında da annenin yoğun bakım ünitesinde ciddi takibi devam eder.

Hafif preeklampsi tedavisi mümkün bir durumken ağır preeklampsi ve eklampsi anne –bebeğin hayatına mal olan ciddi bir sağlık sorunudur.

Tüm gebeliklerin %6 sında görülen ve tüm organları etkiyen bu hastalığın habercisi olan bulgular:

 Ani kilo artışı,

Gebenin yüzüğünün dar gelmesi,

Yüzde şişlik, ödem

Halsizlik, bilinç bulanıklığı

Unutkanlık

Bebek hareketlerinin azalması

Karın ağrısı

Ani görme bozukluğu

Karaciğer bölgesinde ağrı

Bulantı, kusma

Az idrara çıkma

Anne ve bebek ölümüne sebep olan tablonu gelişimi:

Küçük kılcal  damarlar dediğimiz kapiller damarlardaki direnç artışı, kapiller damardaki hasardan dolayı uteroplasental yatakta( bebek ile anne arasındaki kan besin alışverişinin yapıldığı yer) yetmezlik gelişir ve bebek için ciddi tehlike yaratır.

 Bebeğe az kan, az oksijen gider bebeği sıkıntıya sokar. Utero plesantal yatakta basınç artar, plesanta erken ayrılır ve bebek anne karnında kaybedilir. Kapiller damardaki bozuklukta trombositler hasar görür, kanda trombosit sayısı azalır. Bunun sonucunda vücudun pıhtılaşma faktörleri tükenir DIC (Dissemine İntravasküler Koagülasyon ) gelişir ve ölümle sonuçlanır.

'Her gün aynı korkuyu yaşıyorum'

İzmir’de 22 yıl önce baş ağrısı şikayeti ve kafasında bulunan yağ bezesi nedeniyle gittiği hastanede beyninde tümör olduğunu öğrenen Murat Simsar, ameliyat olabilmek için hayırseverlerden yardım bekliyor. Kafatasının yarısı alınan ve kafatası çürüyen eşinin ameliyat olması için 200 bin lira gerektiğini belirten Neriman Simsar, “Her gün eşimi kaybetme korkusu yaşıyorum. Devlet ve hayırseverlerden yardım bekliyoruz. İki oğlum için babalarını yaşatın” diyerek gözyaşı döktü.

Bir demir atölyesinde çalışan Murat Simsar (43), 1993 yılında sürekli baş ağrısı ve kafatasının sağ tarafında çıkan yağ bezesi nedeniyle hastaneye gitti. Burada yapılan muayenede Simsar'ın başındaki yağ bezesini alma kararı çıktı. Ancak bir gün sonra doktor, Murat Simsar'ı arayarak tomografi çekilmesi ve detaylı muayene yapılması gerektiğini bildirdi. Yapılan detaylı işlemlerden sonra Simsar'ın beyninde tümör olduğu saptandı. O dönemde Nermin Simsar ile nişanlı olan Murat Simsar, aldığı haber ile büyük şok yaşadı. Beyin cerrahisi bölümünde yapılan ilk beyin ameliyatında, tümörün yüzde 70'i alındı. Ayrıca kafatasındaki kemikler çürümeye başladığı için, kafatasının sağ tarafı alındı. Aradan 2 ay geçtikten sonra tümörün yüzde 10'luk bölümü alındı. Ve daha sonra yapılan 3'üncü ameliyatla tümörün yüzde 10'luk kısmı daha alındı. Kalan yüzde 10'luk kısım ise göze yakın olduğu için alınamadı. Murat Simsar 22 yılda 7 beyin ameliyatı 3 de göz ameliyatı geçirirken, hastane ile ev arasında sağlığı için gelip gitti. Bu yolda en büyük destekçisi ise eşi Neriman Simsar oldu.



HASTALIKLARI ÇOĞALDI

Acı dolu günler yaşadıklarını ve yaşamaya devam ettiklerini dile getiren Neriman Simsar, “Tümör olduğunu öğrendiğimizde şoke olduk. İlk ameliyata girdiğinde kafatası kemiklerini çürümesinden dolayı, kafatasının sağ tarafını almak zorunda kaldılar. 22 yılda 7 kez beyin ameliyatı oldu 3 kez de göz ameliyatı oldu. Sağ gözü alındı protez takıldı. Son 20 yıldır devamlı hastanelerde hayatımız geçti. Eşim bu süreçte ilk önce epilepsi hastası oldu, sık sık nöbetleri oldu. Ondan sonra KOAH (tıkanan akciğer hastalığı) hastası oldu. Nefes almakta güçlük çekiyor. Hastanede de hepatit C’yi kaptı. Hastane ile ev arasında mekik dokuyoruz” dedi.

"AMELİYATIN 200 BİN LİRA OLDUĞU SÖYLENDİ"

Gün geçtikçe eşinin hastalığının ilerlediğini ifade eden Neriman Simsar, “Son 3 senedir, devamlı kafatasında bulunan çürük kemiğin oradan akıntısı var. Çürük kemiğin temizlenme işlemleri var. İzmir’deki devlet hastaneleri, çürük kemiklerin temizlenme işlemlerinin riskli olduğunu söylüyor. Yapılacak ameliyatta eşime yüzde 5 ya da yüzde 10 yaşama şansı veriyorlar. Biz bunu göze alamıyoruz. Ancak durumu git gide kötüye gidiyor. Bize Antalya’da daha önce Türkiye’de ilkleri gerçekleştirerek yüz nakilleri yapan Prof. Dr. Ömer Özkan’ı önerdiler ve yanına gittik. Ömer hoca, daha zor ameliyatları başardığını, bu ameliyatın da yüzde 15 risk olacağını, ameliyatı başarılı bir şekilde yapacağını söyledi. Ancak daha önce Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan Ömer Özkan, 4 ay önce özel bir hastaneye geçtiği için hastane bu ameliyatın 200 bin lira olduğu söylendi. Bizim de bu parayı verecek gücümüz yok. Biz, eşimin malulen emekli olduğu para ve bakım parası ile ayakta duruyoruz. Bizim 2 çocuğumuz var okula gidiyorlar. Biz bu parayı veremiyoruz” dedi.

OĞULLARIM İÇİN BABALARINI YAŞATIN

Gözyaşlarını tutamayan Neriman Simsar, “Buradan devlet büyüklerine ve hayırseverlere sesleniyorum, benim eşimi yaşatın ne olur. İki tane oğlum var. Onlar için babalarının kurtulmasını istiyorum. Büyük oğlum 13 yaşında o biraz daha dirayetli babasının hastalığına dayanabiliyor. Ama 11 yaşındaki küçük oğlumun psikolojisi bozuldu. Hastanede psikolojik tedavi alıyor. Her gün eşimi kaybetme korkusu yaşıyorum. Çaresizlik çok zor. Elinden hiçbir şey gelmemesi, hiçbir şey yapamamak daha zor. 20 yıl boyunca eşimin yanında hastaneye gittim geldim. Bir an olsun terk etme düşüncem olmadı. Onu çok seviyorum. Bir an önce sağlığına kavuşmasını istiyorum. Konuşamıyor. Derdini bile anlatmakta artık güçlük çekiyor. Bize yardımcı olsunlar” dedi.

Diş çürüklerinin en önemli sebeplerinden biri 'stres'

Günümüzde birçok hastalığın sebebi olarak gösterilen stres faktörünün, vücuttaki çoğu organı etkilediği gibi diş çürükleri ve diş eti hastalıklarına da neden olduğu belirtildi.

Günümüzde birçok hastalığın sebebi olarak gösterilen stres faktörünün, vücuttaki çoğu organı etkilediği gibi diş çürükleri ve diş eti hastalıklarına da neden olduğu belirtildi.

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Durmuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık açısından kişisel ağız ve diş bakımını çok önemsemek gerektiğini söyledi.

Ağız bakımına çocuk yaşlarda başlamak gerektiğini belirten Durmuş, diş çürükleri, diş eti ve eklem hastalıklarının altında çok farklı faktörler de yatabileceğine işaret etti.

Bu nedenlerin başında "stres" faktörünü ele almak gerektiğini aktaran Durmuş, şunları kaydetti:

"Ciddi anlamda kronik stresli bireylerde ağız kuruluğu oluşur. Buna bağlı olarak da diş yüzeylerinde çürük oluşumunu engelleyen koruyucu tabaka oluşmaz ve sonucunda yoğun diş çürükleri meydana gelir. Özellikle 18-20 yaş altı genç ve çocuklarda görülen stres, ağız sağlığı açısından çok önemli. Ebeveynler, bu stresi önemsemediğinden dolayı tedbir almakta gecikiyorlar. Bu da ilerleyen yaşlarda büyük sorunlara yol açıyor. 12-20 yaş aralığında görülen stres, 18-30 yaşlarında kanama, papil kaybı ve Ağrı şeklinde görülen ciddi diş eti hastalıklarına zemin hazırlamaktadır. Strese giren çocuk ve gençler içine kapanıp, kişisel ağız ve diş bakımlarını ihmal ediyor. Ağız, diş ve eklem bölgelerinde görülen şikayetle gelen bu yaş çocuk ve gençlerde stres faktörünün değerlendirilmesi, tedavinin kalıcı olabilmesi ve ilerleyen dönemlerde problem yaratmaması açısından çok önemli."

Durmuş, sınav faktörü ve aile baskısının çocuklarda stres meydana getirdiğini belirterek, ailelerin sınav ve özellikle ergenlik dönemlerinde çocuklarına destek olmaları gerektiğini vurguladı.

Kansere de davetiye çıkarıyor
Çocuklarda klinik olarak baş ve kulak ağrısı, çiğneme esnasında eklem bölgelerinden gelen ses ve aşırı diş sıkmanın sonucunda, diş yüzeylerinde aşınma ve diş kırıklarının meydana geldiğini anlatan Durmuş,  bütün bu problemlerin altına indiklerinde stres faktörünü tespit ettiklerini söyledi.

Batılı, gelişmiş toplumlarda orta yaş üstü bireylerde karşılaşılan yaygın diş eti hastalıkları, çürük ve diş kayıplarının altında psikolojik sebepler arandığını ifade eden Durmuş, şöyle devam etti:

"Bu yüzden gerçekten stresin vücutta ilk etkilediği organlardan biri de dişler ve diş etleri oluyor. Psikolojik sebeplerden dolayı ağız bakımının ihmal edilmesiyle diş yüzeylerinde oluşan plaklar diş etlerinde hastalıklara neden oluyor. Gerekli tedbir alınmadığında ilerleyen yaşlarda diş kayıpları meydana geliyor. Kronik stres, protez kullanan hastalarda ilerleyen dönemlerde ağız içini daha da kötü hale getirdiği için kansere de davetiye çıkarıyor. Yaşam kalitesi iyi, stresi olmayan insanlarda vücut, dişlerden kaynaklanan bir enfeksiyonu yapılacak tedavi ile ortadan kaldırabiliyor. Ama uzun süreli stres altında olan bireylerde bu tablo kiste, daha sonra da tümöre dönüşebiliyor. Kist de ihmal edilip, tedavi edilmezse ilerleyen dönemlerde kansere dönüşebiliyor." (milliyet.com.tr)

Kemikleriniz ağrıyorsa buğdayı kesin

Dünyada obezite, şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları, romatizmal hastalıklar ve kanserler kat be kat arttı. Şimdi bütün bunların suçlusu daha doğrusu çete başı buğday ilan edilmekte.


40 yıldır bütün doktorlarca sağlıklı beslenme adına önerilen buğday, tam tahıllı ekmek şimdi hedef tahtasında. Peki, modern buğdayın hayatımıza yoğun olarak girdiği son 40 yılda neler oldu? Yıl 2015: Dünyada obezite, şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları, romatizmal hastalıklar ve kanserler kat be kat arttı. Şimdi bütün bunların suçlusu daha doğrusu çete başı buğday ilan edilmekte.

Peki, buğday bu kadar zarar vermeyi nasıl beceriyor?

 Buğday; asitli yan ürünler oluşturan tek bitkidir. Mesela sülfirik asidin en güçlü kaynağıdır, her gramında bir etten çok fazla sülfirik asit içerir. Sülfirik asit açısından buğdayı bir tek yulaf geçebilir. Toronta Üniversitesinde; artan gluten tüketimi ile idrardaki kalsiyum kaybı düzeyi incelendi. Kemiklerde asitlerin yol açtığı erimeyi ölçmenin yoludur bu. Sonuç; artan gluten tüketimi idrardaki kalsiyum kaybını % 63 gibi bir düzeye çıkarmıştır. Bu da osteoporoz yani kemik erimesidir. Vücudunuz asitleşirse, beden bunu düzeltmek için kemiklerden kalsiyum karbonat ve kalsiyum fosfat gibi alkalikleri devreye sokar.

Buğday ; karın bölgesinde içsel yağlanma yapıyor. Bu yağlanmanın sonucunda ortaya çıkan iltihap eklemlerinde iltihaplanmasına neden oluyor. Aynı iltihabı şeker hastalarında kalp hastalarında da ilgili bölümlerde yapıyor. Başta leptin ve diğer oluşan hormonlarla, eklemlerin iltihaplanıp aşındığı ortaya çıktı. Gluten arttıkça, kilonuz artıyor, kilonuz arttıkça leptin düzeyi de artıyor. Üstelik kanda ne kadar yükselirse eklem sıvısında da o kadar yükseliyor.

Ne kadar çok buğday ürünü tüketirseniz kan glukozu o kadar fazla ve sık yükselir, böylece glikasyon ortaya çıkar, eklemlerdeki kıkırdak hücreleri glikasyona son derece duyarlıdır Aslında kıkırdak hücreleri son derece uzun ömürlüdür ve üremezler, bir kez zarar gördüler mi iyileşmezler. Kollajan ve agrekan gibi ilik porteinler glikasyon olursa son derece sertleşir. Glikasyonun zararları süreklidir. İliklerin esnememesine ve sonuçta parçalanmasına neden olur.

Buğday glukozu ne kadar mı yükseltir?

Basit şeker sakarozun yani sofra şekerinin glisemik indeksi 59, beyaz ekmeğin 69,tam tahıllı ekmeğin 72 dir. Yani buğday komplex falan değil süper bir karbonhidrattır. Barbunyanın glisemik endeksi 51, greyfurtinsiki 25, somon veya cevizin 0 dır . Çikolatanın 68 dir. İki dilim tam tahıllı ekmek kan şekerini iki yemek kaşığı şekerden daha fazla yükseltir. Buda iç yağ hücreleri aracılığı ile iltihaplanma ve kıkırdak dokunun yıkımına yol açar. İşte size şiş, ağrılı, hareket kabiliyeti azalmış eklemler.

Sebze proteini tüketimi ne kadar çoksa kalça kırığı oranı o kadar azdır. Ellili yaşlarda kadınlarda kemik kalitesinden kaynaklı kırık görülme olasılığı % 50 dir. Bu oran meme kanseri için % 10 ,rahim kanseri için %2 dir. Kemik yoğunluğunu azalmasında bir nedende besinlerin özellikle D vitamini ve kalsiyumun sindirilmesindeki aksaklıklar ile interlokin gibi kemiklerdeki minerallerin azalmasını tetikleyen iltihabi unsurlardır. Beslenmede buğdayı dışlarsanız hem iltihap yok olur, hem de besinlerin daha iyi sindirilmesini sağlarsınız.

Uzmanlardan ‘Kıl dönmesi’ uyarısı

Medical Park Ordu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Nihat Polat, tıp dilinde ‘pilonidal sinus’ olarak adlandırılan kıl dönmesi hastalığının, genellikle kuyruk sokumunda görülen bir veya birkaç adet deriye açılmış delik, enflamasyon, şişlik veya apse şeklinde kendini gösterdiğini belirtti.

Kıl dönmesinin kuyruk sokumu bölgesi dışında kasık bölgesinde, koltuk altlarında ve göbekte de görülebilen bir hastalık olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Nihat Polat, kıl dönmesinden korunma yolları ve tedavisi hakkında bilgiler verdi. Kil dönmesinin erkeklerde görülme sıklığının belirgin olarak daha fazla olduğunu belirten Polat, doğuştan gelen bir rahatsızlık olmamasına rağmen bazı kişilerin cilt ve kıl tipi nedeniyle kıl dönmesi oluşumuna genetik olarak daha yatkın olabildiğini vurguladı.

Kıl dönmesi sessiz ilerleyen bir hastalık

Kıl dönmesinin belirtilerinin küçük bir çukurdan büyük ağrılı bir kitleye kadar değişebileceğini dile getiren Opr. Dr. Nihat Polat, “Kıl dönmesi olan bölgede koyu renkli ya da kanlı akıntı olabilir. İltihaplanma ile beraber bölgesi kırmızı, hassas hale gelebilir ve akıntı olabilir. Enfeksiyon şiddetli olursa ateş, halsizlik ve bulantıya da yol açabilir. Hastalık, birçok değişik tablo ile karşımıza çıkabilir. Kuyruk sokumundaki kıl dönmesi genellikle enfeksiyon oluncaya kadar kendisini pek belli etmez. Bu hastalarda tipik öykü özellikle kuyruk sokumunda ağrılı şişlik, oturamama, yürüyememe gibi yakınmalardır. Bu şikayetlerle doktora giden bir genç erişkinde, tedavi şikayetlerin olduğu bölgede apse saptanması ve bu apsenin açılarak drene edilmesi ile başlar. Apsenin drene edilmesi acil durumun tedavisidir. Eğer hasta ameliyat olmaz ise bu bölgede zaman zaman akıntı olması dışında yakınması olmadan bir süre yaşantısını sürdürebilir. Ancak bir kaç hafta veya ay sonra yine aynı tablo tekrarlar. Her apse tekrarında ise ağaç kökü şeklindeki sinüsler daha ileriye gider ve çıkarılacak olan enfekte doku miktarı daha da büyümüş olur” dedi.

Kişisel temizliğe özen gösterin

Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Nihat Polat, “Sessiz ilerleyen bir hastalık olduğu için korunmak akla gelmez ve genellikle hastalık ortaya çıktıktan sonra fark edilir. Kıl dönmesinden korunmak istiyorsanız dikkat etmeniz gereken bir takım hijyen kuralları bulunmaktadır. Tabii bu hijyen kurallarını uyguluyor olmak kişinin kıl dönmesi rahatsızlığını hiçbir zaman yaşamayacağı anlamına gelmez. Ancak en azından bir şekilde korunuyor olmak ve hijyen kurallarına kişinin kendi sağlığı için dikkat ediyor olması kıl dönmesi riskini oldukça azaltacaktır” şeklinde konuştu.

Kıl dönmesinin en iyi yapılmış bir operasyondan sonra bile tekrarlama ihtimali olan bir hastalık olduğunun altını çizen Opr. Dr. Nihat Polat, şu bilgileri verdi: “Bu nedenle hastaların ameliyat öncesi iyi değerlendirilmesi, uygun ameliyatın seçilerek, titizlikle yapılması kadar ameliyat sonrası hastanın doktorunun önerilerine uyması da önemlidir. Ameliyat sonrası erken devrede yaranın iyi korunup bakılması, uzun dönemde ise o bölgenin hijyenine dikkat edilmesi gereklidir. Ameliyat sonrası dönemde doktorun uygun gördüğü andan itibaren ve belirttiği süre ile o bölgedeki kıllar traş edilmeli veya tüy dökücü ilaçlarla temizlenmelidir. Ayrıca bu bölge mutlaka temiz tutulmalı, temiz iç çamaşırı giyilmeli, düzenli olarak duş alınmalı, bu bölgenin terli ve nemli kalması engellenmelidir. Kıl dönmesi ameliyatından sonra, rahatsızlığın tekrarlamayacağını düşünerek hareket etmemeli dolayısıyla uzun saatler boyu oturmamaya dikkat etmelisiniz.” Milliyet

22 Şubat 2015 Pazar

Duruş bozukluğu fıtık ediyor

Duruş şekillerinin insanın ruhsal ve fiziksel durumunu hayatı boyunca etkileyen önemli etkenlerden biri olduğunu ifade eden uzmanlar, günlük hayatta oturma ve ayakta durma esnasında meydana gelen duruş bozukluklarının belirli yaşlardan sonra kolay kolay düzeltilemeyen sorunlara yol açabildiğini söyledi.

Hareketsizlik, iş hayatında zorunlu olarak belli bir duruş biçiminde çalışma, yanlış pozisyonda oturma ve yatma alışkanlığı önemli duruş bozukluklarına sebep olduğunun altını çizen uzmanlar, en çok şikayet edilen konuların başında ise kronik boyun, omuz, sırt ve bel ağrıları geldiğini söyledi.

Duruş bozukluğu, önlem alınmadığı takdirde ilerleyen yıllarda boyun-sırt bölgesinde kireçlenmeye sebep olabileceğine dikkat çeken uzmanlar, kasların zamanla gerilerek ve zayıflayarak bel ve boyun fıtığı oluşumuna zemin hazırladığı konusunda vatandaşları uyardı.

Uzun süre masa başında çalışanlar, bilgisayar kullananlar, borsa çalışanları gibi sürekli bir ekran izlemek zorunda kalanlar, çok fazla miktarda el işi yapanlarda sırtta kamburluk, omuzlarda çökme ve yuvarlaklaşma ve boynun öne doğru eğim yapması şeklindeki duruş bozuklukları ile çok sık karşılaşıldığını ifade eden Uzm. Dr. Ali Şahabettinoğlu, uzun süre masa başında çalışanların, sırtta kamburluk, omuzlarda çökme ve yuvarlaklaşma ve boynun öne doğru eğim yapması şeklindeki duruş bozukluklarına maruz kalabileceğini ifade etti. Şahabettinoğlu, “Boyundan kola vuran ağrı veya uyuşmaların olması boyun fıtığı, belden bacağa yayılan ağrılar veya uyuşmalar ise bel fıtığı olabilme riskinin yüksek olduğunu ortaya çıkarır. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden öncelikle bir fizik tedavi uzman doktoruna muayene olmak gerekir. Çünkü bel ve boyun fıtıklarında erken teşhis ve tedavi çok önemlidir” diye konuştu.

20 Şubat 2015 Cuma

Çocuklarda diş sıkma yaygın

Eski Katip Çelebi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uysal, "7-19 yaş arasındaki 965 çocuğun yüzde 13'ünde şiddetli derecede diş sıkma problemi tespit ettik" dedi.

Genelde yetişkinlerde görülen, yaşanan sorunlardan kaynaklı diş sıkma sorunlarının çocuklarda da yaygın olarak görüldü.

Eski Katip Çelebi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tancan Uysal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, günlük hayatta karşılaşılan sorunların, stresin özellikle uykuda "bruksizm" olarak adlandırılan diş sıkma problemine yol açtığını ve çene kaslarının istem dışı kasılarak dişlere zarar verdiğini anlattı.

Bu rahatsızlığın toplumda neredeyse her iki kişiden birinde görülmeye başladığını ifade eden Uysal, aynı sorunu çocukların da yaşadığının tespit edildiğini dile getirdi.

Eklem problemleri ve bruksizm üzerine çocuklarda yaptıkları araştırmayla ilgili bilgi veren Uysal, şöyle konuştu:

"7-19 yaş arasındaki 965 çocukta yaptığımız araştırmada çocukların yüzde 13'ünde şiddetli derecede diş sıkma problemi tespit ettik. Araştırmaya konu olan çocuklardan 472'si kız, 473'ü erkekti. Bu rahatsızlık kız ve erkek çocuklarda yaygın görülüyor. Çenenin geride, ileride olması ya da normal kapanışındaki farklığının bu sorunla bir ilgisinin olmadığını gördük. Bu da bize diş sıkmanın altında ağırlıklı olarak psikolojik etkenlerin yattığını düşündürüyor.

Çocuklardaki sınav, okul stresi, huzursuz bir aile ortamı, belki bir kıskançlık, çeşitli sorunlar buna neden olabiliyor."

Çocukların diş hekimi korkusu

Diş hekimi korkusunun da yaygın olarak görüldüğünü, bunun temelinde ise "küçük yaşta yaşanan kötü bir hekim tecrübesi" bulunduğunu vurgulayan Uysal, özellikle çocukların psikolojisine büyük önem verdiklerini ifade etti.

Küçük yaşta karşılaşılan bu sorunun gelecekte diş fırçalamama ve diş bakımsızlığına dolayısıyla diş kayıplarına yol açabileceğini kaydeden Uysal, tedavilerde çocuklara daha farklı bir yaklaşım sergilenmesi gerektiği, çizgi film izletilerek basit diş tedavileri yapılmasının diş hekimine gelişleri kolaylaştıracağını savundu.

104 yaşında ameliyat oldu bir gün sonra yürüdü

Sinop'ta 104 yaşında kalça kemiği kırılan ve 75. Yıl Boyabat Devlet Hastanesinde başarılı bir operasyon geçiren 104 yaşındaki Zeliha Leman Şimşek, kısa süre sonra destekle yürümeye başladı.

Ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Ali Yalçın, evinde düşerek kalça kemiğini kıran 104 yaşındaki Şimşek'in iki hafta önce hastanelerine getirildiğini söyledi. Hastanın aynı gün Proksimal Femoral Nail (PFN) denilen, "kırığı açmadan röntgen altında kemik içi çivileme" yöntemiyle ameliyat edildiğini anlatan Yalçın, şu bilgileri verdi:

AMELİYATTAN BİR GÜN SONRA YÜRÜDÜ

"Hastamız bize geldiğinde kalçasında kırık vardı. Bu kırık hastanın yaşı itibarıyle kaynama potansiyeli olmayan bir kırıktı. Bu yüzden ameliyat olması gerekiyordu. Yaşının 104 olmasından dolayı ameliyat riskliydi. Bu riski hasta yakınlarıyla göze aldık ve anestezi uzmanımız Yaprak Köseoğlu ve Dr. Melike Yücekul ile PFN yöntemiyle başarılı bir ameliyat gerçekleştirdik. Hastayı bir gün sonra yürüttük. Üç gün sonra da taburcu ettik. Bugün, yani on beşinci gün de kontrolüne geldi. Dikişlerini aldık. Herhangi bir sıkıntısı yok, yürüyor."

FARKLI BİR YÖNTEM İLE AMELİYAT EDİLDİ

Yaptıkları ameliyatın bir ilk olabileceğini ifade eden Yalçın, "Araştırmalarımıza göre Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde 102 yaşında bir hasta aynı yöntemle ameliyat edildi. 104 yaşındaki bir hastanın PFN yöntemiyle ameliyatı Türkiye'de bir ilktir. Bu ilk de hastanemizde gerçekleştirilmiştir diyebiliriz" ifadesini kullandı.

Başhekim Dr. Bekir İnebeyli de ekibini tebrik ederek, "Hastanemizde son zamanlarda bu tür zor ameliyatların yapılabilmesi, hastanemizin geldiği düzeyi gösteriyor. Ben doktor arkadaşlara, emeği geçen diğer sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bu başarı topyekun olarak bütün Boyabat Devlet Hastanesi ve özellikle de Opr. Dr. Ali Yalçın Bey'in başarısıdır. Kendilerine teşekkür ediyorum" diye konuştu.

Zeliha Leman Şimşek'in yakınları da hastalarının kısa sürede iyileşmesinin şaşkınlığını yaşadıklarını ifade ederek, Dr. Yalçın'a ve emeği geçen tüm hastane çalışanlarına teşekkür ettiklerini söyledi.

19 Şubat 2015 Perşembe

Eksik dişlerle yaşamayın!

Birçok kişi eksik dişlerle yaşamını idame etmeye çalışsa da gerçek şu ki; eksik dişler birçok olumsuzluğu beraberinde getiriyor diyen Hospitadent Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Utku Üretürk, “Eksik dişler estetik, fonksiyon kaybı ve çeşitli deformasyonlara neden olarak yaşantımızı zorlaştırıyor” dedi.

Eksik dişlerin yerine diş kaybı sonrası en kısa sürede diş yapılması gerektiğini ve eksik dişin yerine uygulanabilecek en sağlıklı tedavi alternatifinin İmplant olduğunu söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Utku Üretürk , eksik dişin zararlarını açıkladı.

1) Eksik diş görüntüsü kişinin öncelikle gülüşünü bozarak kişinin özgüveninin azalmasına, sosyal ilişkilerinde zorluklara neden olur. Ayrıca dudak ve yanakların çökmesine ve kırışmasına neden olarak yüzde daha yaşlı ve zayıf bir görüntü oluşturur.

2) Eksik diş bölgesinde komşu dişlerin devrilmesine, karşıt dişlerin eksik diş bölgesine uzamasına ve dolayısıyla çiğneme fonksiyonunun azalmasına neden olmaktadır.

3) Devrilen ya da uzayan dişlerde temizlik ve bakım zorlaşacağı için çürük, hassasiyet, diş eti iltihabı nedeniyle  ağrı ve diğer dişleri kaybetme riski de artmaktadır.

4) Eksik dişler nedeniyle alışılmış çiğneme düzeni de değişir. Sağlıklı bir çiğneme çift taraflı olurken tek taraflı çiğneme ile çene eklemlerinde ağrı, ses, kilitlenmeler oluşabilir.

5) Eksik diş bölgesinde çiğneme fonksiyonu olmadığı için çene kemiğinde rezorpsiyon dediğimiz incelme ve erimeler olmaktadır.

6)Diş eksiklikleri ayrıca diğer dişlerin aralarının açılmasına ve dişlerin orta hattı ile yüzün orta hattı arasında uyumsuzluğa ve asimetrik görünüme yol açabilir.

7) Eksik diş nedeniyle yeterince çiğnenmeyen ve öğütülmeyen besinler, bütün olarak yutulduğunda hazımsızlık, şişkinlik ayrıca gastrit ve ülser gibi mide problemlerine yol açabilir.


Ofiste fazla oksijen de verimi düşürüyor

Çalışanların günde en az 8 saatini geçirdiği ofislerde iç hava kalitesi insanların sağlığı ve verimini doğrudan etkiliyor.

Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi, ofislerdeki dengeli ve temiz havanın çalışan verimliliğine etkisine dikkat çekiyor. Çalışma ortamında yeterli miktarda temiz hava bulunmaması halinde çalışanlarda karar vermede güçlüğe, genel uyuşukluktan baş ağrısına, konsantrasyon problemlerinden kalp ritmi bozukluklarına kadar bir çok rahatsızlık baş gösterebiliyor. Sanılanın aksine ortamda fazla oksijen bulunması da çalışma kalitesini düşürüyor.

Çalışma hayatında yaşam kalitesini arttıran çözümleriyle Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi, çalışma ortamlarında verimlilik için sağlıklı hava koşullarının sağlanmasının önemine dikkat çekiyor. Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi, sağlıklı bir çalışma ortamı yaratmak için hava kalitesi cihazlarıyla yapılan sürekli ölçümler yapılması gerektiğine değiniyor.

Fazla karbondioksit soluyanlar karar vermede güçlük çekiyor

Çalışma ortamında solunan fazla karbondioksit kişilerde mutsuzluk hali, karar vermede güçlük, nefes alma ile kalp ritminde artış, mide bulantısı, baş ağrısı, görüşte bozukluk gibi olumsuz etkilere neden oluyor.

Nem de zararlı

Bir insan için konfor miktarı yüzde 30 ile yüzde 70 arasında tanımlansa da uzmanlar nemin yüzde 30 ile yüzde 50 arasında kalmasını öneriyor. Araştırmalara göre çalışma ortamında bulunan fazla nem alerjiye ve hastalıklara neden olabiliyor. Düşük nem ise mukozaların kurumasına dolayısıyla soğuk algınlığı ve grip riskinde artışa neden olabiliyor.

Ortam sıcaklığı önemli

Çalışma ortamının sıcaklığı kıs ve yaz durumuna göre insanların kendilerini rahat hissedecekleri bir düzeyde olması önem taşıyor. Araştırmalar birçok insanın rahat olarak çalıştıkları ortam sıcaklığının 20-26 derece arasında olduğunu gösteriyor.

Gece başlayan sırt ağrılarına dikkat

Beyin-Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op.Dr.İrfan Çınar konu ile ilgili bilgiler verdi.

Sırt Ağrıları, kadın ve erkekte, sıklıkla günlük yaşam kalitesini önemli şekilde bozan, sürekli bir yorgunluğa yol açabilen, çalışma performansını bariz şekilde düşüren önemli rahatsızlıklardan biridir.

Her yaşta kişide görülebilen sırt ağrıları, kas incinmesi gibi basit bir nedenle meydana gelebilirken bazen de ciddi hastalıkların belirtisi olabiliyor. Özellikle sabit bir bölgede devam eden sırt ağrıları, ciddiye alınmadığı takdirde diğer hastalıkların tanı ve tedavisini gecikmesine yol açabiliyor.

Sırt ağrıları büyükten küçüğe herkeste görülebilir. Sırt ağrısı sırt bölgesinde omuzlardan kaburgaların bitimine kadar görülen ağrıdır. Sırt ağrısı boyna, omuzlara ve bele doğru yayılım gösterebilir. Nefes alıp verirken batma şeklinde görülürken, belli hareketlerde ve pozisyonlarda ağrı şiddetinde artış olabilir. Erkeklere oranla, kadınlarda sırt ağrısına daha fazla rastlanır.

Sırt ağrısının en sık nedeni: Sırt kaslarında oluşan kas spazmıdır. Sırt ağrıları çeşitli hastalıkların da belirtisi olabilir.
        - Duruş bozukluğu,
       -Uzun süre eğilerek aynı pozisyonda kalmayı gerektiren aktiviteler (masa başı işleri,bilgisayar kullanımı,araç kullanımı gibi...),
     - Omurgada oluşan iltihabı ve romatizmal hastalıklar,
     - Kemik erimesi,
      - Bel veya kalça kemiklerindeki şekil bozuklukları,
       -Sırt bölgesindeki omurgada kireçlenme,
       -Skolyoz hastalığı sırt ağrısının başlıca nedenleridir.

Bunların dışında sırt fıtığı da ağrıya nedendir. Bel ve boyun fıtığına oranla daha seyrektir. Daha çok ağrı sırtın alt bölgesinde görülmektedir. Kürek kemiğine vuran sırt ağrıları kalp krizinin sinyali olabilir. Omurga tümörleri de sırt ağrısına neden olabilir. Bu sebeple; ağrı gece başlıyor veya artıyorsa, sürekli ya da şiddetliyse ve hastada kilo kaybı varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir.

Sırt ağrılarında tedavi sebebe yönelik olarak yapılır. Basit ve kronik olmayan ağrılar, fizik tedavi uzmanının uygun göreceği ilaçlarla kolaylıkla iyileşir. Daha şiddetli ve kronik ağrılarda, sırt ağrısının sebebine bağlı olarak tedavi planlanır.

Salgın hastalıklarda hijyene dikkat

Genellikle mevsim geçişlerinde görülen; grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıkların zamanı geldi çattı.

Uzmanlar bu noktada özellikle kapalı alanlarda temizlik ve dezenfeksiyon uygulamalarının önemine dikkat çekiyor. Salgınların arttığı dönemlerde önlemlerini alan ve temizliğe iki kat önem veren işletmeler bu süreci en az kayıpla atlatıyor.

Mevsim değişikliği sırasında hava sıcaklığında yaşanan ısı farklılığı soğuk algınlığı ve grip vakalarının artışına sebep olur. Bunun sebebi, yaz aylarında görülmeyen virüslerin havanın soğumasıyla birlikte tekrar aktifleşmesidir. Yılın bu zamanlarını soğuk algınlığına veya gribe yakalanmadan geçirmek genellikle çok zordur. Soğuk algınlığına neden olan yaklaşık 200 virüs, yıl içerisinde birkaç kez hastalanmanıza sebep olabilir. Oldukça hızlı bulaşabilen bu hastalık türleri işletmeler için de tehdit oluşturmaktadır.

Soğuk algınlığı ve grip salgınları insanların kendilerini hasta hissetmelerine yol açmanın yanı sıra verimlilik kaybına neden olabilir ve söz konusu salgınlar sıkça veya geniş bir çapta meydana geldiği taktirde işletmenin itibarını da olumsuz yönde etkileyebilir. Tesisler, en iyi temizlik ve dezenfeksiyon uygulamalarını yaparak, salgınların çoğaldığı dönemler için hazırlık yapabilirler. Böylelikle bilinçli işletme ve kurumlar; çalışanlarını, öğrencilerini, hastalarını ve misafirlerini güven içinde tutup, sağlıklarını koruyarak, gereksiz devamsızlıkları ve kazanç kaybını en aza indirgeyecektir.

Sealed Air iş birimi Diversey Care’in uzman ekipleri uluslararası çapta yapmış oldukları araştırmalar sonucunda; tekstil ürünlerinin bakımı, enfeksiyon ile mücadele ve kişisel bakım alanında alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor;

Doğru el hijyeni teşvik edilmeli

Maalesef herkes temel el hijyeni tedbirlerini uygulamıyor. Ellerdeki mikroplar kolaylıkla kişiden kişiye veya başka yüzeylere geçebiliyor; dolayısıyla tesislerin, herkesi düzenli olarak el yıkama ve dezenfekte etme alışkanlığını edinmeye teşvik etmesi gerekir. Eller kirliyken, bireylerin sıcak su ve sabunla ya da sabun ve suyun mevcut olmadığı ortamlarda Alkol bazlı bir el dezenfektanı ile ellerini temizlemeleri gerekir.

Soğuk algınlığı ve gribin farklı şeyler olduğu bilinmeli

Üst solunum yollarında yani kulak, burun ve boğazda viruslerle oluşan hastalıklara soğuk algınlığı denir. Soğuk algınlığına sebep olan yüzlerce virüs vardır. Bunların belli başlıcaları Rhinovirus, Coronavirüsler, Parainfluenza Virüsü, Respiratuar Sinsisyal Virüslerdir. Grip hastalığına ise Influenza Virüsü Tip A B ve C alt türleri sebep olur. Her iki hastalığında belirtileri birbirinden çok farklıdır. Soğuk ve nemli hava, yorgunluk, stres, beslenme eksikliği gibi faktörler soğuk algınlığını kolaylaştırır. Gripte olduğu gibi en sık tokalaşma ile bulaşır. Bu sebeple el hijyeni çok önemlidir.

Öte yandan hepimiz yılda ortalama yedi defa soğuk algınlığı geçiririz. Soğuk algınlığı burun çevresinde görülür ve yaklaşık yedi gün boyunca sürer. Yani, belirtiler genellikle boyunun yukarısındadır. Örneğin, boğazda kaşıntı veya yanma, gripte nadiren görülen ancak soğuk algınlığında sık sık yaşanan bir problemdir. Ateş, soğuk algınlığında olmaz ya da çok nadiren görülür. Grip ise daha ciddi bir hastalıktır, aniden ortaya çıkar ve yılda ortalama 2-3 defa geçirilir. Soğuk algınlığının aksine ateş grip belirtilerinden biridir ve 3-4 gün sürebilir. Ateşle beraber genel halsizlik hali, vücut ağrısı ve öksürük de görülür. Soğuk algınlığı ve grip arasındaki en önemli farklardan biri de gribin önlenebilir olmasıdır. Her yıl bilim adamları tüm dünyadan bilgi toplayıp, araştırmalar yaparak o yıl gribin oluşmasını sağlayacak muhtemel virüs çeşidini belirlerler. Bu virüs çeşidine göre de her yıl aşılar geliştirilir. Ancak soğuk algınlığının ilacı yoktur. Dolayısıyla grip aşısı olmak kişinin nezleyi kapmamasını garanti etmese de bazı vakalara karşı koruma sağlar.

Personele uygun temizlik prosedürleri konusunda eğitim verilmeli

Tesisler, hangi yüzeylerin ve donanımın temizleneceğini ve temizliğin hangi sırayla yapılacağını detaylandıran temizlik prosedürlerinin uygulamaya konmasını sağlamalıdır. Bu prosedürler, el hijyeninin ne zaman uygulanacağını, ne zaman eldiven kullanmanın gerektiğini, kullanılacak temizlik ürünleri ve dezenfektanların hangi sıklıkta kullanılacağını da tarif etmelidir. Hastalıkların daha sık görüldüğü ve bulaştığı soğuk algınlığı ya da grip mevsimi gibi dönemlerde tesislerin daha sık ve daha kapsamlı temizlik ve dezenfeksiyon yapması tavsiye edilir. Bu da geleneksel temizlik programının, tüm genel alanların daha sık temizlenmesini kapsayan bir programla değiştirilmesini veya temizlik ve dezenfeksiyon işleri için ek personelin görevlendirilmesini gerektirebilir.

Sık temas edilen yüzeyler temizlenmeli ve dezenfekte edilmeli

El hijyeni yaygın olarak uygulansa dahi kirli ve mikroplu yüzeylere dokunulduğunda ellerin yeniden kirlenme riski vardır. Kapı tokmakları, tırabzanlar, asansör düğmeleri, sıralar ve tezgâh üstleri gibi sık temas edilen yüzeyler düzenli olarak ya da gözle görülür şekilde kirlendiğinde temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. Çalışanlar; temizliği, yüksek yerlerden alçak yerlere, temiz yerlerden kirli yerlere ve kuru yerlerden ıslak yerlere doğru yapmalı, dezenfektanın yüzey üzerinde uygun etki süresi boyunca bekletilmesini sağlamalıdır.

Uygun yerlere hastalığa dikkat çekici panolar yerleştirilmeli

Tesislerin, soğuk algınlığı ve gribin yayılmasını önlemek için uygun uyarı panoları yerleştirilmesine teşvik etmesi gerekir. Bu uyarılara, başkalarıyla sınırlı temasta bulunulması, öksürürken ve hapşırırken ağzın kapanması ve kullanılan kâğıt mendil ve kâğıt havluların çöpe atılması da dahil edilmelidir. Tesisler; resepsiyon alanları ve tuvaletler gibi trafiğin yoğun olduğu alanlara panolar ve başka iletişim malzemeleri yerleştirerek, insanlara bu davranışları uygulamalarını hatırlatabilir.

Doğru malzemeler yeterli miktarda bulundurulmalıdır

Bazı durumlarda insanlar, sabunun veya kâğıt havluların bulunmadığı bir tuvaletle karşı karşıya kalabilir ki; bu da onları hijyen alışkanlıklarından ödün vermeye veya vazgeçmeye zorlayabilir. Tesisler, kişisel koruyucu ekipman, dezenfektan, el hijyeni ürünü, peçete, tuvalet kâğıdı, çöp poşeti ve temizlik bezleri gibi malzemelerini yedekli olarak bulundurulmalıdır. Böylece enfeksiyon önleme stratejileriyle uyum desteklenmiş olacaktır.

Tüm alanların kurallara uygun temizlendiğini denetlenmelidir

Tesislerin etkin temizlik için tüm alanların kurallara uygun temizlendiğini denetlemesi, işçilerin işlerini beklendiği gibi yapmasına ve gelişme kaydedilecek alanların belirlenmesine yardımcı olabilir. Tesisler, el hijyeni takibi ve uyum raporlaması aracılığıyla el yıkama ve dezenfeksiyon alışkanlığını izlemek isteyebilir. Ayrıca kurumlar, gerektiğinde ya da tavsiye edildiğinde çalışanların uygun koruyucu giysileri giymesini sağlamalıdır. Milliyet

18 Şubat 2015 Çarşamba

105 ilaç SGK kapsamına alındı

KOAH, kalp yetmezliği, AIDS ve bazı kanser türleri olmak üzere 15 farklı endikasyonda 105 yeni ilaç SGK kapsamına alındı. Sağlık Uygulama Tebliği'nde yapılan değişiklik bugün resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Yürürlüğe göre ayrıca nadir görülen bir cilt hastalığı olan epidermolizis büllosa hastaları hastanede ya da evde bakım hizmetleri kapsamında pansuman olacaklar. Bunun dışında Gazi olan vatandaşlar da rapor karşılığında sınırsız fizik tedavi görebilecek. Yapılan değişiklikler şöyle;

105 YENİ İLAÇ SGK KAPSAMINA ALINDI

105 adet yeni ilaç ödeme listesine ilave edilerek vatandaşın erişimine sunuldu.

Listeye ilave edilen bu ilaçlardan 15 adedi daha önce sadece Türk Eczacıları Birliği aracılığıyla yurt dışından temin edilmekte iken yurt içinde vatandaşımızın ilaca daha kolay ulaşımına imkan vermek amacıyla eczanelerden teminine olanak sağlandı.
Ödeme listesine yeni ilaçlar alınarak veya ödeme listesinde mevcut bulunan ilaçlarda endikasyon düzenlemesi yapılarak, 15 ayrı endikasyonda (malign melanom, T-hücreli lenfoma, küçük hücreli dışı akciğer kanseri, kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon, makula dejenerasyonu, santral retinal ven tıkanıklığı, multiple skleroz, CAPS (kriyopirin ilişkili periyodik sendromlar), aksiyel spondilartrit, psöriyatik artrit, metastatik mide kanseri, miyelodisplastik sendrom, kronik kalp yetmezliği, KOAH ve AIDS) tedavi seçeneği artırılmış ve yeni tedaviler vatandaşın erişimine sunuldu.

EPİDERMOLİZİS BÜLLOSA HASTALARININ PANSUMANINI SAĞLIKÇILAR YAPACAK

Epidermolizis Büllosa hastaları hastanelerin ilgili branşlarından (cildiye, plastik cerrahi, genel cerrahi) düzenlenen reçete karşılığı aldıkları pansuman malzemeleriyle evlerinde kendi pansumanlarını kendileri yapmaktaydı. Hastaların sağlık profesyonelleri gözetiminde daha kaliteli ve kontrol altında hizmet almaları amacıyla tüm ülkede hizmet ağı olan sağlık bakanlığı'na bağlı hastaneler ile evde bakım hizmetleri kapsamında tedavilerinin sağlanması yeni uygulamayla düzenlendi.

Bu hastalıkta kullanılabilecek yara bakım ürünleri malzeme seti halinde bir bütün olarak tanımlanarak, eksik bir malzemenin kalmaması ve bu hastalığa özel tüm malzemelerin kullanılabilmesi sağlandı. Düzenlemenin amacı epidermolizis büllosa hastalarının yara takibinin ve kliniğinin bilimsel koşullarda konforlu bir şekilde multidisipliner bir yaklaşımla takip edilebilmesi ve tedavilerinin aksamanın önlenmsi amaçlanmdı.

GAZİLERE SINIRSIZ FİZİK TEDAVİ

Gazi vatandaşlarımızın bölge seans kontrolü yapılan fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarında en fazla 60 seans tedavi uygulaması bulunmaktaydı. Yapılan düzenleme ile gazilerimiz bölge seans kontrolüne tabi tanılarda (hastalıklarda) hekimin uygun gördüğü rapor doğrultusunda Türk Silahlı Kuvvetleri ve Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde sınırsız fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti alabimeleri sağlandı.
Serebral Palsi (Beyin Felci) hastalarının yatarak fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti alabilmelerine ilişkin düzenleme yapıldı.

Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)’nde yer alan tüp bebek tedavilerinde daha önceki evliliğinden çocuğu olup mevcut evliliğinden ortak çocukları olmayan kişilerin tedavilerinin karşılandığına dair hükümde düzenlemeye gidildi.

SOLUNUM YETMEZLİĞİ HASTALARINA YENİ SET

Yatarak tedavilerde kullanılan tıbbi malzemeler fiyatları ile birlikte listelenmiş ve MEDULA hastane uygulamasına serbest kodsuz malzeme niteliği ile girilmesi uygulaması kaldırılmıştı. Ancak Kamu Hastanelerine (Sağlık Bakanlığı/Kamu Üniversite Hastaneleri), “Birden Fazla Branşta Kullanılan Tıbbi Malzemeler (EK-3/A)” kapsamında değerlendirilecek ürünlerin için 1/4/2015 tarihine kadar serbest kodsuz olarak MEDULA hastane uygulamasına girilmesine olanak verecek bir geçiş süreci tanımlanmıştı. Bahse konu sağlık hizmet sunucularının, tıbbi malzeme tedarikçilerinin ve özellikle hasta mağduriyetlerinin yaşanmasının engellenmesi için tanınan geçiş süresi, hazırlıkların tamamlanabilmesi için 1/7/2015 tarihine kadar uzatıldı.

Çeşitli hastalıklar sebebi ile diyafragma kasının tam olarak işlevini yerine getiremediği ve bu nedenle kronik solunum yetmezliği olan durumlarda, hastaların kendi başına nefes alıp vermesine yardım eden ve solunum cihazına bağımlılığını azaltan "Diyafragmatik pace- elektrot ve uygulama seti" geri ödeme kapsamına alındı. hürriyet.com.tr
           

Robotla neştersiz by-pass yapılıyor

Kalp ve damar hastalıkları ülkemizde en sık rastlanan kronik hastalıkların başında geliyor. Kalp damar hastalıkları tedavisinde ise özellikle son yıllarda robotik cerrahi ile yapılan by pass ameliyatları, hasta konforu iyileşmenin hızlığı açısından çok önemli bir avantaj.


Koltuk altından açılan 3 delik ve sadece kaburga kemiğinin olduğu yere açılar 4 santimlik kesi ile göğse neşter değmeden ve kalbi durdurmadan robot ile by pass uygulamak mümkün. Liv Hospital Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Özkara “Kalbin üzerindeki en önemli damar olan göğüs atardamarını kullanarak hastaya robotik by pass uyguluyoruz. Klasik by pastaki gibi göğüs bölgesi açılmadan ve kalbi durdurmadan operasyonu gerçekleştiriyoruz” diyor. Robotik by passla hastanın çok daha erken normal yaşamına geri dönebildiğine dikkat çeken Liv Hospital Op. Dr. Cenk İndelen bu yöntemle enfeksiyon oranı ve kanamanın çok daha az olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Kozmetik açıdan klasik by pass ameliyatından çok daha üstün. Hasta iki hafta içinde işine dönüyor. Normal fizik kondüsyonuna ulaşıyor.

NEŞTER KULLANMADAN YAPILIYOR

Kalp cerrahisinde özellikle son 15 yılda gelişen teknoloji ile klasik ameliyat yöntemlerine alternatif olarak minimal invazif yöntemlerin sayısı giderek artıyor. ABD ve Avrupa ülkelerinde de son yıllarda robotik kalp cerrahisi ameliyat sayılarında yüzde 20 civarında artış gözleniyor. Ülkemizde de bu oran giderek artıyor. Robotik kalp cerrahisinde sternum adı verilen iman tahtası kemiği kesilmeden operasyon yapılıyor. Göğüs kafesinin sağ ya da sol tarafından yapılan 4 santimlik minik kesiler ile göğse neşter değmeden ve kalbi durdurmadan robot kolları yerleştiriliyor. Bir kesiden yerleştirilen kamera ile 3 boyutlu görüntü, 8-10 kat daha büyük ve net görüntü sağlanıyor. Bir cerrah robot kollarına cerrahi enstrümanları takıyor, diğer cerrah kameranın olduğu konsol da bu enstrümanları kullanıyor.

HEM HASTA HEM DE CERRAH İÇİN KONFORLU

Klasik ya da torakoskopik cerrahiden farklı olarak kullanılan aletlerin güvenliği daha yüksek. Konsolda bulunan cerrahın parmak hareketleri ile kullanılan cerrahi aletler, el bileğinin zorlandığı hareketleri bile kolaylıkla yapar. El titremesi, yorgunluğu olmuyor, ulaşılması zor anatomik alanlara daha kolay müdahale ediliyor. Bu hem cerrah hem de hasta için konfor sağlıyor.

DAHA AZ AĞRI DAHA DÜŞÜK ENFEKSİYON

Robot cerrahisine uygun hastalarda koroner arter bypass cerrahisi, mitral kapak cerrahisi, konjenital kalp cerrahisi ve aritmi cerrahisi robotla yapılıyor. Koroner arter bypass cerrahisi kalbi durdurmadan ya da kalbi durdurarak (kalp-akciğer makinesi kullanılarak) gerçekleştiriliyor. Mitral kapak operasyonları kalp durdurularak yapılıyor. Robotik kalp cerrahisi ile hastalarda nekahat dönemi belirgin olarak kısalıyor, hastalar genellikle 15 gün sonra işlerine dönebiliyor. Kanama, enfeksiyon, ağrı ve kan kullanımı çok daha az oluyor.

Robotik kalp cerrahinin avantajları ise şöyle;

- Ağrı ve ameliyat sonrası bazı bedensel fonksiyonlarda bozulma gibi sorunlar çok daha az oranda görülmekte, hasta memnuniyeti açısından daha iyi sonuçlar vermektedir.

- Ameliyatın küçük deliklerden, kamera yardımı ile yapılması, genel inanışın aksine açık cerrahiden çok daha net ve detaylı bir görüş alanı sağlanarak ameliyatın çok daha az doku travmasına sebep tamamlanmasına olanak sağlamaktadır.

- Ameliyat sonrası iyileşme açık cerrahiye göre çok daha hızlı olmaktadır. Bu hastanede daha kısa süre kalış, hastanın daha çabuk ayağa kalkması anlamına da gelmektedir.

- Küçük kesilerden ameliyat yapıldığı için operasyon sonrası hastalar daa az ağrı duymaktadır.

- Yapılan kesi alanı küçüldükçe, ameliyat sonrası görülen cerrahi alan enfeksiyonu daha az görülmektedir.

- 1-1.5 santimlik kesiler yardımıyla ameliyat yapıldığı için açık cerrahiye göre daha iyi kozmetik sonuçları alınabilmektedir.

- Ameliyatın küçük deliklerden optik sistemleri yardımıyla yapılışı açık cerrahiden çok daha net ve detaylı bir görüş alanı sağlamaktadır.

- Doku hasarı daha az olduğu için kan kaybı da minimal olmaktadır.