behçet hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
behçet hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2017 Salı

Behçet hastalığı en çok hangi organları etkiliyor?

Birçok organı etkileyen ancak klinik çalışmalara göre, % 50-70 oranında gözlerde tutulum yaparak iltihaba neden olabilen Behçet hastalığı, zamanında tedavi edilmezse kalıcı görme kayıplarına yol açabiliyor.

Behçet hastalığı, nadir görülen ve vücutta birçok sistemi tutan bir hastalık. Ağızda aft, genital ülser, deri bulguları ve gözün iltihaplanması (üveit) gibi sorunlara yol açıyor.
Ankara Üniversitesinden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Yalçındağ, hastalığın en sık Türkiye, Uzakdoğu ve Ortadoğu ülkelerinde görüldüğünü ifaderek, "Hastalığın görülme sıklığı Japonya'da on binde bir iken bu oran Türkiye'de on binde 42'dir. En sık 30-40 yaşlarında görülmektedir. Genç nüfusu etkilemesi nedeniyle önemli bir hastalıktır" dedi.
Hastalığın, eklemler, mide bağırsak sistemi, damarlar ile beyni tutabildiğini anlatan Yalçındağ, tanının özel bir testle değil ancak klinik bulguların değerlendirilmesiyle konulabildiğine işaret etti.
"GÖZ TUTULUMU EN ÇOK ERKEKLERİ ETKİLİYOR"
Yalçındağ, Behçet hastalığının gözde iltihaplanma, tekrarlayan ataklar ve iyileşme dönemleriyle seyreden göz içi iltihaba neden olduğuna dikkati çekerek, "Behçet hastalığında göz tutulumu, klinik çalışmalarda yüzde 50-70, hastalığın görülme sıklığı ve etkenlerini ortaya koyan epidemiyolojik çalışmalarda yüzde 20 civarında bildirilmektedir. Tek gözde başlasa bile genellikle her iki gözü etkiler" diye konuştu.
Erkeklerde göz tutulumunun kadınlardan daha sık ve ağır seyirli olduğunu belirten ve "Erkek hastaların yaklaşık olarak üçte ikisinde göz tutulumu meydana gelir. Göz tutulumu genellikle hastalık başlangıcından sonraki 2-4 yıl içinde olur. Ancak Behçet hastalığı tanısı bazen göz hastalığının başlamasıyla birlikte konulur. Bunun sebebi daha önceden mevcut olan ağızda aft gibi bulguların hastalar tarafından önemsenmeyerek hekime başvurulmamasından kaynaklanmaktadır. Behçet hastalığında, iltihabi bulgular ani olarak başlar, iyileşir ve tekrar nükseder. Ancak bu atakların her biri gözde az ya da çok bir hasar bırakabilir ve görmeyi tehdit eden komplikasyonlar gelişebilir" ifadesini kullandı.
GÖZLERDE BU ŞİKAYETLER VARSA DİKKAT
Nilüfer Yalçındağ, hastaların genellikle gözde kızarıklık, bulanık görme veya görme kaybı, uçuşma, gözde ve göz çevresinde ağrı şikayetleri ile başvurduğunu anlatarak, gözün arka kısmını tutan iltihapta ise gözde kızarıklık olmadan ağrısız görme azalması ve uçuşma meydana geldiğini söyledi.
Behçet hastalarının gözünden şikayeti olmasa dahi 6 ayda bir göz muayenesi yaptırması tavsiyesinde bulunan Yalçındağ, tedavi sürecine ilişkin şu bilgileri verdi:
"Hastalık birçok sistemi tuttuğu için diğer tutulum yerlerine göre ilgili branş hekimlerinin de görüşü alınarak tedavi ortak olarak belirlenmelidir. Üveitin tutulumun yeri ve ağırlığına göre damla, enjeksiyon veya sistemik tedavi yöntemleri uygulanır.
Üveitli hastalarda iltihap belirtilerinin hızlı bir şekilde baskılanması ve kalıcı yapısal değişikliklerin oluşmasının önlenmesi için tedavinin derhal başlaması gerekir. Tedavinin bir diğer amacı da atakların sıklığını ve şiddetini azaltmak ve sonuçta hastanın görme yetisini korumaktır. Çünkü göz hastalığının ciddi ve hasar bırakacak tarzda seyredeceğinin en önemli işareti atakların sık görülmesi ve ağır seyretmesidir. Bu nedenle, tedavinin uzun süreli ve yakın takip altında olması zorunludur. İlaçların sistemik yan etkileri açısından hastaların takibinde romatologlarla iş birliği yapılmalıdır."
KALICI GÖRME KAYBINA NEDEN OLABİLİR
Prof. Dr. Yalçındağ, stres, aşırı yorgunluk, ateşli hastalıkların, sinüzit ve diş absesi gibi enfeksiyonların da göz iltihabı ataklarına neden olabileceği uyarısında bulunarak, tedavi edilmeyen göz iltihabı atakları sonucunda, gözün özellikle arka tabakalarında meydana gelen hasar nedeniyle kalıcı görme kayıpları oluşabileceğini kaydetti. ntvmsnc

4 Kasım 2014 Salı

Genç erkekler bu hastalığa dikkat!

Behçet hastalığının görülme sıklığının en yüksek olduğu bölgenin Türkiye olduğu ve her bin kişiden 1-4'ünde Behçet hastalığı olduğunun saptandığı belirtildi. Hastalık genç erkeklerde daha ağır seyrediyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim  Üyesi ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr.  İhsan Ertenli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Behçet hastalığının 1937 yılında  Hulusi Behçet tarafından tanımlanmış olan, nedeni bilinmeyen iltihaplı bir  hastalık olduğunu belirtti.

Hastalığın belirgin özelliklerinin ağız içi ve genital bölgede  tekrarlayan ülserler, ciltte kırmızı, ağrılı şişlikler, sivilceler ve gözde  kızarıklık ve bulanık görmeye yol açan atakları olduğunu ifade eden Ertenli,  hastalığın diğer organ sistemlerini de tutabileceğini, bunlar arasında eklem,  toplardamar ve atardamarlar, beyin ve bağırsak tutulumunun yer aldığını kaydetti.

Behçet hastalığının dünyada her yerde aynı sıklıkta görülmediğine  dikkati çeken Ertenli, şöyle devam etti:

''Hastalığın görülme sıklığının en yüksek olduğu bölge ülkemizdir ve  her bin kişiden 1-4'ünde Behçet hastalığı olduğu saptanmıştır. Akdeniz'in  doğusunda yer alan ülkelerde, Ortadoğu'da sık görülür. Bu bölgeden başlayarak,  Kore, Çin ve Japonya'ya kadar uzanan hat boyunca da Behçet hastalığının sık  görüldüğü bilinmektedir. Bu coğrafi dağılım, tarihi İpek Yolu üzerine denk  geldiği için, Behçet hastalığını İpek Yolu hastalığı olarak isimlendiren  araştırmacılar da vardır.

 Hastalığın dağılımındaki bu özelliğin iklim ya da bir başka coğrafi  nedenden daha çok, bu bölgede yaşayan insanlarda belirli doku grubu  antijenlerinin görülme sıklığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir''

 Genç erkeklerde daha ağır seyrediyor

 Hastalığın erkek ve kadınları benzer sıklıkta etkilediğini  ancak  hastalığın seyrinin erkeklerde belirgin olarak daha ağır olduğunu ifade eden  Ertenli, ''Genç yaşta, genellikle 20 ila 30 yaşları arasında başlar. Tekrarlayan  ağız yaraları en sık başlangıç bulgusudur. Hastalık bulguları yaşlanma ile sönme  eğilimindedir''dedi.

 Behçet hastalığının  özellikle hastalığı genç yaşta başlayan  erkeklerde ciddi seyretme potansiyeline sahip olduğuna işaret eden Ertenli,  kadınlarda genellikle kalıcı hasar oluşturmayan, tekrarlayıcı deri ve eklem  bulguları ile seyrederken genç erkeklerde göz ve damar tutulumu gelişme riskinin  yüksek olduğunu kaydetti.

 Göz tutulumu meydana getiriyor

 Hastaların yaklaşık yarısında oluşan göz tutulumunun en önemli  özürlülük nedeni olduğuna ve başta erkek hastalar olmak üzere yüzde  25 oranında  ciddi görme kaybı ile sonlanacağına dikkati çeken Ertenli, şöyle devam etti:

 ''Göz tutulumu Behçet hastalığının en önemli organ tutulumlarından  biridir. Hastalığın seyri boyunca hastaların yüzde  30-70'inde ortaya çıkar. Göz  tutulumu genellikle hastalığın ilk yıllarında görülür ve erkeklerde kadınlara  göre daha sıktır.

 Behçet Hastalığında göz tutulumu değişik şekillerde karşımıza çıkar.  Anterior ve posterior üveit, hipopiyonlu iridosiklit, retinal vaskülit temel göz  tutulum şekilleridir. Uzun dönemde tekrarlayan ataklar sonucu şineşiler, sekonder  glokom ve katarakt gelişimi görülebilir. Kalıcı görme kayıpları ve körlük  gelişebilir.''

 Atak tedavisinde, topikal tedavi olarak steroidli damlalar ve  midriatikler, gerekirse intraoküler steroid enjeksiyonlarıyla birlikte atağın  ağırlığına göre sistemik tedavi verilebileceğini belirten Ertenli, erken tanı ve  tedavinin hastalığın istenmeyen sonuçlarını önlemede çok önemli olduğunu  vurguladı. (milliyet)