Birçok organı etkileyen ancak klinik çalışmalara göre, % 50-70 oranında gözlerde tutulum yaparak iltihaba neden olabilen Behçet hastalığı, zamanında tedavi edilmezse kalıcı görme kayıplarına yol açabiliyor.
Behçet hastalığı, nadir görülen ve vücutta birçok sistemi tutan bir hastalık. Ağızda aft, genital ülser, deri bulguları ve gözün iltihaplanması (üveit) gibi sorunlara yol açıyor.
Ankara Üniversitesinden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Yalçındağ, hastalığın en sık Türkiye, Uzakdoğu ve Ortadoğu ülkelerinde görüldüğünü ifaderek, "Hastalığın görülme sıklığı Japonya'da on binde bir iken bu oran Türkiye'de on binde 42'dir. En sık 30-40 yaşlarında görülmektedir. Genç nüfusu etkilemesi nedeniyle önemli bir hastalıktır" dedi.
Hastalığın, eklemler, mide bağırsak sistemi, damarlar ile beyni tutabildiğini anlatan Yalçındağ, tanının özel bir testle değil ancak klinik bulguların değerlendirilmesiyle konulabildiğine işaret etti.
"GÖZ TUTULUMU EN ÇOK ERKEKLERİ ETKİLİYOR"
Yalçındağ, Behçet hastalığının gözde iltihaplanma, tekrarlayan ataklar ve iyileşme dönemleriyle seyreden göz içi iltihaba neden olduğuna dikkati çekerek, "Behçet hastalığında göz tutulumu, klinik çalışmalarda yüzde 50-70, hastalığın görülme sıklığı ve etkenlerini ortaya koyan epidemiyolojik çalışmalarda yüzde 20 civarında bildirilmektedir. Tek gözde başlasa bile genellikle her iki gözü etkiler" diye konuştu.
Erkeklerde göz tutulumunun kadınlardan daha sık ve ağır seyirli olduğunu belirten ve "Erkek hastaların yaklaşık olarak üçte ikisinde göz tutulumu meydana gelir. Göz tutulumu genellikle hastalık başlangıcından sonraki 2-4 yıl içinde olur. Ancak Behçet hastalığı tanısı bazen göz hastalığının başlamasıyla birlikte konulur. Bunun sebebi daha önceden mevcut olan ağızda aft gibi bulguların hastalar tarafından önemsenmeyerek hekime başvurulmamasından kaynaklanmaktadır. Behçet hastalığında, iltihabi bulgular ani olarak başlar, iyileşir ve tekrar nükseder. Ancak bu atakların her biri gözde az ya da çok bir hasar bırakabilir ve görmeyi tehdit eden komplikasyonlar gelişebilir" ifadesini kullandı.
GÖZLERDE BU ŞİKAYETLER VARSA DİKKAT
Nilüfer Yalçındağ, hastaların genellikle gözde kızarıklık, bulanık görme veya görme kaybı, uçuşma, gözde ve göz çevresinde ağrı şikayetleri ile başvurduğunu anlatarak, gözün arka kısmını tutan iltihapta ise gözde kızarıklık olmadan ağrısız görme azalması ve uçuşma meydana geldiğini söyledi.
Behçet hastalarının gözünden şikayeti olmasa dahi 6 ayda bir göz muayenesi yaptırması tavsiyesinde bulunan Yalçındağ, tedavi sürecine ilişkin şu bilgileri verdi:
"Hastalık birçok sistemi tuttuğu için diğer tutulum yerlerine göre ilgili branş hekimlerinin de görüşü alınarak tedavi ortak olarak belirlenmelidir. Üveitin tutulumun yeri ve ağırlığına göre damla, enjeksiyon veya sistemik tedavi yöntemleri uygulanır.
Üveitli hastalarda iltihap belirtilerinin hızlı bir şekilde baskılanması ve kalıcı yapısal değişikliklerin oluşmasının önlenmesi için tedavinin derhal başlaması gerekir. Tedavinin bir diğer amacı da atakların sıklığını ve şiddetini azaltmak ve sonuçta hastanın görme yetisini korumaktır. Çünkü göz hastalığının ciddi ve hasar bırakacak tarzda seyredeceğinin en önemli işareti atakların sık görülmesi ve ağır seyretmesidir. Bu nedenle, tedavinin uzun süreli ve yakın takip altında olması zorunludur. İlaçların sistemik yan etkileri açısından hastaların takibinde romatologlarla iş birliği yapılmalıdır."
KALICI GÖRME KAYBINA NEDEN OLABİLİR
Prof. Dr. Yalçındağ, stres, aşırı yorgunluk, ateşli hastalıkların, sinüzit ve diş absesi gibi enfeksiyonların da göz iltihabı ataklarına neden olabileceği uyarısında bulunarak, tedavi edilmeyen göz iltihabı atakları sonucunda, gözün özellikle arka tabakalarında meydana gelen hasar nedeniyle kalıcı görme kayıpları oluşabileceğini kaydetti. ntvmsnc
behçet hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
behçet hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Şubat 2017 Salı
4 Kasım 2014 Salı
Genç erkekler bu hastalığa dikkat!
Behçet hastalığının görülme sıklığının en yüksek olduğu bölgenin Türkiye olduğu ve her bin kişiden 1-4'ünde Behçet hastalığı olduğunun saptandığı belirtildi. Hastalık genç erkeklerde daha ağır seyrediyor.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Behçet hastalığının 1937 yılında Hulusi Behçet tarafından tanımlanmış olan, nedeni bilinmeyen iltihaplı bir hastalık olduğunu belirtti.
Hastalığın belirgin özelliklerinin ağız içi ve genital bölgede tekrarlayan ülserler, ciltte kırmızı, ağrılı şişlikler, sivilceler ve gözde kızarıklık ve bulanık görmeye yol açan atakları olduğunu ifade eden Ertenli, hastalığın diğer organ sistemlerini de tutabileceğini, bunlar arasında eklem, toplardamar ve atardamarlar, beyin ve bağırsak tutulumunun yer aldığını kaydetti.
Behçet hastalığının dünyada her yerde aynı sıklıkta görülmediğine dikkati çeken Ertenli, şöyle devam etti:
''Hastalığın görülme sıklığının en yüksek olduğu bölge ülkemizdir ve her bin kişiden 1-4'ünde Behçet hastalığı olduğu saptanmıştır. Akdeniz'in doğusunda yer alan ülkelerde, Ortadoğu'da sık görülür. Bu bölgeden başlayarak, Kore, Çin ve Japonya'ya kadar uzanan hat boyunca da Behçet hastalığının sık görüldüğü bilinmektedir. Bu coğrafi dağılım, tarihi İpek Yolu üzerine denk geldiği için, Behçet hastalığını İpek Yolu hastalığı olarak isimlendiren araştırmacılar da vardır.
Hastalığın dağılımındaki bu özelliğin iklim ya da bir başka coğrafi nedenden daha çok, bu bölgede yaşayan insanlarda belirli doku grubu antijenlerinin görülme sıklığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir''
Genç erkeklerde daha ağır seyrediyor
Hastalığın erkek ve kadınları benzer sıklıkta etkilediğini ancak hastalığın seyrinin erkeklerde belirgin olarak daha ağır olduğunu ifade eden Ertenli, ''Genç yaşta, genellikle 20 ila 30 yaşları arasında başlar. Tekrarlayan ağız yaraları en sık başlangıç bulgusudur. Hastalık bulguları yaşlanma ile sönme eğilimindedir''dedi.
Behçet hastalığının özellikle hastalığı genç yaşta başlayan erkeklerde ciddi seyretme potansiyeline sahip olduğuna işaret eden Ertenli, kadınlarda genellikle kalıcı hasar oluşturmayan, tekrarlayıcı deri ve eklem bulguları ile seyrederken genç erkeklerde göz ve damar tutulumu gelişme riskinin yüksek olduğunu kaydetti.
Göz tutulumu meydana getiriyor
Hastaların yaklaşık yarısında oluşan göz tutulumunun en önemli özürlülük nedeni olduğuna ve başta erkek hastalar olmak üzere yüzde 25 oranında ciddi görme kaybı ile sonlanacağına dikkati çeken Ertenli, şöyle devam etti:
''Göz tutulumu Behçet hastalığının en önemli organ tutulumlarından biridir. Hastalığın seyri boyunca hastaların yüzde 30-70'inde ortaya çıkar. Göz tutulumu genellikle hastalığın ilk yıllarında görülür ve erkeklerde kadınlara göre daha sıktır.
Behçet Hastalığında göz tutulumu değişik şekillerde karşımıza çıkar. Anterior ve posterior üveit, hipopiyonlu iridosiklit, retinal vaskülit temel göz tutulum şekilleridir. Uzun dönemde tekrarlayan ataklar sonucu şineşiler, sekonder glokom ve katarakt gelişimi görülebilir. Kalıcı görme kayıpları ve körlük gelişebilir.''
Atak tedavisinde, topikal tedavi olarak steroidli damlalar ve midriatikler, gerekirse intraoküler steroid enjeksiyonlarıyla birlikte atağın ağırlığına göre sistemik tedavi verilebileceğini belirten Ertenli, erken tanı ve tedavinin hastalığın istenmeyen sonuçlarını önlemede çok önemli olduğunu vurguladı. (milliyet)
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Behçet hastalığının 1937 yılında Hulusi Behçet tarafından tanımlanmış olan, nedeni bilinmeyen iltihaplı bir hastalık olduğunu belirtti.
Hastalığın belirgin özelliklerinin ağız içi ve genital bölgede tekrarlayan ülserler, ciltte kırmızı, ağrılı şişlikler, sivilceler ve gözde kızarıklık ve bulanık görmeye yol açan atakları olduğunu ifade eden Ertenli, hastalığın diğer organ sistemlerini de tutabileceğini, bunlar arasında eklem, toplardamar ve atardamarlar, beyin ve bağırsak tutulumunun yer aldığını kaydetti.
Behçet hastalığının dünyada her yerde aynı sıklıkta görülmediğine dikkati çeken Ertenli, şöyle devam etti:
''Hastalığın görülme sıklığının en yüksek olduğu bölge ülkemizdir ve her bin kişiden 1-4'ünde Behçet hastalığı olduğu saptanmıştır. Akdeniz'in doğusunda yer alan ülkelerde, Ortadoğu'da sık görülür. Bu bölgeden başlayarak, Kore, Çin ve Japonya'ya kadar uzanan hat boyunca da Behçet hastalığının sık görüldüğü bilinmektedir. Bu coğrafi dağılım, tarihi İpek Yolu üzerine denk geldiği için, Behçet hastalığını İpek Yolu hastalığı olarak isimlendiren araştırmacılar da vardır.
Hastalığın dağılımındaki bu özelliğin iklim ya da bir başka coğrafi nedenden daha çok, bu bölgede yaşayan insanlarda belirli doku grubu antijenlerinin görülme sıklığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir''
Genç erkeklerde daha ağır seyrediyor
Hastalığın erkek ve kadınları benzer sıklıkta etkilediğini ancak hastalığın seyrinin erkeklerde belirgin olarak daha ağır olduğunu ifade eden Ertenli, ''Genç yaşta, genellikle 20 ila 30 yaşları arasında başlar. Tekrarlayan ağız yaraları en sık başlangıç bulgusudur. Hastalık bulguları yaşlanma ile sönme eğilimindedir''dedi.
Behçet hastalığının özellikle hastalığı genç yaşta başlayan erkeklerde ciddi seyretme potansiyeline sahip olduğuna işaret eden Ertenli, kadınlarda genellikle kalıcı hasar oluşturmayan, tekrarlayıcı deri ve eklem bulguları ile seyrederken genç erkeklerde göz ve damar tutulumu gelişme riskinin yüksek olduğunu kaydetti.
Göz tutulumu meydana getiriyor
Hastaların yaklaşık yarısında oluşan göz tutulumunun en önemli özürlülük nedeni olduğuna ve başta erkek hastalar olmak üzere yüzde 25 oranında ciddi görme kaybı ile sonlanacağına dikkati çeken Ertenli, şöyle devam etti:
''Göz tutulumu Behçet hastalığının en önemli organ tutulumlarından biridir. Hastalığın seyri boyunca hastaların yüzde 30-70'inde ortaya çıkar. Göz tutulumu genellikle hastalığın ilk yıllarında görülür ve erkeklerde kadınlara göre daha sıktır.
Behçet Hastalığında göz tutulumu değişik şekillerde karşımıza çıkar. Anterior ve posterior üveit, hipopiyonlu iridosiklit, retinal vaskülit temel göz tutulum şekilleridir. Uzun dönemde tekrarlayan ataklar sonucu şineşiler, sekonder glokom ve katarakt gelişimi görülebilir. Kalıcı görme kayıpları ve körlük gelişebilir.''
Atak tedavisinde, topikal tedavi olarak steroidli damlalar ve midriatikler, gerekirse intraoküler steroid enjeksiyonlarıyla birlikte atağın ağırlığına göre sistemik tedavi verilebileceğini belirten Ertenli, erken tanı ve tedavinin hastalığın istenmeyen sonuçlarını önlemede çok önemli olduğunu vurguladı. (milliyet)
Etiketler:
behçet hastalığı,
hastalık,
sağlık,
sgk,
tedavi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
