hormon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hormon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2017 Salı

32 kilo olan Yağız bebeğin sağlığı, 15 bin TL’lik ilaca bağlı

Yağız bebek yardım bekliyor. Henüz 1,5 yaşında olmasına rağmen, "Leptin hormonu eksikliği" nedeniyle sürekli kilo alan 32 kiloya ulaşan Yağız bebeğin ailesi, yurt dışından getirilen ve değeri 15 bin TL olan ilaç için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yardım istiyor.


Sedat ve Sevda Bekte çifti, ikinci çocukları Yağız'ı 5 aylıkken kilo problemi nedeniyle doktora götürdü. Yapılan araştırmalar sonucu çocuğa “leptin hormonu eksikliği” teşhisi konuldu. Doktorlar, aileye bebeğin tedavisi için yurt dışında bulunan ve SGK kapsamı dışında olan 4 bin 441 dolar değerindeki ilacın kullanması gerektiğini söyledi.
İlacın hastalık tanısının dışında kaldığını söyleyen aile, ilacı alacak güçlerinin olmadığını belirtti. Bebeklerinin hastalık tanısına göre ilacın SGK kapsamına alınmasını isteyen aile, bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan yardım istiyor. İlacın bir kutusunun 4 bin 441 dolar olduğunu belirten baba Sedat Bekte, ilacın bir kutusunun 3 gün gittiğini söyledi. Bebeğinin aşırı yemekten kilo almadığını vurgulayan anne Sevda Bekte, bebeğinin sadece anne sütüyle bile ayda iki kilo aldığına dikkat çekti.

“DAHA ÖNCE ÜÇ DEFA İLAÇ İÇİN BAŞVURDUK FAKAT REDDEDİLDİK”
Sanayide oto tamir dükkanında çalışan 32 yaşındaki Sedat Bekte, “Yağız 1,5 yaşında ve leptin hastası. Devamlı ve hızlı bir şekilde kilo alıyor. Alınması gereken ilaç Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı fakat farklı bir tanıda. Farklı bir tanıda onaylı olduğu için ilacı alamıyoruz. Bu ilacın SGK’dan Yağız’ın tanısına göre onaylanması ve yayınlanması gerekiyor. Yayınlanırsa biz ilacı alıp tedaviye başlayabiliyoruz. Daha önce üç defa ilaç için başvurduk fakat tanı kapsamında olmadığı için talebimiz reddedildi. Bu ilacın SGK’dan onaylanmasını istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanıma buradan sesleniyorum. SGK’dan bu ilacın tanımlanmasını ve Yağız’ın tedavisine başlanmasını istiyorum. Yağızın kullanması gereken ilacın bir kutusu 4 bin 441 dolar. Yağız bu ilacı doktorlar kesmediği sürece ömür boyu kullanacak. Türk lirası olarak yaklaşık 15 bin TL. İlacın bir kutusu 3 gün gidiyor. 3 aylık rapora göre 20 kutu ilaç kullanması gerekiyor. Dolar bugün 3,5 TL ise üç aylık ilacı tahminen 300 bin TL gibi bir rakam tutuyor. Yağız bu ilacı kullanmazsa kilo almaya devam edecek, yürüyemeyecek, koşamayacak, nefes almakta sıkıntı çekecek. Şu anda 12 santim karaciğer yağlanması var. Her geçen gün kilo alıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızdan isteğimiz ilacımızın bir an önce onaylanıp, Yağız'ın tedavisine başlamak” dedi.

YAĞIZ’A BAYRAM HEDİYESİ OLSUN
Yağız’ın bir an önce sağlığına kavuşmasını istediğini belirten 26 yaşındaki Sevda Bekte, “Yağız’ın her çocuk gibi koşup yürümesini istiyorum. Yağız gerçekten çok zor durumda. Bir yıldır gitmediğimiz yer kalmadı. Nereye gittiysek elimiz boş döndük. Çalışma yapan arkadaşlarımız var ama zaman sabır diyorlar. Ben sabrımın bittiği yerdeyim şu anda. Sayın Cumhurbaşkanımızın bize yardım etmesini istiyorum. Bu ilacı Yağız’a Ramazan Bayramı hediyesi olarak vermesini rica ediyorum. Kendilerine buradan sesimi duyurmak istiyorum. Şu an ilaç olarak Yağız’a hiçbir tedavi uygulanmıyor. Yağız sürekli yemek yemek istiyor. Ben onu oyalamaya çalışıyorum ama Yağız 32 kilo. Artık sıkıntılarımız başladı. Yağız dışarı çıkmak istiyor, yürümek istiyor, oynamak istiyor, kucağıma gelmek istiyor. Diyet falan dediler fakat Yağız’ın tedavisi diyetlik değil. Anne sütü alırken bile ayda 2 kilo alıyordu. Şu anda ek gıda alıyor ama hala ayda 2-2,5 kilo alıyor. Bu hastalığı 5 aylıkken doktora götürdüm araştırmalar yapıldı ve hormon eksikliği çıktı. Sağ olsun vatandaşlar yardım etmek istiyor ama ilaç pahalı olduğu için bu da zor oluyor. Bu ilacı devlet aracılığıyla bir doktor kontrolünde alabiliyoruz. Bunu da yapsa yapsa bize Cumhurbaşkanımız yapar, bakanlarımız yapar sağlık bakanımız yapar” diye konuştu. ntvmsnc

13 Mart 2017 Pazartesi

Kadınların ömrünü 14 yıl kısaltıyor

Sigara içmek, kadınları kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyan östrojeni yıkmak demektir...

Kadınlardaki kalp hastalıklarının ve kalp krizlerinin artışındaki en önemli nedenler; kadınların mesleki yaşamdaki etkinliklerinin artması ve stresli iş ortamları ile sigara kullanımıdır. Sigara erkeklere göre kadınları daha çok etkiler ve östrojen hormonu üzerinde yıkıcı bir etkiye sahiptir. Kadınları kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu özelliği bulunan östrojenin yıkıma uğraması, kardiyak sorunlara da zemin hazırlamaktadır. Yapılan araştırmalarda sigara içmeyen kadınların sigara içenlere göre ortalama 14 yıl fazla yaşadığı belirlenmiştir. Ayrıca sigarayla birlikte doğum kontrol hapı kullanımının da kalp hastalıkları riskini artırdığı bilinmektedir.

14 Kasım 2016 Pazartesi

Rahim kanserinde 11 risk faktörüne dikkat

Rahim kanseri kadınlardaki tüm kanserler arasında dördüncü sırada. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Profesör Doktor Polat Dursun, rahim kanserinde hangi durumların risk faktörünü yükselttiği konusunda bilgilendirdi.


Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Profesör Doktor Polat Dursun, yaptığı açıklamada, “Endometrium kanseri endometrium olarak isimlendirilen rahim iç zarının kanseridir. Rahim, alt kısımda vajinaya uzanan serviks (rahim ağzı) ve üst kısımda gövde olarak adlandırılan iki kısımdan oluşur.

Gövdenin de iki kısmı vardır. İç kısmına endometrium denir. Hemen hemen tüm endometrium kanserleri endometriumun salgı yapan hücrelerinden oluşur ki bu kanser türüne endometrium adenokarsinomu denir. Diğer kanser türleri daha nadir görülür” dedi.

Rahim kanserinin kadınlardaki tüm kanserler arasında dördüncü sırada olup, aynı zamanda en sık görülen kadın üreme sistemi kanseri olduğunu dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Profesör Doktor Polat Dursun, “Rahim kanseri genellikle menopoz sonrası yıllarda ortaya çıkmaktadır. Genellikle 60 yaş civarında görülür. Endometrium kanserine neyin sebep olduğunu tam olarak bilemiyoruz, ancak bu hastalıkla ilişkili bazı risk faktörleri vardır.

Birçok endometrium kanseri hormon bağımlıdır. Bir kadındaki hormon düzensizliği endometrium kanserine sebep olabilir. Endometrium kanserinde bilinen risk faktörleri erken yaşta başlayan adet, gecikmiş menopoz, infertilite (kısırlık) ve obezite (şişmanlık) gibi kadında östrojen miktarını artıran durumlardır” diye konuştu.

Doktor Dursun, rahim içi kanseri (Endometrium) kanseri risk faktörlerini ise şöyle sıraladı:

1) Toplam adet sayısı: Erken başlayan ve geç yaşa kadar devam eden adet görmek.

2) İnfertilite ve doğum yapmamış olmak: Gebelikte endometriumu koruyan progesteron hormonu artar.

3) Obezite: Obezite östrojen miktarını artırarak endometrium kanseri riskini artırır.

4) Tamoksifen: Tamoksifen meme kanseri tedavisinde kulanılan bir ilaçtır ve endometrium kanseri riskini artırır.

5) Östrojen tedavisi: Menopozdaki kadınlarda menopozal yakınmaların tedavisi için kullanılır (kemik erimeleri, sıcak basmaları). Östrojenin rahim içindeki kanser yapıcı bu etkisini azaltmak için progesteron kullanılır. Östrojen replasman tedavisine doktorunuzla tartışılarak karar verilmelidir. Yıllık kontroller önemsenmelidir. Anormal kanama gibi durumlarda doktora başvurulmalıdır

6) Hormon üreten Yumurtalık tümörleri: Östrojen miktarını artırarak etki edebilir.

7) Hayvani yağlardan zengin diyet: Bu durum bir çok kanser riskini ve endometrium kanseri riskini de artırmaktadır. Aşırı enerji vermeleri obeziteye sebep olur, ayrıca östrojen düzeylerini artırmak gibi bir etkisi de vardır.

8) Şeker hastalığı ve Hipertansiyon

9) Aile öyküsü: Küçük bir grup endometrium kanseri vakaları ailevi kalıtsallık (genetik geçiş) gösterir. Aile üyelerinde bağırsak ve endometrium kanseri hikayesi olan kadınların genetik yatkınlık açısından genetik danışmanlığa ihtiyacı vardır. Genetik incelemeler riski gösterebilir. Bu kadınlarda endometrium örneklemesi ile tarama yapılmalıdır.

10) Meme ve over kanseri: Meme ve over kanseri olan kadınlar endometrium kanseri açısından yüksek risklidir.

11) Daha önce pelvik ışın tedavisi almış olmak.”

1 Kasım 2016 Salı

Görünmeyen Tehlike: Mevsimsel Depresyon

Kışın gelmesiyle birlikte herkesi saran depresif hal; ruhsal durumu, uyku, iştah ve enerji düzeyini direkt olarak etkiliyor. Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu veya Mevsimsel Depresyon (Seasonal Affective Disorder-SAD) aslında düşündüğünüz kadar basit bir ruh hali değişikliği değil, hepimizin korunması gereken bir hastalık. Özellikle kışın güneş ışığı eksikliğinin tetiklediği Mevsimsel Depresyon, melatonin ve serotonin gibi hormonları etkilemesinin yanı sıra, günlük yaşamda da sıkça karşılaşacağımız sorunların kaynağını oluşturuyor. Daha yorgun, bitkin ve biraz daha huysuz hissetmeye başladıysanız belki sizde SAD hastalığıyla karşı karşıyasınız demektir.


Sezon değişiminin psikolojimi etkilediğini nasıl anlarım?

Mevsimsel depresyonu normal depresyondan ayırmak işin altın kuralı. Özellikle kış ayının gelmesi ve günlerin kısalmasına bağlı olarak ortaya çıkan, mevsimsel depresyon, genellikle uykusuzluk ve iştah kesilmesiyle başlar. Bu süreçte genellikle karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler ve tatlı yeme isteği ortaya çıkar. Kuzey yarım kürede eylül ve kasım arasında başlayıp marta yada nisana kadar devam eder. SAD ile ilgili klinik tanılar ardarda geçirilen iki yada üç kış mevsimi sonrası konulabilir.

Mevsimsel depresyon (SAD) semptomları:

– Çabuk öfkelenme, alınganlık ve asabiyet

– Konsantrasyon sorunu

– Sürekli yorgunluk ve enerji açığı

– Diğer insanlarla anlaşma sorunları

– Ani ruh hali değişiklikleri

– Kol ve bacaklarda ağırlık hissetme

– Aşırı uyku

– İştahın değişmesi, özellikle karbonhidrat açısından zengin gıdalara yönelme

– Kilo almak

– Libidonun düşmesi

SAD’den etkilenmemek için neler yapılmalı?

Egzersiz:

Tabii ki egzersiz yapmak depresyonla savaşta da önemli bir yer tutuyor. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve ruh halini düzenlemeye yardımcı olan egzersizin haftada 3 seans ve en az 30 dakika yapılması öneriliyor. Bir de bu aktiviteyi dışarıda yaparsanız etkisini daha rahat göreceğinizi şimdiden müjdeleyelim.

Güneş ışığı:

Mevsimsel depresyonun en önemli nedenleri arasında güneş ışığı eksikliği yatıyor. Uzmanlar, güneş ışığı etkisi yaratan doğal lambaların satışta olduğuna dikkat çekerek en azından bunların kullanılması konusunda uyarıyor.

D vitamini ve Omega 3 zengini besinler tüketmek

Uzmanlar, mevsimsel depresyon belirtilerini ortadan kaldırmak özellikle Omega 3 ve D vitamini açısından zengin yiyeceklerin tüketilmesini öneriyor. Ruh halini düzenlemeye yardımcı yiyecekler arasında, meyve, sebze, bitter çikolata ve balık yer alıyor. Stres ve yorgunlukla savaşan yiyecekler aynı zamanda kış aylarında enerji seviyesini yükseltmeyi hedefliyor.

Melatonin: Beyindeki epifiz bezi melatonin hormonu üretir. Hormon üretimi karanlık ortamlarda artmaktadır. Melatonin hormonu, insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan doğal bir sakinleştiricidir. Günlerin kısalması ve güneş ışığının azalması melatonin üretimin arttırarak kişiyi daha az enerjik, yorgun ve isteksiz yapar. Bu da Mevsimsel Depresyona yol açabilir.

Seratonin: Kış ayları ile birlikte vücuttaki seratonin üretiminin azalmasının mevsimsel depresyona sebep olabileceği öne sürülmektedir. (kadınca.com.tr)

23 Ekim 2016 Pazar

Şekeri hayatınızdan çıkarmak için bir neden daha

Kendinizi sürekli yorgun ve mutsuz hissediyorsanız sebebi şeker olabilir. Türkiye'de yıllık tüketim miktarı 25 kilogramdan fazla olan şekerin sadece fizyolojik değil psikolojik etkilerinin de olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Ruhan Aşkın Uzel, depresyonun önemli bir tetikleyicisi olduğunu açıkladı.

Obezite, kanser, diyabet, damar hastalıkları… Bütün bunların yanında şekerin fazla tüketimi psikolojide de olumsuz etkilere neden oluyor. “Vücudumuz, fazla miktarda rafine şeker tüketiminin yarattığı fizyolojik tepkileri dengelemek için hormon salgılar. Oluşan bu hormonal tepki de ruh hali değişimlerine, yorgunluğa hatta depresyona neden olabilir ya da seviyesini artırabilir” diyen Yaşar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Gıda İşleme Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ruhan Aşkın Uzel, önemli bilgiler verdi.

ŞEKERİ DOĞAL YOLLARDAN NASIL TÜKETEBİLİRİZ?

Dengeli tüketmemiz gerektiğini bilmemize rağmen miktarını çoğu zaman ayarlayamadığımız şeker, bitkilerden elde edilen önemli bir besin maddesi… Gün içerisinde yediğimiz bazı gıdalar ile şekeri doğal yollardan alabildiğimizi belirten Yrd. Doç. Dr. Ruhan Aşkın Uzel, “Doğal şeker patates, ekmek, süt, pirinç, baklagiller gibi temel gıdalarda mevcut olup birçok meyvede de doğal olarak bulunur. Bu nedenle şekeri vücudumuza almak için mecburen beyaz rafine şekeri tüketmek zorunda değiliz.” uyarısında bulundu.

DOĞAL ŞEKER KANA DAHA YAVAŞ KARIŞIR

Eski dönemlerde şeker ihtiyacının hurma, üzüm, elma gibi tatlı meyvelerin sularının sıkılması ile karşılandığını hatırlatan Uzel, “Yapılan beslenme araştırmalarına göre, günlük gereksinimlerin yaklaşık 3'te 2'sinin şeker, un ve yağlardan karşılandığı bilinmektedir. Ancak bu üç kaynağın kullanımı konusunda dikkatli olunmaz ise obeziteden kansere kadar uzanan geniş bir risk dizisi belirecektir. Rafine şeker kullanılarak imal edilen kek, soslar, reçeller, içeceklerin emilimi çabuktur yani kana hızlı karışırlar. Halbuki tahıl, sebze ve meyvelerden oluşan doğal şeker esaslı gıdaların kana karışması daha uzun sürede olur. Sağlıklı beslenmede kan şekerinin ani iniş çıkışına olanak verilmemesi gerektiği açıktır” dedi.

ÇOCUKLARDA HIRÇINLIK YAPIYOR

Fazla şeker tüketiminin yarattığı psikolojik tepkilere de değinen Yrd. Doç. Dr. Uzel, özellikle çocuklarda dikkat dağınıklığı, moral dengesizliği, hırçınlık gibi bozuklukların görülebildiğini söyledi. Uzel, “Vücudumuz, fazla miktarda rafine şeker tüketiminin yarattığı fizyolojik tepkileri dengelemek için hormon salgılar. Oluşan bu hormonal tepki de ruh hali değişimlerine, yorgunluğa ve depresyonun diğer semptomlarına neden olabilir ya da var ise seviyesini arttırabilir. Çocukların tükettiği fazla miktardaki rafine şeker kaynaklı besinler de dikkat dağınıklığı, moral dengesizliği, hırçınlık gibi bozukluklara yol açabilmektedir.” bilgisini verdi.

18 Ekim 2016 Salı

Çocuklarda büyüme geriliğine dikkat

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Tarım, büyüme geriliğinin erken tanısının önemine işaret ederek, "Büyüme hormonu eksik çocuklar, genellikle yaşından daha genç görünür. Yüz görünümü bebeksidir. Bu nedenle aileler, çocuğun çok zeki olduğunu düşünebilir. Aslında zekası yaşına uygun ama görüntüsüne göre öndedir" ifadesini kullandı.


Prof. Dr. Ömer Tarım, yazılı açıklamasında, genetik ve çevresel faktörlerin birleşik etkisinin çocuğun büyüme hızına ve nihai boyuna etki yaptığını bildirdi.

Beslenme yetersizliğine dikkat

Boy kısalığının ebeveynlerden kaynaklanabileceğini aktaran Tarım, "Bunun yanı sıra Turner sendromu, Down sendromu gibi kromozom hastalıkları da olabilir. Çevresel faktörlere bağlı boy kısalığının en önemli nedeni ise beslenme yetersizliğidir. Bu durum sosyoekonomik nedenlere bağlı olabileceği gibi beslenmeyi olumsuz etkileyen sistemik hastalıklara da bağlı olabilir. Son olarak bütün organların kronik hastalıkları, büyüme geriliğine neden olabilir. Hatta bazen önemli sağlık sorunlarının ilk bulgusu, büyüme geriliği olabilir." değerlendirmesinde bulundu.

'Çocuğun aynı giysileri bir yıldan daha uzun süre giyebilmesi de ailelere ipucu verebilir'
Olası bir büyüme geriliğini zamanında teşhis edebilmek için çocuk hekimi veya aile hekimi muayenelerinde çocuğun boy ve ağırlık artışının izlenmesi gerektiğini belirten Tarım, şunları kaydetti:

"Büyüme geriliği, bazen küçük kardeşin boyunun büyük kardeşi geçmesiyle fark edilebilir. Bu kadar gecikmemek için bazı kolay rakamlar, yol gösterici olabilir. Normal bir çocuğun boyu, 1 yaşında ortalama 75 santimetreye ulaşır. Bundan sonra senelik büyüme hızı, ikinci yılda 12,5, üçüncü yılda 10, dördüncü yılda 7,5 ve erken okul yaşında her yıl 5 santimetre kadardır. Aileler ve hekimler, büyüme hızında görülebilecek yavaşlamalara dikkat etmelidir. Ayrıca çocukların aynı giysileri bir yıldan daha uzun süre giyebilmesi de ailelere ipucu verebilir.

Büyüme hormonu eksik çocuklar, genellikle yaşından daha genç görünür. Yüz görünümü bebeksidir. Bu nedenle aileler, çocuğun çok zeki olduğunu düşünebilir. Aslında zekası yaşına uygun ama görüntüsüne göre öndedir. Sesi ince olabilir. Vücudun orta hattındaki kusurlar, uyarıcı olabilir. Örneğin, gözlerin birbirine yakın veya uzak olması, yarık damak ve dudak, erkek çocukta penisin küçük olması, şüphe uyandırabilir. Eğer asıl sorun beyinle ilgili bir hastalıksa şiddetli baş ağrısı, şiddetli kusma ve sinir sistemi ile ilgili belirti ve bulgular görülebilir. Büyüme geriliği ne kadar erken fark edilirse tedavi şansı, o kadar yüksektir çünkü zamanla uzun kemiklerimizde yer alan ve epifiz denen büyüme hatlarının kapanmasıyla boy uzaması durur."

'Kalıcı boy kısalığına yol açabilir'

Tarım, ergenlik gecikmesinin genellikle kemik yaşının da geri kaldığı bir durum olduğunu ve nihai boy açısından avantaj yaratabileceğini vurgulayarak, "Bu tarz ergenlik gecikmeleri, ailesel olabilir ve yapısal büyüme geriliği olarak bilinir ancak ergenlik gecikmesi, beyinde yer alan hipotalamus ve hipofiz bezindeki bir soruna bağlıysa bu gecikme, büyüme hormonu ve tiroid hormonlarının da eksikliğine neden olur ve eğer tedavi edilmezse kalıcı boy kısalığına yol açabilir" değerlendirmesinde bulundu.

Büyüme hormonu eksikliğinin nedeninin genellikle bilinmediğini aktaran Tarım, şunları kaydetti: "Büyüme hormonu eksikliği, bazen ailesel olabilir. Bazen de kafa travmasından sonra beyinde bulunan hipofiz veya hipotalamus bezinin zedelenmesine bağlı olabilir. Ayrıca kortizol tedavisi de büyüme hormonu salgılanmasını baskılayabilir. Büyüme hormonu, sevgisiz ortamlarda yaşayan çocuklarda psikolojik nedenlerle de baskılanabilir. Çok nadiren beyin tümörlerinde de büyüme hormonu ve hipofizden salgılanan diğer hormonlarda yetersizlik olabilir."

Dengeli beslenme ve spor şart

Prof. Dr. Ömer Tarım açıklamaısı şu cümlelerle tamamladı, sağlıklı büyüme için dengeli beslenme ve spor şarttır. Ana besin ögeleri olan protein, karbohidrat ve yağ yanında yeterli mineral ve vitamin içeriği de önemlidir. Tabii aşırı enerji alımının obeziteye neden olabileceği de hatırlanmalı ve obeziteden kaçınılmalıdır. Özellikle zıplama gerektiren sporların büyümeyi hızlandırdığı bilinmektedir. Yüzme de kasların kemiklere yaptığı bası ile büyümeyi olumlu yönde etkileyebilir. Büyümek için düzenli ve yeterli uykunun önemi de yadsınamaz. Son olarak, genel sağlığın korunması ve eğer varsa kronik hastalıkların iyi kontrol ve tedavi altında olması gerekir. cnntürk