Karaciğer yağlanmasını önlemek için neler yapılmalı? Karaciğer yağlanması nasıl anlaşılır? İşte karaciğer yağlanmasına dair her şey...
1- Karın bölgesindeki fazla yağ
Karaciğer yağlanması obeziteyle bağlantılıdır. Ancak vücudun orta bölgesindeki fazla yağlar, obez olmasanız bile karaciğer yağlanmasına neden olabilir.
2- Çok fazla işlenmiş besin tüketmek
Kurabiye, ekmek, makarna, pasta gibi işlenmiş karbonhidratları çok fazla tüketmek, karaciğerde daha fazla yağ birikmesine neden olur. Çok fazla karbonhidrat tükettiğinizde karaciğerinizdeki yağ oranı birkaç hafta içinde %27'ye kadar artabilir.
3- İnsülin direnci ve diyabet
Diyabetiniz varsa karaciğerinizde yağlanma riskiniz yüksek. Özellikle tip 2 diyabetiniz ve metabolik sendromunuz varsa. Bu hastalıklar karaciğerin daha fazla yağ depolamasına neden olur.
4- Karnın sağında veya merkezinde ağrı veya şişlik
Karnın sağ tarafında veya merkezinde hissedilen şişlik, hassasiyet veya ağrı karaciğerinizle ilgili bir problemi işaret ediyor olabilir. Ancak bu durum sindirim sistemiyle alakalı da olabilir. Doktorunuza danışmanızda fayda var.
5-Yüksek insülin, trigliserit ve karaciğer enzimi seviyeleri
Karaciğer yağlanması genellikle belirti vermez ve karaciğer problemleri genellikle testlerde ortaya çıkar. İnsülin, trigliserit ve karaciğer enzimi seviyelerindeki yükseklikler karaciğer yağlanması belirtisi olabilir.
6- İştahsızlık
Karaciğer yağlanması ilerledikçe semptomlar daha ciddi ve belirgin hale gelir. İştahsızlık ilk semptomlardan bir tanesidir.
7- Gözlerde ve ciltte sarılık
Karaciğer hücrelerinde inflamasyonla ortaya çıkan hepatit, ciltte ve gözün beyaz kısımlarında sararmaya neden olur.
8-Karbonhidratı azaltın
Karbonhidratlar, özellikle işlenmiş olanlar, karaciğer yağlanmasına neden olur. Karaciğerinizin sağlıklı olmasını istiyorsanız karbonhidratları tam tahıllı besinlerle değiştirin. Bir araştırmaya göre, Akdeniz diyeti karaciğer yağlanmasını ciddi oranda azaltıyor.
9- Yeşil çay için
Yapılan araştırmalar, yeşil çayda bulunan antioksidanların karaciğer yağlanması ve iltihabını azalttığını gösterdi.
10-Sağlıklı yağlar ve lifli gıdalar tüketin
Karaciğerinizdeki yağı azaltmaya çalışırken yağ tüketmek kulağa çok saçma gelebilir ancak bütün yağlar aynı değildir. Avokado, zeytinyağı, fındık ve fıstıklarda bulunan tekli doymamış yağların, karaciğer yağlanmasını azalttığı görülmüştür. Aynı şey lifli gıdalar için de geçerlidir.
11- Aktif yaşayın
Karaciğer yağlanması ve diğer karaciğer hastalıklarının obeziteyle bağlantılı olduğundan bahsettik. Bu yüzden karaciğer problemlerinin önüne geçmek istiyorsanız önce kilonuzu kontrol altına almanız gerekiyor. Bunun için fiziksel aktivite hayati rol oynuyor. (Pembenar)
insülin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insülin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Ocak 2017 Cuma
15 Aralık 2016 Perşembe
Kilo aldıysanız bu hastalıklara dikkat
Kilo almak herkesin kabusudur ancak her zaman yediğiniz çikolatalar bu durumun sorumlusu değildir. Bölgesel ya da ani kilo artışları, uzun dönemde verilmeyen kilolar pek çok hastalığın habercisi olabilir.
1- İnsülin Direnci
Karın bölgesi yağlanmaları aslında diyabet habercisi olabilir. Obezite ya da aşırı şişmanlık kişide insülin direnci oluşmasına neden olur. İnsülin direnci hem kilo vermeyi zorlaştırır hem de tip 2 diyabet hastalığına davetiye
2- Polikistik Over
Bel ve basen bölgesinde artan kiloların nedeni polikistik over sendromu olabilir. Hastalığın en sık görülen belirtileri arasında yer alan kilo almak ve bölgesel kilo verememek bir işaret olmalı ve mutlaka doktor kontrolüne gidilmeli.
3- D Vitamini Eksikliği
Sereserpe uzanarak kilo vermenin mümkün olduğunun kanıtı D vitamini eksikliğidir. D vitamini eksikliği kilo vermeyi engelleyebilir. Eksikliği gidermek için güneşe çıkmak veya bol bol güneşlenmek gerekir.
1- İnsülin Direnci
Karın bölgesi yağlanmaları aslında diyabet habercisi olabilir. Obezite ya da aşırı şişmanlık kişide insülin direnci oluşmasına neden olur. İnsülin direnci hem kilo vermeyi zorlaştırır hem de tip 2 diyabet hastalığına davetiye
2- Polikistik Over
Bel ve basen bölgesinde artan kiloların nedeni polikistik over sendromu olabilir. Hastalığın en sık görülen belirtileri arasında yer alan kilo almak ve bölgesel kilo verememek bir işaret olmalı ve mutlaka doktor kontrolüne gidilmeli.
3- D Vitamini Eksikliği
Sereserpe uzanarak kilo vermenin mümkün olduğunun kanıtı D vitamini eksikliğidir. D vitamini eksikliği kilo vermeyi engelleyebilir. Eksikliği gidermek için güneşe çıkmak veya bol bol güneşlenmek gerekir.
9 Aralık 2016 Cuma
Türkiye’de her 5 çocuktan biri obezite eşiğinde
Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı araştırmalar, çocukluk dönemi obezitesi ile ilgili endişe verici gerçeği ortaya koyuyor. Bu verilere göre her 5 çocuktan biri obezite eşiğinde. Konu ile ilgili geçtiğimiz ay yapılan çalışmaların sonuçları merakla beklenirken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Dr. Münevver Uluba, anne babaları bu tehlikeye karşı uyardı. Ebeveynlerin beslenme biçimlerinin, çocuklarına iyi bir rol model olacak şekilde ayarlanması gerektiğini söyleyen Uluba, önlem almazlarsa çocuklarının hangi sağlık sorunları ile savaşacağını sıraladı.
Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, insülin direnci, kalp yetmezliği… Bu hastalıklar obezite tehlikesi yaşayan çocukların ileri yaşlarda karşılaşacağı muhtemel sorunlardan sadece birkaçı… Özel Esentepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Dr. Münevver Uluba, çocuklarda obezite riskini yaratan durumları sıraladı.
Dünya ölçeğinde toplum sağlığını tehdit eden en önemli sağlık sorunları arasında gösterilen obezite, özellikle hızlı tüketim alışkanlıklarının yanı sıra, bilgisayar başında uzun saatler geçirmelerine bağlı olarak, hareketsiz bir yaşam süren çocukların gelecekleri açısından önemli sorunları beraberinde getiriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Dr. Münevver Uluba, obeziteyle mücadeleye okul öncesi dönemden itibaren başlamanın, ilerleyen yaşlar açısından faydalı olacağını söyledi.
Beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kilo fazlasından dolayı ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalan birey sayısı hızla artarken, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalar neticesinde, her 5 çocuktan birinin şişmanlık ve obeziteye bağlı yaşam kalitesinde olumsuzluklar görüldüğünü ifade eden Uluba, “Anne ve babaların sağlıklı beslenmesi, küçük yaşlardan itibaren çocuklar için olumlu yönde rol model olacaktır. Obezite, vücuttaki yağ dokusunun artmasıyla birlikte ortaya çıkan ve erken dönemlerde kontrol edilmediği takdirde, yetişkinlerin olduğu gibi çocukların da ilerleyen yaşlarda ciddi sağlık sorunları yaşayabileceği bir toplumsal sorundur. Ülkemizde özellikle çocukluk çağındaki kilolu görünüm toplumda bir rahatsızlık oluşturmasa da çocukların ilerideki karşılaşabileceği olası sorunların temelini, bu durum oluşturmaktadır. Vücuda enerji alımı ve harcanmasından kaynaklı dengesizliklerin ortaya çıkardığı obeziteye, çeşitli genetik ve çevresel faktörler de etki edebiliyor. Çağın en önemli sorunları arasında kabul edilen obezite, genellikle düzensiz yemek yeme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzından kaynaklanıyor” dedi.
Çocuklarda obeziteyle mücadele konusunda ilk olarak ailenin bilinçli olması gerektiği kaydeden Dr. Uluba, “Ebeveynlerin beslenme alışkanlığı, aktivite azlığından kaynaklı hareketsiz bir yaşam sürme, aile içerisindeki sorunlar da obezite riskini artırabilmektedir. Aynı şekilde ailede obez birey varsa bu da çocuk için risk oluşturmaktadır. Obezite sorunu erken dönemde dikkate alınmadığı takdirde, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, insülin direnci, polikistik over sendromu, uyku apnesi, kalp yetmezliği, şeker hastalığı gibi birçok hastalığa neden olabiliyor. Aynı şekilde dış görünümden kaynaklı, arkadaş çevresinden gelen tepkiler de çocuğun psikolojik sorunlar yaşamasına neden olabiliyor. Bu açıdan obeziteyle mücadele konusunda aile bireylerinin etkin mücadele göstermesi ve çocuğun geleceğini düşünerek hareket etmesi gerekmektedir” diye konuştu.
Ebeveynlerin çocuklarını hareketli bir yaşam sürmeleri adına teşvik etmelerinin önemli kazanımları olacağını kaydeden Dr. Münevver Uluba, “Televizyon, bilgisayar ve diğer teknolojik aletler başında uzun saatler geçiren çocukların, obezite tehlikesiyle karşılaşma riski çok yüksektir. Düzenli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının çocuk yaştan itibaren kazandırılması, fiziksel aktivite alışkanlığının erken yaşlardan çocuğa kazandırılması faydalı olacaktır. Ayrıca okullarda fiziksel aktivite konusunda çocuklar bilinçlendirilmeli, uzun vadede obeziteye neden olabilecek fast-food yiyeceklerden çocuklar uzak tutulmalı, kızarmış ve yağ içeriği fazla yiyecek tüketimi mümkün olduğunca engellenmeli, sebze ve meyve yeme alışkanlığı kazandırılmalı, şekerli ve gazlı içeceklerin tüketimi azaltılmalıdır” dedi. Sözcü
Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, insülin direnci, kalp yetmezliği… Bu hastalıklar obezite tehlikesi yaşayan çocukların ileri yaşlarda karşılaşacağı muhtemel sorunlardan sadece birkaçı… Özel Esentepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Dr. Münevver Uluba, çocuklarda obezite riskini yaratan durumları sıraladı.
Dünya ölçeğinde toplum sağlığını tehdit eden en önemli sağlık sorunları arasında gösterilen obezite, özellikle hızlı tüketim alışkanlıklarının yanı sıra, bilgisayar başında uzun saatler geçirmelerine bağlı olarak, hareketsiz bir yaşam süren çocukların gelecekleri açısından önemli sorunları beraberinde getiriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Dr. Münevver Uluba, obeziteyle mücadeleye okul öncesi dönemden itibaren başlamanın, ilerleyen yaşlar açısından faydalı olacağını söyledi.
Beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kilo fazlasından dolayı ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalan birey sayısı hızla artarken, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalar neticesinde, her 5 çocuktan birinin şişmanlık ve obeziteye bağlı yaşam kalitesinde olumsuzluklar görüldüğünü ifade eden Uluba, “Anne ve babaların sağlıklı beslenmesi, küçük yaşlardan itibaren çocuklar için olumlu yönde rol model olacaktır. Obezite, vücuttaki yağ dokusunun artmasıyla birlikte ortaya çıkan ve erken dönemlerde kontrol edilmediği takdirde, yetişkinlerin olduğu gibi çocukların da ilerleyen yaşlarda ciddi sağlık sorunları yaşayabileceği bir toplumsal sorundur. Ülkemizde özellikle çocukluk çağındaki kilolu görünüm toplumda bir rahatsızlık oluşturmasa da çocukların ilerideki karşılaşabileceği olası sorunların temelini, bu durum oluşturmaktadır. Vücuda enerji alımı ve harcanmasından kaynaklı dengesizliklerin ortaya çıkardığı obeziteye, çeşitli genetik ve çevresel faktörler de etki edebiliyor. Çağın en önemli sorunları arasında kabul edilen obezite, genellikle düzensiz yemek yeme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzından kaynaklanıyor” dedi.
Çocuklarda obeziteyle mücadele konusunda ilk olarak ailenin bilinçli olması gerektiği kaydeden Dr. Uluba, “Ebeveynlerin beslenme alışkanlığı, aktivite azlığından kaynaklı hareketsiz bir yaşam sürme, aile içerisindeki sorunlar da obezite riskini artırabilmektedir. Aynı şekilde ailede obez birey varsa bu da çocuk için risk oluşturmaktadır. Obezite sorunu erken dönemde dikkate alınmadığı takdirde, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, insülin direnci, polikistik over sendromu, uyku apnesi, kalp yetmezliği, şeker hastalığı gibi birçok hastalığa neden olabiliyor. Aynı şekilde dış görünümden kaynaklı, arkadaş çevresinden gelen tepkiler de çocuğun psikolojik sorunlar yaşamasına neden olabiliyor. Bu açıdan obeziteyle mücadele konusunda aile bireylerinin etkin mücadele göstermesi ve çocuğun geleceğini düşünerek hareket etmesi gerekmektedir” diye konuştu.
Ebeveynlerin çocuklarını hareketli bir yaşam sürmeleri adına teşvik etmelerinin önemli kazanımları olacağını kaydeden Dr. Münevver Uluba, “Televizyon, bilgisayar ve diğer teknolojik aletler başında uzun saatler geçiren çocukların, obezite tehlikesiyle karşılaşma riski çok yüksektir. Düzenli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının çocuk yaştan itibaren kazandırılması, fiziksel aktivite alışkanlığının erken yaşlardan çocuğa kazandırılması faydalı olacaktır. Ayrıca okullarda fiziksel aktivite konusunda çocuklar bilinçlendirilmeli, uzun vadede obeziteye neden olabilecek fast-food yiyeceklerden çocuklar uzak tutulmalı, kızarmış ve yağ içeriği fazla yiyecek tüketimi mümkün olduğunca engellenmeli, sebze ve meyve yeme alışkanlığı kazandırılmalı, şekerli ve gazlı içeceklerin tüketimi azaltılmalıdır” dedi. Sözcü
14 Kasım 2016 Pazartesi
Diyabetiniz göze gelmesin
14 Kasım Dünya Diyabet Günü. Uluslararası Diyabet Federasyonu, 2016 yılı için Dünya Diyabet Günü temasını "Gözler Diyabetin Üzerinde" olarak belirledi.
İnsülin salınımı veya insülin etkisinin yetersizliği sonucu kan şekerinin artmasıyla kendini gösteren
metabolik bir hastalık olan diyabet; gözün özellikle retina veya ağ tabakasındaki kılcal damarları etkileyerek çalışmasını bozar ve görme kayıplarına yol açar. Gözün sinir tabakasında meydana gelen bu tip hasara diyabetik retinopati denildiğini söyleyen Liv Hospital Ankara Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Muhammed Gorgani “En iyi tedavi mümkün olduğu sürece retinopati gelişimini önlemektir. Kan şekeri sürekli kontrol altında tutulursa uzun süreli görme kaybı riski önemli ölçüde azaltılmış olur” diyor.
Diyabetik retinopati nedir?
İki tip diyabetik retinopati vardır. Proliferatif olmayan ve proliferatif retinopati. Bu hastalıklarda proliferatif olmayan tip retinopatinin erken bir dönemini gösterir ve başlangıç retinopati olarak da bilinir. Bu evrede gözün sinir tabakasındaki küçük kan damarlarından kan veya sıvı sızıntısı meydana gelir. Sızan sıvı sinir tabakasının şişmesine ve eksuda ismi verilen depozitlerin oluşmasına yol açar. Pek çok şeker hastasında genellikle görmeyi etkilemeyen hafif başlangıç diyabetik retinopati bulunur.
Görme azalması genellikle makula ödemine bağlıdır. Makula ödemi, keskin görme bölgesi olup sarı leke diye bilinen ve sinir tabakasının merkezinde bulunan makula isimli küçük bölgenin şişmesi veya kalınlaşmasıdır. Şişme ise sinir tabakasının kan damarlarının sızıntı yapması sonucu oluşur. Bu durum şeker hastalarındaki görme kaybının en sık sebebidir. Makula normal çalışmasını sürdürecek ölçüde kanla beslenemediği için görme bulanıklaşır. Göz sinir tabakası üzerinde yeni damarlar oluşmaya başladığından proliferatif diyabetik retinopati adını alır. Proliferatif diyabetik retinopatinin ana sebebi çok sayıda retina kan damarlarının tıkanması ve retinanın yeterince beslenememesidir. Bu duruma retina yeni damar oluşumu ve bunlar aracılığı ile beslenmesini sürdürmek şeklinde cevap verir. Fakat bu yeni anormal damarlar da normal kan akımını sağlayamaz. Bazen bunlarda sızıntı ve kanama olur ve bunlara skar dokusu eşlik eder. Böylece retinada kırışıklıklar meydana gelir.
Diyabet varsa yılda en az kez göz muayenesi yapılmalı
Göz içindeki değişiklikleri tespit etmenin en güzel yolu iyi bir göz muayenesinden geçmektir. Göz doktorunuz siz görme problemlerinin farkına varmadan ciddi bir retinopatiyi tespit edip tedavi edebilir. Göz doktoru damlalarla göz bebeğinizi büyütüp gerekli aletlerle gözünüzün içini değerlendirir. Retinopati tespit ederse tedaviye gerek olup olmadığını değerlendirmek için florescin anjiyografi (FFA) denilen özel bir ilaçlı film çektirebilir. Yüksek kan basıncı ve böbreklerle ilgili sorun varsa bunların da tedavisi gerekir. Ayrıca diyabet hastalarının en az yılda iki defa gözleri genişletilerek muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.
İnsülin salınımı veya insülin etkisinin yetersizliği sonucu kan şekerinin artmasıyla kendini gösteren
metabolik bir hastalık olan diyabet; gözün özellikle retina veya ağ tabakasındaki kılcal damarları etkileyerek çalışmasını bozar ve görme kayıplarına yol açar. Gözün sinir tabakasında meydana gelen bu tip hasara diyabetik retinopati denildiğini söyleyen Liv Hospital Ankara Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Muhammed Gorgani “En iyi tedavi mümkün olduğu sürece retinopati gelişimini önlemektir. Kan şekeri sürekli kontrol altında tutulursa uzun süreli görme kaybı riski önemli ölçüde azaltılmış olur” diyor.
Diyabetik retinopati nedir?
İki tip diyabetik retinopati vardır. Proliferatif olmayan ve proliferatif retinopati. Bu hastalıklarda proliferatif olmayan tip retinopatinin erken bir dönemini gösterir ve başlangıç retinopati olarak da bilinir. Bu evrede gözün sinir tabakasındaki küçük kan damarlarından kan veya sıvı sızıntısı meydana gelir. Sızan sıvı sinir tabakasının şişmesine ve eksuda ismi verilen depozitlerin oluşmasına yol açar. Pek çok şeker hastasında genellikle görmeyi etkilemeyen hafif başlangıç diyabetik retinopati bulunur.
Görme azalması genellikle makula ödemine bağlıdır. Makula ödemi, keskin görme bölgesi olup sarı leke diye bilinen ve sinir tabakasının merkezinde bulunan makula isimli küçük bölgenin şişmesi veya kalınlaşmasıdır. Şişme ise sinir tabakasının kan damarlarının sızıntı yapması sonucu oluşur. Bu durum şeker hastalarındaki görme kaybının en sık sebebidir. Makula normal çalışmasını sürdürecek ölçüde kanla beslenemediği için görme bulanıklaşır. Göz sinir tabakası üzerinde yeni damarlar oluşmaya başladığından proliferatif diyabetik retinopati adını alır. Proliferatif diyabetik retinopatinin ana sebebi çok sayıda retina kan damarlarının tıkanması ve retinanın yeterince beslenememesidir. Bu duruma retina yeni damar oluşumu ve bunlar aracılığı ile beslenmesini sürdürmek şeklinde cevap verir. Fakat bu yeni anormal damarlar da normal kan akımını sağlayamaz. Bazen bunlarda sızıntı ve kanama olur ve bunlara skar dokusu eşlik eder. Böylece retinada kırışıklıklar meydana gelir.
Diyabet varsa yılda en az kez göz muayenesi yapılmalı
Göz içindeki değişiklikleri tespit etmenin en güzel yolu iyi bir göz muayenesinden geçmektir. Göz doktorunuz siz görme problemlerinin farkına varmadan ciddi bir retinopatiyi tespit edip tedavi edebilir. Göz doktoru damlalarla göz bebeğinizi büyütüp gerekli aletlerle gözünüzün içini değerlendirir. Retinopati tespit ederse tedaviye gerek olup olmadığını değerlendirmek için florescin anjiyografi (FFA) denilen özel bir ilaçlı film çektirebilir. Yüksek kan basıncı ve böbreklerle ilgili sorun varsa bunların da tedavisi gerekir. Ayrıca diyabet hastalarının en az yılda iki defa gözleri genişletilerek muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.
6 Eylül 2016 Salı
Tablet insülin geliyor
Araştırmalar, 2015 yılında 415 milyon olan diyabetli hasta sayısının, 2040 yılında 642 milyon olacağını öngörüyor. Önemli oranda çocuklardan oluşan bu kesim artık insülin iğnesi yerine tablet kullanacak.
2015’te her 6 saniyede bir kişi diyabete bağlı komplikasyonlardan dolayı hayatını kaybetti. Dünyada sağlık harcamalarının yüzde 12’si diyabetli hastalar için kullanılıyor. Bu rakam 2015 yılında 673 milyar dolardı.
Diyabet hastalarının önemli bir kısmını ise çocuk hastalar oluşturuyor. Bu hastalar her gün insülin iğnesi kullanmak zorunda. Hürriyet'in haberine göre, diyabet hastalarının bağımlı olduğu insülin iğneleri artık tablete giriyor. İğnelerin tablet versiyonu, özellikle iğneden korkan ve her gün yapmak zorunda olan diyabetli çocukları sevindirecek.
5 yıllık bir süre kaldı
Bu zorluktan yola çıkarak insülini hap haline getirdiklerini belirten Novo Nordisk CEO’su Lars Rebien Sorensen şunları söyledi: “Maalesef dünyanın birçok yerinde insanlar enjeksiyondan (iğne) korkuyor. Genellikle insülin kullanımı yanlış anlaşılıyor. Bu insanları madde bağımlısı gibi algılayanlar oluyor. Bu nedenle insanlar tedaviyi reddedebiliyor.
Bu yeni çalışma sonucu artık insülinin tablet-hap olarak kullanımı uygun hale gelecek. İnsülinin hap olarak alınması insanların tedaviyi daha çabuk kabul etmesini sağlayacak. Ürünün kullanıma sunulması için 5 yıllık bir süre var. Bir de işin ekonomik boyutu var. Bunun için de çalışmalar sürüyor.”
2015’te her 6 saniyede bir kişi diyabete bağlı komplikasyonlardan dolayı hayatını kaybetti. Dünyada sağlık harcamalarının yüzde 12’si diyabetli hastalar için kullanılıyor. Bu rakam 2015 yılında 673 milyar dolardı.
Diyabet hastalarının önemli bir kısmını ise çocuk hastalar oluşturuyor. Bu hastalar her gün insülin iğnesi kullanmak zorunda. Hürriyet'in haberine göre, diyabet hastalarının bağımlı olduğu insülin iğneleri artık tablete giriyor. İğnelerin tablet versiyonu, özellikle iğneden korkan ve her gün yapmak zorunda olan diyabetli çocukları sevindirecek.
5 yıllık bir süre kaldı
Bu zorluktan yola çıkarak insülini hap haline getirdiklerini belirten Novo Nordisk CEO’su Lars Rebien Sorensen şunları söyledi: “Maalesef dünyanın birçok yerinde insanlar enjeksiyondan (iğne) korkuyor. Genellikle insülin kullanımı yanlış anlaşılıyor. Bu insanları madde bağımlısı gibi algılayanlar oluyor. Bu nedenle insanlar tedaviyi reddedebiliyor.
Bu yeni çalışma sonucu artık insülinin tablet-hap olarak kullanımı uygun hale gelecek. İnsülinin hap olarak alınması insanların tedaviyi daha çabuk kabul etmesini sağlayacak. Ürünün kullanıma sunulması için 5 yıllık bir süre var. Bir de işin ekonomik boyutu var. Bunun için de çalışmalar sürüyor.”
Etiketler:
diyabet,
ilaç,
insülin,
şeker hastalığı,
tedavi
10 Temmuz 2016 Pazar
Böbrek sağlığı için en ideal 15 besin
Böbrek sağlığı için tüketmesi gereken besinleri ve hastalıkla ilgili doğru bilinen yanlışları, Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu anlattı.
Diyabet ve yüksek tansiyon hastalarının böbrek yetmezliği ile karşılaşma riski olduğunu belirten Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, bu hastaların bir nefroloji uzmanı tarafından takip edilmeleri gerektiğini söyledi. Atasoyu ayrıca, böbrek sağılığını korumak için önemli bilgiler verdi.
Böbreklerin işlevlerinden ziyade vücuda sağladığı faydalar saymakla bitmiyor. Söz konusu böylesine hayati bir organ olan böbrekleri hayat boyu korumak ve onların sağlıklı kalmasını sağlamanın önemine değinen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu “Ayrıca böbreklerimiz, tansiyonu düzenleyen hormonlar (renin, anjiotensin gibi) ile kemik iliğinde alyuvar yapımını uyaran hormonu (eritropoietin) üretiyor; kalsiyum ve kemik metabolizmasını düzenleyen D vitaminini aktif hale getiriyor; kan şeker düzeyini ayarlayan insülin hormonu işlevini tamamladıktan sonra böbreklerde yıkılıyor. Sonuç olarak böbrekler, vücudumuzun sağlıklı bir şekilde ayakta kalabilmesi için hayati önem taşıyan görevlere sahip. Bu nedenle vücudumuzun bu doğal koruma mekanizmasını, dolayısıyla sağlığımızı korumak için önlemler almalıyız” dedi ve önemli uyarılarda bulundu…
DİYABET HASTALARI ÖZELLİKLE DİKKAT ETMELİ
Sözcü'nün haberine göre; Yürüyüş, hafif koşu, bisiklete binmek gibi egzersizleri düzenli olarak yapan kişiler, hem dinç bir bedene sahip olup, hem de fazla kilolardan kurtulur. Böylece diyabet, hipertansiyon gibi hastalıkların böbreklerde neden olabileceği hasar önlenebilir. Diyabet, kronik böbrek hastalığına neden olan hastalıklar içinde ilk sırada yer almaktadır. Günümüzde diyaliz tedavisi görmekte olan hastaların yüzde 30-40'ında böbrek yetmezliğinin nedeni diyabete bağlı böbrek hasarıdır. Uygun ilaç tedavisi, diyet ve egzersiz programı ile kan şekeri düzeyi ve kan basıncı normal sınırlarda tutularak böbrekler diyabetin olumsuz etkilerinden korunabilir. Ayrıca diyabet gelişimi riskine sahip kişilerin (kilo fazlalığı olan, az hareket eden, ailesinde diyabet bulunan vb.) yılda bir kez kan şekeri ölçümü yaptırmaları, diyabetin erken dönemde saptanmasını ve etkin olarak tedavisinin gecikmeden başlamasını sağlayabilir.
TUZ YERİNE NANE
Diyabete ek olarak hipertansiyonun da kronik böbrek hastalığına yol açan bir faktör olabileceğini belirten Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, tansiyonun yüksek seyrettikçe böbrek hastalığının ilerlemesinin hızlandığını belirterek, şunları söyledi: Dirençli hipertansiyon varlığında, buna yol açan neden kronik böbrek hastalığı olabilir. Günümüzde hipertansiyon, diyabeti olan veya olmayan bireylerde kronik böbrek hastalığı gelişimi ve ilerlemesinde oldukça etkilidir. Toplumun geneline göre kronik böbrek hastalığı olan bireylerde hipertansiyon görülme sıklığı daha yüksektir. Sağlıklı beslenme, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı ve kalp-damar hastalıkları gelişimini önler. Sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biri tuz tüketimini azaltmak. Bunun için, masada tuzluk bulundurmamak, yemekleri baharat ve bitkiler (nane, kekik vb.) ile tatlandırmak yararlı olacaktır. Dünya Sağlık Örgütü bir günde alınması gereken tuz miktarının 5 gram olduğunu bildiriyor. Ancak ülkemizde günlük ortalama tuz tüketimi 18 gram civarındadır. Beslenme programında özellikle taze yiyeceklerin tercih edilmesi, konserve yiyeceklerin (sebze, baklagiller, et, balık gibi) ise tüketilmeden önce sudan geçirilmesi tuz alımının azaltılması açısından önemlidir.
HANGİ DURUMLAR BÖBREĞİ YORAR?
Bilimsel görüşe göre günlük 1.5- 2 litre su tüketilmesi sağlık için gereklidir. Araştırmacılara göre yeterli sıvı tüketimi kronik böbrek hastalığı gelişimi riskini azaltıyor. Sigara, böbrek kan akımında azalmaya neden olur. Böbrek, kan akımı azaldığında yeterince süzme yapamaz ve atık maddeler vücutta birikir. Reçetesiz vücuda alınan ilaçlar bazen kullanılan doz ve süreye bazen de hiçbir şekilde doza bağlı olmaksızın böbrek hasarı oluşturabilir. Bir veya daha fazla yüksek risk faktörüne sahipseniz yılda bir kez böbrek fonksiyonlarınızı kontrol ettirmelisiniz. Diyabetik, hipertansif, kilo fazlalığı-şişman olan, aile üyelerinden bir tanesinde böbrek hastalığı bulunan bireylerin bir uzmana başvurarak, kronik böbrek hastalığı yönünden doktorun planlayacağı tahlilleri yaptırması yararlı olur.
TEDAVİDEKİ GELİŞMELER NELER?
Diyabetik ve hipertansiyonu olan hastaların dışında ileri yaş (60 yaşından büyük), sürekli antiromatizmal veya kemoterapi ilaçları kullanan, ailesinde böbrek hastalığı olan kişilerde böbrek hastalığı gelişme riski vardır. İleri evre böbrek yetmezliği gelişen hastaların hayata tutunmalarını sağlayan diyaliz ve böbrek nakli tedavilerinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildi. Hastaların evlerinde periton diyalizi dışında, hemodiyaliz tedavisini de alabiliyor olması diyaliz hastasının yaşam konforunu artırmış durumda. Ayrıca gelişen nanoteknoloji sayesinde hastanın üzerinde taşıyabileceği büyüklükteki hemodiyaliz cihazı geliştirme çalışmaları oldukça ilerledi. Bunun yanında, böbrek nakli tedavisinde vericinin kan grubu uygun olmasa da başarılı böbrek nakillerinin yapılabilmesi, pek çok böbrek bekleyen hasta için umut oldu.
BÖBREK SAĞLIĞI İLE İLGİLİ ŞEHİR EFSANELERİ
Yanlış: Süt, yoğurt, peynir fazla miktarda kalsiyum alınmasına neden olur ve böbrek taşı oluşur.
Doğru: Dengeli beslenen bir kimsede vücudun ihtiyacı kadar (sağlıklı ve normal bir aktivite gösteren bir kimsenin bir su bardağı yağsız süt, bir küçük kâse yoğurt, orta kalınlıkta bir dilim peynir gibi) kalsiyum içeren gıdaların tüketilmesi taş oluşumunu önler.
Yanlış: Çay, çorba, kahve, meyve suyu da su yerine geçer.
Doğru: Çay, çorba, kahve, meyve suyu kimyasal yapıları nedeniyle suyun yerine geçmezler. Fazla miktarda tüketildikleri takdirde elektrolit bozukluğu, fazla kilo, kansızlık, diyabet gibi sorunlara yol açabilirler. Gerçek sıvı gereksinimi su ile karşılanmalıdır.
Yanlış: Hipertansiyon tanısı konduktan sonra hemen ilaca başlamak, ileriki dönemlerde ilaçlara karşı bağışıklık gelişmesine ve ilaçların böbreklere zarar vermesine neden olur.
Doğru: Hipertansiyon saptandığı andan itibaren hem yaşam tarzı değişiklikleri (sigaradan uzak durmak, tuz tüketimini kısıtlamak, kilo vermek gibi) hem de -doktor uygun görüyorsa- ilaç tedavisine başlanması gerekir. Kontrol altında tutulmayan hipertansiyon zaman içinde kalp, damar ve böbrek sağlığını ciddi anlamda olumsuz etkilemektedir.
BÖBREK SAĞLIĞI İÇİN EN İDEAL BESİNLER
Lahana, karnabahar, kırmızıbiber, sarımsak, soğan, elma, kızılcık, yaban mersini, ahududu, çilek, kiraz, kara üzüm, yumurta beyazı, balık ve zeytinyağıdır.
Diyabet ve yüksek tansiyon hastalarının böbrek yetmezliği ile karşılaşma riski olduğunu belirten Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, bu hastaların bir nefroloji uzmanı tarafından takip edilmeleri gerektiğini söyledi. Atasoyu ayrıca, böbrek sağılığını korumak için önemli bilgiler verdi.
Böbreklerin işlevlerinden ziyade vücuda sağladığı faydalar saymakla bitmiyor. Söz konusu böylesine hayati bir organ olan böbrekleri hayat boyu korumak ve onların sağlıklı kalmasını sağlamanın önemine değinen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu “Ayrıca böbreklerimiz, tansiyonu düzenleyen hormonlar (renin, anjiotensin gibi) ile kemik iliğinde alyuvar yapımını uyaran hormonu (eritropoietin) üretiyor; kalsiyum ve kemik metabolizmasını düzenleyen D vitaminini aktif hale getiriyor; kan şeker düzeyini ayarlayan insülin hormonu işlevini tamamladıktan sonra böbreklerde yıkılıyor. Sonuç olarak böbrekler, vücudumuzun sağlıklı bir şekilde ayakta kalabilmesi için hayati önem taşıyan görevlere sahip. Bu nedenle vücudumuzun bu doğal koruma mekanizmasını, dolayısıyla sağlığımızı korumak için önlemler almalıyız” dedi ve önemli uyarılarda bulundu…
DİYABET HASTALARI ÖZELLİKLE DİKKAT ETMELİ
Sözcü'nün haberine göre; Yürüyüş, hafif koşu, bisiklete binmek gibi egzersizleri düzenli olarak yapan kişiler, hem dinç bir bedene sahip olup, hem de fazla kilolardan kurtulur. Böylece diyabet, hipertansiyon gibi hastalıkların böbreklerde neden olabileceği hasar önlenebilir. Diyabet, kronik böbrek hastalığına neden olan hastalıklar içinde ilk sırada yer almaktadır. Günümüzde diyaliz tedavisi görmekte olan hastaların yüzde 30-40'ında böbrek yetmezliğinin nedeni diyabete bağlı böbrek hasarıdır. Uygun ilaç tedavisi, diyet ve egzersiz programı ile kan şekeri düzeyi ve kan basıncı normal sınırlarda tutularak böbrekler diyabetin olumsuz etkilerinden korunabilir. Ayrıca diyabet gelişimi riskine sahip kişilerin (kilo fazlalığı olan, az hareket eden, ailesinde diyabet bulunan vb.) yılda bir kez kan şekeri ölçümü yaptırmaları, diyabetin erken dönemde saptanmasını ve etkin olarak tedavisinin gecikmeden başlamasını sağlayabilir.
TUZ YERİNE NANE
Diyabete ek olarak hipertansiyonun da kronik böbrek hastalığına yol açan bir faktör olabileceğini belirten Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, tansiyonun yüksek seyrettikçe böbrek hastalığının ilerlemesinin hızlandığını belirterek, şunları söyledi: Dirençli hipertansiyon varlığında, buna yol açan neden kronik böbrek hastalığı olabilir. Günümüzde hipertansiyon, diyabeti olan veya olmayan bireylerde kronik böbrek hastalığı gelişimi ve ilerlemesinde oldukça etkilidir. Toplumun geneline göre kronik böbrek hastalığı olan bireylerde hipertansiyon görülme sıklığı daha yüksektir. Sağlıklı beslenme, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı ve kalp-damar hastalıkları gelişimini önler. Sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biri tuz tüketimini azaltmak. Bunun için, masada tuzluk bulundurmamak, yemekleri baharat ve bitkiler (nane, kekik vb.) ile tatlandırmak yararlı olacaktır. Dünya Sağlık Örgütü bir günde alınması gereken tuz miktarının 5 gram olduğunu bildiriyor. Ancak ülkemizde günlük ortalama tuz tüketimi 18 gram civarındadır. Beslenme programında özellikle taze yiyeceklerin tercih edilmesi, konserve yiyeceklerin (sebze, baklagiller, et, balık gibi) ise tüketilmeden önce sudan geçirilmesi tuz alımının azaltılması açısından önemlidir.
HANGİ DURUMLAR BÖBREĞİ YORAR?
Bilimsel görüşe göre günlük 1.5- 2 litre su tüketilmesi sağlık için gereklidir. Araştırmacılara göre yeterli sıvı tüketimi kronik böbrek hastalığı gelişimi riskini azaltıyor. Sigara, böbrek kan akımında azalmaya neden olur. Böbrek, kan akımı azaldığında yeterince süzme yapamaz ve atık maddeler vücutta birikir. Reçetesiz vücuda alınan ilaçlar bazen kullanılan doz ve süreye bazen de hiçbir şekilde doza bağlı olmaksızın böbrek hasarı oluşturabilir. Bir veya daha fazla yüksek risk faktörüne sahipseniz yılda bir kez böbrek fonksiyonlarınızı kontrol ettirmelisiniz. Diyabetik, hipertansif, kilo fazlalığı-şişman olan, aile üyelerinden bir tanesinde böbrek hastalığı bulunan bireylerin bir uzmana başvurarak, kronik böbrek hastalığı yönünden doktorun planlayacağı tahlilleri yaptırması yararlı olur.
TEDAVİDEKİ GELİŞMELER NELER?
Diyabetik ve hipertansiyonu olan hastaların dışında ileri yaş (60 yaşından büyük), sürekli antiromatizmal veya kemoterapi ilaçları kullanan, ailesinde böbrek hastalığı olan kişilerde böbrek hastalığı gelişme riski vardır. İleri evre böbrek yetmezliği gelişen hastaların hayata tutunmalarını sağlayan diyaliz ve böbrek nakli tedavilerinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildi. Hastaların evlerinde periton diyalizi dışında, hemodiyaliz tedavisini de alabiliyor olması diyaliz hastasının yaşam konforunu artırmış durumda. Ayrıca gelişen nanoteknoloji sayesinde hastanın üzerinde taşıyabileceği büyüklükteki hemodiyaliz cihazı geliştirme çalışmaları oldukça ilerledi. Bunun yanında, böbrek nakli tedavisinde vericinin kan grubu uygun olmasa da başarılı böbrek nakillerinin yapılabilmesi, pek çok böbrek bekleyen hasta için umut oldu.
BÖBREK SAĞLIĞI İLE İLGİLİ ŞEHİR EFSANELERİ
Yanlış: Süt, yoğurt, peynir fazla miktarda kalsiyum alınmasına neden olur ve böbrek taşı oluşur.
Doğru: Dengeli beslenen bir kimsede vücudun ihtiyacı kadar (sağlıklı ve normal bir aktivite gösteren bir kimsenin bir su bardağı yağsız süt, bir küçük kâse yoğurt, orta kalınlıkta bir dilim peynir gibi) kalsiyum içeren gıdaların tüketilmesi taş oluşumunu önler.
Yanlış: Çay, çorba, kahve, meyve suyu da su yerine geçer.
Doğru: Çay, çorba, kahve, meyve suyu kimyasal yapıları nedeniyle suyun yerine geçmezler. Fazla miktarda tüketildikleri takdirde elektrolit bozukluğu, fazla kilo, kansızlık, diyabet gibi sorunlara yol açabilirler. Gerçek sıvı gereksinimi su ile karşılanmalıdır.
Yanlış: Hipertansiyon tanısı konduktan sonra hemen ilaca başlamak, ileriki dönemlerde ilaçlara karşı bağışıklık gelişmesine ve ilaçların böbreklere zarar vermesine neden olur.
Doğru: Hipertansiyon saptandığı andan itibaren hem yaşam tarzı değişiklikleri (sigaradan uzak durmak, tuz tüketimini kısıtlamak, kilo vermek gibi) hem de -doktor uygun görüyorsa- ilaç tedavisine başlanması gerekir. Kontrol altında tutulmayan hipertansiyon zaman içinde kalp, damar ve böbrek sağlığını ciddi anlamda olumsuz etkilemektedir.
BÖBREK SAĞLIĞI İÇİN EN İDEAL BESİNLER
Lahana, karnabahar, kırmızıbiber, sarımsak, soğan, elma, kızılcık, yaban mersini, ahududu, çilek, kiraz, kara üzüm, yumurta beyazı, balık ve zeytinyağıdır.
Etiketler:
böbrek hastalıkları,
diyabet,
haber,
insülin,
sağlık
2 Mayıs 2016 Pazartesi
Gizli şekerin 11 belirtisi
“Pre-diyabet” olarak bilinen gizli şekerin belirtilerine dikkat!
Diyabet oranının gittikçe arttığı Türkiye’de görülme oranı yüzde 13-14… Ancak bir o kadar da diyabet hastası olduğunu bilmeyenler olduğu tahmin ediliyor. Çağın vebası olarak nitelendirilen diyabet, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, sindirim sistemi sorunları ve görme kaybı gibi önemli problemlere yol açabiliyor.
Diyabet yani halk arasında bilinen adıyla şeker hastalığı, son yıllarda sık görülen ve hızla yayılan rahatsızların başında geliyor. Çağın vebası olarak nitelendirilen diyabet, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, sindirim sistemi sorunları ve görme kaybı gibi önemli problemlere yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Yavuz Yalçın, diyabete karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.
Günlük yaşamda gerekli aktiviteleri sürdürebilmek için vücudun “glikoz” adı verilen bir tür şekere ihtiyacı bulunmaktadır. Karbonhidratlı yiyeceklerde alınan glikoz sindirim sisteminde emilerek kana karışmaktadır. Kandaki glikozun enerji olarak kullanılabilmesi için hücre içine girmesi gerekmektedir. Bunun içinde pankreas insülin salgılamaktadır. İnsülinin, miktar veya fonksiyon olarak yetersizliği sonucu; kan şekeri yüksekliğiyle seyreden diyabet hastalığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla artmakta ve halk sağlığını tehdit etmektedir. Hareketsiz yaşam, doğal gıdaların geri plana atılması ve sağlıksız beslenme obezite ve diyabet gibi iki önemli sağlık sorununu beraberinde getirmektedir.
DİYABETİN BELİRTİLERİ
2 tip diyabet hastalığı bulunmaktadır. İnsülin miktarının düşük olması ya da tamamen durmasıyla ortaya çıkan Tip 1 diyabet çok genç yaşlarda başlayabilmektedir. Üretilen insülinin gerektiği gibi ekti gösteremediği Tip 2 diyabet ise yetişkin yaşlarda görülmektedir. Bu iki diyabet tipinin yanı sıra gebelikle birlikte ortaya çıkan diyabet de dikkate alınmalıdır. Diyabetin en yaygın ve erken belirtisi artan susuzluk hissi ve sık sık idrara çıkmaktır. Bununla birlikte; ağız kuruluğu, cilt yaralarının geç iyileşmesi, cilt kuruluğu, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta sıkça enfeksiyon gelişmesi, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve bulanık görme bilinen belirtileridir.
NELER YAPMAK GEREKİYOR?
Diyabet tedavisinde beslenme, ilaç tedavisi ve egzersiz ayrılmaz üçlüdür. Diyabet hastaları hayatları boyunca kendilerine uygun bir beslenme programı uygulamadır. Bu şekilde kan şekeri normal sınırlarda tutulup ideal vücut ağırlığı korunabilmektedir. Diyabetli bir kişinin yediği yiyecek çeşidine ve miktarına daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. Kan şekeri kontrolünün sağlanması için sebze, meyve, tahıl kaynaklarından zengin ve posalı yiyeceklerin bulunduğu bir beslenme programı uygulanmalıdır. Toz ya da kesme şeker, tatlı ve meyve suyu gibi basit şekerli besinlerden uzak durmaya özen gösterilmelidir. Günümüzde diyabeti olan ve diyabeti olmayan bireylere önerilen sağlıklı beslenme önerileri farklı değildir. Diyabet, bireyin temel besin öğelerine olan gereksinim düzeylerini etkilemez. Diyabeti olmayan bir kişinin de rafine şeker tüketimini kısıtlaması, doymuş yağ ve kolesterolden zengin olan et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, az az ve sık sık yemek yemesi gerekmektedir.
SIK SIK YÜRÜYÜN
Egzersiz en az beslenme ve ilaç tedavisi kadar önemlidir. Özellikle, tip 2 diyabetli hastalarda fiziksel aktivitenin artırılması, şekerin hücreler tarafından kullanılmasını hızlandırır ve kan şekerini düşürücü yönde etki yapar. Bir egzersiz programına başlamadan önce, yapılacak egzersizin süresi ve tipi hakkında mutlaka doktora danışılmalıdır. Yürüme mesafesinde bulunan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, mümkün olduğunca asansör kullanmamak yararlı olacaktır. Egzersiz; kanda şeker seviyesini ve insülin ihtiyacını azalır, vücut ağırlığının azalmasına yardımcı olur, kalp kasını kuvvetlenir, kasların ve eklemlerin kuvvetlenmesini sağlar ve kan yağları (kolesterol, trigliserit gibi) düzeylerinin azalmasını sağlayacaktır.
Egzersiz sonrası kan şekerinin ölçülmesi çok önemlidir. Eğer normal veya düşükse biraz daha fazla yemek yenmelidir. Ağır bir egzersizden birkaç saat sonra da hipoglisemi gelişebileceği unutulmamalıdır. Eğer egzersiz günün geç saatlerinde yapılmışsa, gece hipoglisemi oluşabilir.
Diyabet oranının gittikçe arttığı Türkiye’de görülme oranı yüzde 13-14… Ancak bir o kadar da diyabet hastası olduğunu bilmeyenler olduğu tahmin ediliyor. Çağın vebası olarak nitelendirilen diyabet, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, sindirim sistemi sorunları ve görme kaybı gibi önemli problemlere yol açabiliyor.
Diyabet yani halk arasında bilinen adıyla şeker hastalığı, son yıllarda sık görülen ve hızla yayılan rahatsızların başında geliyor. Çağın vebası olarak nitelendirilen diyabet, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, sindirim sistemi sorunları ve görme kaybı gibi önemli problemlere yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Yavuz Yalçın, diyabete karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.
Günlük yaşamda gerekli aktiviteleri sürdürebilmek için vücudun “glikoz” adı verilen bir tür şekere ihtiyacı bulunmaktadır. Karbonhidratlı yiyeceklerde alınan glikoz sindirim sisteminde emilerek kana karışmaktadır. Kandaki glikozun enerji olarak kullanılabilmesi için hücre içine girmesi gerekmektedir. Bunun içinde pankreas insülin salgılamaktadır. İnsülinin, miktar veya fonksiyon olarak yetersizliği sonucu; kan şekeri yüksekliğiyle seyreden diyabet hastalığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla artmakta ve halk sağlığını tehdit etmektedir. Hareketsiz yaşam, doğal gıdaların geri plana atılması ve sağlıksız beslenme obezite ve diyabet gibi iki önemli sağlık sorununu beraberinde getirmektedir.
DİYABETİN BELİRTİLERİ
2 tip diyabet hastalığı bulunmaktadır. İnsülin miktarının düşük olması ya da tamamen durmasıyla ortaya çıkan Tip 1 diyabet çok genç yaşlarda başlayabilmektedir. Üretilen insülinin gerektiği gibi ekti gösteremediği Tip 2 diyabet ise yetişkin yaşlarda görülmektedir. Bu iki diyabet tipinin yanı sıra gebelikle birlikte ortaya çıkan diyabet de dikkate alınmalıdır. Diyabetin en yaygın ve erken belirtisi artan susuzluk hissi ve sık sık idrara çıkmaktır. Bununla birlikte; ağız kuruluğu, cilt yaralarının geç iyileşmesi, cilt kuruluğu, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta sıkça enfeksiyon gelişmesi, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve bulanık görme bilinen belirtileridir.
NELER YAPMAK GEREKİYOR?
Diyabet tedavisinde beslenme, ilaç tedavisi ve egzersiz ayrılmaz üçlüdür. Diyabet hastaları hayatları boyunca kendilerine uygun bir beslenme programı uygulamadır. Bu şekilde kan şekeri normal sınırlarda tutulup ideal vücut ağırlığı korunabilmektedir. Diyabetli bir kişinin yediği yiyecek çeşidine ve miktarına daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. Kan şekeri kontrolünün sağlanması için sebze, meyve, tahıl kaynaklarından zengin ve posalı yiyeceklerin bulunduğu bir beslenme programı uygulanmalıdır. Toz ya da kesme şeker, tatlı ve meyve suyu gibi basit şekerli besinlerden uzak durmaya özen gösterilmelidir. Günümüzde diyabeti olan ve diyabeti olmayan bireylere önerilen sağlıklı beslenme önerileri farklı değildir. Diyabet, bireyin temel besin öğelerine olan gereksinim düzeylerini etkilemez. Diyabeti olmayan bir kişinin de rafine şeker tüketimini kısıtlaması, doymuş yağ ve kolesterolden zengin olan et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, az az ve sık sık yemek yemesi gerekmektedir.
SIK SIK YÜRÜYÜN
Egzersiz en az beslenme ve ilaç tedavisi kadar önemlidir. Özellikle, tip 2 diyabetli hastalarda fiziksel aktivitenin artırılması, şekerin hücreler tarafından kullanılmasını hızlandırır ve kan şekerini düşürücü yönde etki yapar. Bir egzersiz programına başlamadan önce, yapılacak egzersizin süresi ve tipi hakkında mutlaka doktora danışılmalıdır. Yürüme mesafesinde bulunan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, mümkün olduğunca asansör kullanmamak yararlı olacaktır. Egzersiz; kanda şeker seviyesini ve insülin ihtiyacını azalır, vücut ağırlığının azalmasına yardımcı olur, kalp kasını kuvvetlenir, kasların ve eklemlerin kuvvetlenmesini sağlar ve kan yağları (kolesterol, trigliserit gibi) düzeylerinin azalmasını sağlayacaktır.
Egzersiz sonrası kan şekerinin ölçülmesi çok önemlidir. Eğer normal veya düşükse biraz daha fazla yemek yenmelidir. Ağır bir egzersizden birkaç saat sonra da hipoglisemi gelişebileceği unutulmamalıdır. Eğer egzersiz günün geç saatlerinde yapılmışsa, gece hipoglisemi oluşabilir.
Etiketler:
diyabet,
insülin,
sağlık,
şeker hastalığı
20 Nisan 2016 Çarşamba
Zayıflamak için yaptı hayatına mal oldu
Genç kızlarda sosyal baskı, zayıflama isteği anoreksiya, bulumiya gibi hastalıkların yanında başka şekillerde de can alıcı noktalara geldi.
Zayıflama hapı, zayıflama çayları kullananlardan sonra İngiltere'de tip 1 diyabet hastası genç bir kız zayıflamak için insülin iğnesini yapmayınca hayatını kaybetti.
İNSÜLİN İĞNESİ HAYATINA MAL OLDU
Londra'da yaşayan 27 yaşındaki Lisa Day, gençliğinde de yeme bozukluğu yaşamıştı. İlerleyen yaşlarda da zayıflama isteği süren genç kız her gün vurması gereken insülin iğnesini zaman zaman aksatarak zayıflayabileceği yanılgısına düştü.
ÖLÜM NEDENİ: İNSÜLİN EKSİKLİĞİ
Ölüm nedeni olarak diabetik ketoasidoz yani insülin eksikliği olduğu saptanan genç kız için ailesi 5 saat ambulans bekledikten sonra hayatını kaybetti. Ailesi kızına geç gelen ambulansı da sağlık skandalı olarak nitelendirdi.
Birmingham Çocuk Hastanesi'nden Dr. Melanie Kershaw "Yaşları 15 ile 40 arasında değişen diyabet hastası kadınların en az yüzde 40'ında zaman zaman kilo kontrolü için insülin iğnesini atlama eğilimi görüyoruz. Bunların bazılarında uyarmamıza rağmen hareket inatçı şekilde devam ediyor." dedi.
(hürriyet.com.tr)
Zayıflama hapı, zayıflama çayları kullananlardan sonra İngiltere'de tip 1 diyabet hastası genç bir kız zayıflamak için insülin iğnesini yapmayınca hayatını kaybetti.
İNSÜLİN İĞNESİ HAYATINA MAL OLDU
Londra'da yaşayan 27 yaşındaki Lisa Day, gençliğinde de yeme bozukluğu yaşamıştı. İlerleyen yaşlarda da zayıflama isteği süren genç kız her gün vurması gereken insülin iğnesini zaman zaman aksatarak zayıflayabileceği yanılgısına düştü.
ÖLÜM NEDENİ: İNSÜLİN EKSİKLİĞİ
Ölüm nedeni olarak diabetik ketoasidoz yani insülin eksikliği olduğu saptanan genç kız için ailesi 5 saat ambulans bekledikten sonra hayatını kaybetti. Ailesi kızına geç gelen ambulansı da sağlık skandalı olarak nitelendirdi.
Birmingham Çocuk Hastanesi'nden Dr. Melanie Kershaw "Yaşları 15 ile 40 arasında değişen diyabet hastası kadınların en az yüzde 40'ında zaman zaman kilo kontrolü için insülin iğnesini atlama eğilimi görüyoruz. Bunların bazılarında uyarmamıza rağmen hareket inatçı şekilde devam ediyor." dedi.
(hürriyet.com.tr)
7 Ocak 2015 Çarşamba
İnsülin direnci ciddiye alınmalı
Çabuk acıkıyor ancak geç doyuyor, halsizliğe el ve ayak titremeleri bazen de baş dönmeleri eşlik ediyorsa, hiç vakit kaybedilmeden doktora başvurulmalı.
Bu belirtilerin, başta şeker hastalığı olmak üzere, inme, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, karaciğer yağlanmasını tetikleyebilen insülin direncinin işareti olabileceğini bildirdi.
Şeker hastalığının insülin salınımı, insülin etkisi veya bu faktörlerin her ikisinde de bozukluk olması sonucunda ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir hastalık olduğunu kaydeden Avrupa Hospital Dahiliye Uzmanı Dr. Salih Işık, insülin direncinin ise kan şekeri normal olmasına rağmen dokuların direnç göstermesi nedeniyle insülin hormonunun normalden fazla salgılanması olduğunu söyledi.
Ciddi hastalıkları tetikleyebilir
Genetik yatkınlık, obezite ve hareket azlığının, aşırı insülin salgılayarak pankreasın erken yorulmasına neden olan insülin direncinin gelişimi ve ortaya çıkmasında en önemli faktörleri oluşturduğunu bildiren Dr. Salih Işık, insülin direncinin birçok hastalıkla birlikte şeker hastalığını da tetikleyebildiğini ifade etti. Işık, “İnsülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalığı tetikleyebiliyor” dedi.
Sağlıklı beslenme ve egzersiz şart
Çabuk acıkma, geç doyma, elde ayakta titremeler, halsizlik, baş dönmesi, soğuk terlemeler ve kilo vermede zorlanma gibi şikayetlerin insülin direncinin belirtileri olabileceğine dikkat çeken Dr. Salih Işık, “Bu etkileri azaltabilmek için sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmak gerekmektedir. Yaşam tarzı değişikliği, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme ile insülin direnci büyük oranda düzelebilmektedir. Diyetin yanında, mutlaka düzenli egzersiz yapılması gerekmektedir. Buna rağmen yeterli görülmüyorsa insülin direncini kıran ilaçlarla destek olunabilir. Metformin ve glitazon grubu ajanlar, insülin direncinin ilaçla tedavisinde kullanılabilirler” diye konuştu.
Kolay teşhis edilebiliyor
İnsülin direncinin, açlık kan şekeri ve kanda insülin düzeyine bakılarak HOMA indeksi kullanılarak kolayca hesaplanabildiğini kaydeden Dr. Salih Işık, insülin direncinin sağlıksız beslenme, kilo artışı ve hareketsiz yaşam tarzı ile tekrar ortaya çıkabileceğini belirterek, şunları söyledi:
“Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran önemli faktörlerdir. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç, patates gibi nişasta ve şeker oranı yüksek gıdalardan uzak durup, glisemik indeksi düşük,kalori içeriği az, posa içeriği yüksek ve tok tutan yiyeceklerin seçilmesi insülin direncini kırmada etkili beslenme seçenekleridir.”
Bu belirtilerin, başta şeker hastalığı olmak üzere, inme, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, karaciğer yağlanmasını tetikleyebilen insülin direncinin işareti olabileceğini bildirdi.
Şeker hastalığının insülin salınımı, insülin etkisi veya bu faktörlerin her ikisinde de bozukluk olması sonucunda ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir hastalık olduğunu kaydeden Avrupa Hospital Dahiliye Uzmanı Dr. Salih Işık, insülin direncinin ise kan şekeri normal olmasına rağmen dokuların direnç göstermesi nedeniyle insülin hormonunun normalden fazla salgılanması olduğunu söyledi.
Ciddi hastalıkları tetikleyebilir
Genetik yatkınlık, obezite ve hareket azlığının, aşırı insülin salgılayarak pankreasın erken yorulmasına neden olan insülin direncinin gelişimi ve ortaya çıkmasında en önemli faktörleri oluşturduğunu bildiren Dr. Salih Işık, insülin direncinin birçok hastalıkla birlikte şeker hastalığını da tetikleyebildiğini ifade etti. Işık, “İnsülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalığı tetikleyebiliyor” dedi.
Sağlıklı beslenme ve egzersiz şart
Çabuk acıkma, geç doyma, elde ayakta titremeler, halsizlik, baş dönmesi, soğuk terlemeler ve kilo vermede zorlanma gibi şikayetlerin insülin direncinin belirtileri olabileceğine dikkat çeken Dr. Salih Işık, “Bu etkileri azaltabilmek için sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmak gerekmektedir. Yaşam tarzı değişikliği, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme ile insülin direnci büyük oranda düzelebilmektedir. Diyetin yanında, mutlaka düzenli egzersiz yapılması gerekmektedir. Buna rağmen yeterli görülmüyorsa insülin direncini kıran ilaçlarla destek olunabilir. Metformin ve glitazon grubu ajanlar, insülin direncinin ilaçla tedavisinde kullanılabilirler” diye konuştu.
Kolay teşhis edilebiliyor
İnsülin direncinin, açlık kan şekeri ve kanda insülin düzeyine bakılarak HOMA indeksi kullanılarak kolayca hesaplanabildiğini kaydeden Dr. Salih Işık, insülin direncinin sağlıksız beslenme, kilo artışı ve hareketsiz yaşam tarzı ile tekrar ortaya çıkabileceğini belirterek, şunları söyledi:
“Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran önemli faktörlerdir. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç, patates gibi nişasta ve şeker oranı yüksek gıdalardan uzak durup, glisemik indeksi düşük,kalori içeriği az, posa içeriği yüksek ve tok tutan yiyeceklerin seçilmesi insülin direncini kırmada etkili beslenme seçenekleridir.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








