2 Mayıs 2016 Pazartesi

Gizli şekerin 11 belirtisi

“Pre-diyabet” olarak bilinen gizli şekerin belirtilerine dikkat!


Diyabet oranının gittikçe arttığı Türkiye’de görülme oranı yüzde 13-14… Ancak bir o kadar da diyabet hastası olduğunu bilmeyenler olduğu tahmin ediliyor. Çağın vebası olarak nitelendirilen diyabet, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, sindirim sistemi sorunları ve görme kaybı gibi önemli problemlere yol açabiliyor.

Diyabet yani halk arasında bilinen adıyla şeker hastalığı, son yıllarda sık görülen ve hızla yayılan rahatsızların başında geliyor. Çağın vebası olarak nitelendirilen diyabet, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, sindirim sistemi sorunları ve görme kaybı gibi önemli problemlere yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Yavuz Yalçın, diyabete karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Günlük yaşamda gerekli aktiviteleri sürdürebilmek için vücudun “glikoz” adı verilen bir tür şekere ihtiyacı bulunmaktadır. Karbonhidratlı yiyeceklerde alınan glikoz sindirim sisteminde emilerek kana karışmaktadır. Kandaki glikozun enerji olarak kullanılabilmesi için hücre içine girmesi gerekmektedir. Bunun içinde pankreas insülin salgılamaktadır. İnsülinin, miktar veya fonksiyon olarak yetersizliği sonucu; kan şekeri yüksekliğiyle seyreden diyabet hastalığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla artmakta ve halk sağlığını tehdit etmektedir. Hareketsiz yaşam, doğal gıdaların geri plana atılması ve sağlıksız beslenme obezite ve diyabet gibi iki önemli sağlık sorununu beraberinde getirmektedir.

DİYABETİN BELİRTİLERİ

2 tip diyabet hastalığı bulunmaktadır. İnsülin miktarının düşük olması ya da tamamen durmasıyla ortaya çıkan Tip 1 diyabet çok genç yaşlarda başlayabilmektedir. Üretilen insülinin gerektiği gibi ekti gösteremediği Tip 2 diyabet ise yetişkin yaşlarda görülmektedir. Bu iki diyabet tipinin yanı sıra gebelikle birlikte ortaya çıkan diyabet de dikkate alınmalıdır. Diyabetin en yaygın ve erken belirtisi artan susuzluk hissi ve sık sık idrara çıkmaktır. Bununla birlikte; ağız kuruluğu, cilt yaralarının geç iyileşmesi, cilt kuruluğu, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta sıkça enfeksiyon gelişmesi, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve bulanık görme bilinen belirtileridir.

NELER YAPMAK GEREKİYOR?

Diyabet tedavisinde beslenme, ilaç tedavisi ve egzersiz ayrılmaz üçlüdür. Diyabet hastaları hayatları boyunca kendilerine uygun bir beslenme programı uygulamadır. Bu şekilde kan şekeri normal sınırlarda tutulup ideal vücut ağırlığı korunabilmektedir. Diyabetli bir kişinin yediği yiyecek çeşidine ve miktarına daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. Kan şekeri kontrolünün sağlanması için sebze, meyve, tahıl kaynaklarından zengin ve posalı yiyeceklerin bulunduğu bir beslenme programı uygulanmalıdır. Toz ya da kesme şeker, tatlı ve meyve suyu gibi basit şekerli besinlerden uzak durmaya özen gösterilmelidir. Günümüzde diyabeti olan ve diyabeti olmayan bireylere önerilen sağlıklı beslenme önerileri farklı değildir. Diyabet, bireyin temel besin öğelerine olan gereksinim düzeylerini etkilemez. Diyabeti olmayan bir kişinin de rafine şeker tüketimini kısıtlaması, doymuş yağ ve kolesterolden zengin olan et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, az az ve sık sık yemek yemesi gerekmektedir.

SIK SIK YÜRÜYÜN

Egzersiz en az beslenme ve ilaç tedavisi kadar önemlidir. Özellikle, tip 2 diyabetli hastalarda fiziksel aktivitenin artırılması, şekerin hücreler tarafından kullanılmasını hızlandırır ve kan şekerini düşürücü yönde etki yapar. Bir egzersiz programına başlamadan önce, yapılacak egzersizin süresi ve tipi hakkında mutlaka doktora danışılmalıdır. Yürüme mesafesinde bulunan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, mümkün olduğunca asansör kullanmamak yararlı olacaktır. Egzersiz; kanda şeker seviyesini ve insülin ihtiyacını azalır, vücut ağırlığının azalmasına yardımcı olur, kalp kasını kuvvetlenir, kasların ve eklemlerin kuvvetlenmesini sağlar ve kan yağları (kolesterol, trigliserit gibi) düzeylerinin azalmasını sağlayacaktır.

Egzersiz sonrası kan şekerinin ölçülmesi çok önemlidir. Eğer normal veya düşükse biraz daha fazla yemek yenmelidir. Ağır bir egzersizden birkaç saat sonra da hipoglisemi gelişebileceği unutulmamalıdır. Eğer egzersiz günün geç saatlerinde yapılmışsa, gece hipoglisemi oluşabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder