Bacaklarınız parantez görünümünde olduğu için etek giymekten kaçınıyorsanız ya da iki bacağınızı yan yana getirdiğinizde X görünümü oluşuyorsa hayatınız boyunca bu sorun ile yaşamak zorunda değilsiniz.Erişkin ve Çocuklarda Uzatma ve Deformite Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Küçükkaya’ya göre, bacakları parantez gibi olanlar ve bu nedenle yürüme zorluğu çekenler "tomofix yöntemi" ile sütun gibi bacaklara sahip olabilirler.
Erişkinlerde çarpık bacak; herhangi bir hastalık olmaksızın dizlerde meydana gelen eğrilik olarak nitelendiriliyor. Genellikle genç yaşta olan bu kişilerin her türlü sportif aktiviteyi yapabildiklerini ancak parantez bacak görünümünden rahatsızlık duyduklarını belirten Dr. Küçükkaya, “Eğer kişi aktif spor yapıyorsa erken yaşta menisküs yırtılmaları, bağ yaralanmaları ve ağrılar ortaya çıkabilir. Parantez bacak tedavi edilmez ise genellikle 65 yaş civarında diz ekleminde kireçlenme ağrıları nedeni ile diz protezi ameliyatları kaçınılmaz olarak uygulanır” dedi.
SİLİKON VE YAĞ ESTETİĞİ YÖNTEMLERİ NE KADAR ETKİLİ?
Parantez bacakların günümüzde modern tedavi yöntemleri ile kusursuz şekilde tedavi edilebildiğini dile getiren Küçükkaya, şunları aktardı:
“Parantez bacağın sebebi eğer kemikten kaynaklanıyorsa bu durumu silikon veya yağ estetiği gibi yöntemler ile tedavi etmek mümkün değildir. Çünkü bu yöntemler uygulandığında bacak daha da kalın gözükerek kişiyi mutsuz eder ve ayrıca ileride diz ekleminde gelişebilecek sorunları engellemez.”
,
“DÜNYADA EN YAYGIN OLARAK KULLANILAN AMELİYAT YÖNTEMİ”
Dr. Küçükkaya, parantez bacak tedavisinde farklı yöntemler olmakla beraber tomofix'in dünyada en yaygın olarak kullanılan ameliyat tekniği olduğunu söyledi.
“Eğrilik düzelirken boy da uzatılıyor” diyen Prof. Metin Küçükkaya, “Bu yöntemde hasta ameliyattan çıktığında eğrilik tamamen düzelmiş olur. Ayrıca bacaklarda boy eşitsizliği var ise düzeltilebilir, hatta uygun hastalarda bacak uzatma teknikleri beraberinde uygulanabilir. Kişinin spor aktivitelerdeki performansı artar. Silikon veya yağ estetiği yöntemlerindeki gibi bacaklar daha da kalınlaşmaz. Kişiler estetik olarak memnun kalırlar ve diğer önemli bir durum da ileride diz ekleminde ortaya çıkabilecek olan kireçlenmenin önlenmiş olmasıdır” diye konuştu. Sözcü
kireçlenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kireçlenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Aralık 2016 Cuma
28 Eylül 2016 Çarşamba
Ozon tedavisi hangi hastalıklarda uygulanıyor?
Ozon tedavisinin kullanıldığı durumlar hakkında açıklamalarda bulunan Fizik tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Betül Toygar, ozon tedavisinin sağlıklı bireylerde de uygulanabileceğine dikkat çekti.
Dr. Betül Toygar'ın konuyla ilgili yaptığı açıklama şöyle:
Ozon, doğada gaz halinde bulunur. Çok güçlü bir dezenfektan, antimikrobiyal, immün sistem düzenleyicisi ve antioksidandır. Aynı zamanda kanın akışkanlığını artırıcı, kan yapımını uyarıcı ve ağrı kesici etkisi de vardır. Vücudumuzda hücrelerin içinde süregelen yapım yıkım olayları sonucunda üretilen ve kullanılan enerjinin yanı sıra birtakım yan ürünler ortaya çıkmakta ve bunlar serbest 02 radikalleri olarak ortada dolaşarak hücrelere zarar vermektedir. Özellikle de sigara, çevre kirliliği, radyasyon ağrı kesiciler ve kanser ilaçlarının kullanımı bu serbest radikallerin oluşumunu daha da artırmaktadır. Serbest radikallerin vücutta artması nedeniyle vücutta oluşabilecek hastalıkların başında damar sertliği, AİDS, kanser, bağırsak hastalıkları, diyabet, katarakt, parkinson, sinir hücrelerinin tahribi ve erken doğumlar sayılabilir. Ozon tedavisi işte bu serbest radikallerin vücuttan temizlenmesinde görev alır.
Ozon tedavisinin uygulama şekilleri
Majör uygulamalar:
Temel uygulama yöntemi budur. Mutlaka özel eğitimli personel tarafından, özel ekipman ve cihazlar kullanılarak yapılan, deneyim ve titizlik gerektiren bir uygulamadır. Hastadan alınan 100 cc kan içerisine hastalığın teşhisine göre doktorun belirleyeceği dozda ozon eklenerek tekrardan hastaya damar yoluyla verilir. Bir uygulama süresi yaklaşık 15 dakikayı geçmeyecek kadar kısa ve ağrısızdır. Genellikle haftada üç uygulama ve toplamda 12 uygulama olacak şekilde yapılmaktadır. Kronik vakalarda ayda bir kez idame dozu şeklinde uygulama yapılması da önerilmektedir.
Minör uygulamalar:
Tek başına uygulamadan çok diğer tamamlayıcı tıp yöntemleriyle kombine edilen ozon tedavisi şeklidir. Hastadan alınan 5cc kan yine 5cc ozon ile karıştırılarak bu kez damardan değil kas içine enjekte edilir. Haftada 2 veya 3 kez olmak üzere yine toplam 12 uygulama yapılmaktadır. Majör uygulamayla kombine de yapılabilir.
Lokal uygulamalar:
Yumuşak dokulara, eklem içine ve çevresine, yara yerine ve çevresine de lokal olarak yapılan uygulamaların yanı sıra rectal yoldan uygulama yöntemi de mevcut olup tedavi şekli ve süreleri tedaviyi üstlenen doktor tarafından belirlenmektedir.
Ozon tedavisinin yan etkisi var mı?
Ozon gazı solunduğunda toksiktir, göz ve hava yollarını tahriş edebilir. Ancak deneyimli ve eğitimli bir ekiple yapılan uygulamalarda herhangi bir yan etkisi gözlenmemiştir.
Hangi hastalıkların tedavisinde ozon kullanılır?
Ozon tedavisi genellikle hastalıkların var olan ve uygulanmakta olan rutin tedavilerine ek olarak, tamamlayıcı tıp kısmında rol almakta olup, bazen de diğer tedavi yöntemlerinin yarattığı yan etkilerden korunmak( kanser ilaçları gibi) amaçlı da uygulanabilir. Ozon uygulamalarından en fazla fayda görülen hastalıkları sıralayacak olursak; enfekte olmuş geçmeyen cilt yaraları, bası yaraları, yanıklar, diyabetik ayaklar, kemik iltihapları (osteomyelit), ağız yaraları, kronik yorgunluk ve fibromiyalji ve kireçlenmenin yarattığı eklem rahatsızlıkları, ağrılarda ve nöropatik ağrıda ozon tedavisi son derece etkili olmaktadır.
Bu hastalıkların yanı sıra kanser tedavilerinde uygulanan tedaviye ek olarak immün sistemi desteklemek, zarar gören normal dokuların tamirinde hızlanma ve hücrelerde yenilenme sağlamak ve kemoterapi sonrası hücrelerde ortaya çıkan serbest radikallerin uzaklaştırılması amacıyla da sıklıkla ozon tedavisi tercih edilmekte ve çok yarar görülmektedir.
Bağışıklık sistemi hastalıkları olan Multiple skleroz, romatoid artrit ve crohn hastalığında, ayrıca kronik karaciğer hastalıkları ve kronik akciğer hastalıklarında astım ve alerjide de yine destekleyici tedaviler olarak önerilmektedir. Tüm bu hastalıklarda kullanılabilen ozon tedavisi, Romatem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkez’lerinde uzman kontrolünde uygulanmaktadır. Sağlıklı bireylerde de antiaging ve antioksidan özelliği nedeniyle ozon tedavisi uygulaması koruyucu tedavi kapsamında uygulanmaktadır. (Kaynak:cnntürk.com.tr)
Dr. Betül Toygar'ın konuyla ilgili yaptığı açıklama şöyle:
Ozon, doğada gaz halinde bulunur. Çok güçlü bir dezenfektan, antimikrobiyal, immün sistem düzenleyicisi ve antioksidandır. Aynı zamanda kanın akışkanlığını artırıcı, kan yapımını uyarıcı ve ağrı kesici etkisi de vardır. Vücudumuzda hücrelerin içinde süregelen yapım yıkım olayları sonucunda üretilen ve kullanılan enerjinin yanı sıra birtakım yan ürünler ortaya çıkmakta ve bunlar serbest 02 radikalleri olarak ortada dolaşarak hücrelere zarar vermektedir. Özellikle de sigara, çevre kirliliği, radyasyon ağrı kesiciler ve kanser ilaçlarının kullanımı bu serbest radikallerin oluşumunu daha da artırmaktadır. Serbest radikallerin vücutta artması nedeniyle vücutta oluşabilecek hastalıkların başında damar sertliği, AİDS, kanser, bağırsak hastalıkları, diyabet, katarakt, parkinson, sinir hücrelerinin tahribi ve erken doğumlar sayılabilir. Ozon tedavisi işte bu serbest radikallerin vücuttan temizlenmesinde görev alır.
Ozon tedavisinin uygulama şekilleri
Majör uygulamalar:
Temel uygulama yöntemi budur. Mutlaka özel eğitimli personel tarafından, özel ekipman ve cihazlar kullanılarak yapılan, deneyim ve titizlik gerektiren bir uygulamadır. Hastadan alınan 100 cc kan içerisine hastalığın teşhisine göre doktorun belirleyeceği dozda ozon eklenerek tekrardan hastaya damar yoluyla verilir. Bir uygulama süresi yaklaşık 15 dakikayı geçmeyecek kadar kısa ve ağrısızdır. Genellikle haftada üç uygulama ve toplamda 12 uygulama olacak şekilde yapılmaktadır. Kronik vakalarda ayda bir kez idame dozu şeklinde uygulama yapılması da önerilmektedir.
Minör uygulamalar:
Tek başına uygulamadan çok diğer tamamlayıcı tıp yöntemleriyle kombine edilen ozon tedavisi şeklidir. Hastadan alınan 5cc kan yine 5cc ozon ile karıştırılarak bu kez damardan değil kas içine enjekte edilir. Haftada 2 veya 3 kez olmak üzere yine toplam 12 uygulama yapılmaktadır. Majör uygulamayla kombine de yapılabilir.
Lokal uygulamalar:
Yumuşak dokulara, eklem içine ve çevresine, yara yerine ve çevresine de lokal olarak yapılan uygulamaların yanı sıra rectal yoldan uygulama yöntemi de mevcut olup tedavi şekli ve süreleri tedaviyi üstlenen doktor tarafından belirlenmektedir.
Ozon tedavisinin yan etkisi var mı?
Ozon gazı solunduğunda toksiktir, göz ve hava yollarını tahriş edebilir. Ancak deneyimli ve eğitimli bir ekiple yapılan uygulamalarda herhangi bir yan etkisi gözlenmemiştir.
Hangi hastalıkların tedavisinde ozon kullanılır?
Ozon tedavisi genellikle hastalıkların var olan ve uygulanmakta olan rutin tedavilerine ek olarak, tamamlayıcı tıp kısmında rol almakta olup, bazen de diğer tedavi yöntemlerinin yarattığı yan etkilerden korunmak( kanser ilaçları gibi) amaçlı da uygulanabilir. Ozon uygulamalarından en fazla fayda görülen hastalıkları sıralayacak olursak; enfekte olmuş geçmeyen cilt yaraları, bası yaraları, yanıklar, diyabetik ayaklar, kemik iltihapları (osteomyelit), ağız yaraları, kronik yorgunluk ve fibromiyalji ve kireçlenmenin yarattığı eklem rahatsızlıkları, ağrılarda ve nöropatik ağrıda ozon tedavisi son derece etkili olmaktadır.
Bu hastalıkların yanı sıra kanser tedavilerinde uygulanan tedaviye ek olarak immün sistemi desteklemek, zarar gören normal dokuların tamirinde hızlanma ve hücrelerde yenilenme sağlamak ve kemoterapi sonrası hücrelerde ortaya çıkan serbest radikallerin uzaklaştırılması amacıyla da sıklıkla ozon tedavisi tercih edilmekte ve çok yarar görülmektedir.
Bağışıklık sistemi hastalıkları olan Multiple skleroz, romatoid artrit ve crohn hastalığında, ayrıca kronik karaciğer hastalıkları ve kronik akciğer hastalıklarında astım ve alerjide de yine destekleyici tedaviler olarak önerilmektedir. Tüm bu hastalıklarda kullanılabilen ozon tedavisi, Romatem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkez’lerinde uzman kontrolünde uygulanmaktadır. Sağlıklı bireylerde de antiaging ve antioksidan özelliği nedeniyle ozon tedavisi uygulaması koruyucu tedavi kapsamında uygulanmaktadır. (Kaynak:cnntürk.com.tr)
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Diz ve eklem ağrıları için sentetik sıvı üretildi
Diz, kalça, omuz, dirsek, bilek, çene gibi eklemlerde hareket kabiliyetini kısıtlayan ve ağrıya neden olan dejenerasyonlara karşı iyileştirici, inovatif bir ürün geliştirildiği bildirildi. Özellikle orta yaş üstü kadınlarda çok sık görülen eklem sıvısının tükenmesi ile kendisini gösteren kireçlenmenin tedavisinde önemli bir adım olabilecek.
VSY Biotechnology'den yapılan açıklamada, Ar-Ge merkezindeki yoğun çalışmaları sonucunda insan vücudunda bulunan "sodyum hyaluronat"ın sentetik olarak üretildiği belirtildi. Vücut dokusuyla yüzde 100 uyumlu olduğu vurgulanan sıvının, eklem boşluğuna enjekte edildiği aktarıldı.
AVRUPA'DA RUHSATLANDIRILDI
Açıklamada görüşlerine yer verilen VSY Biotechnology üst yöneticisi Dr. Ercan Varlıbaş, TÜBİTAK ile projelendirilerek geliştirilen ürününün uluslararası CE sertifikasının alındığını ifade ederek, "Ürünün Avrupa'daki ruhsatlandırma süreci de tamamladı. Vücut dokusuyla tamamen uyumlu olan bu ürünle Türkiye'de ve dünyada diz ve diğer eklem ağrıları çeken hastaların derdine derman olacağız" ifadelerini kullandı.
"KİREÇLENMEYE KARŞI ÖNEMLİ BİR ETKİ GÖSTERİYOR"
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demirhan Dıraçoğlu da ürünün 3 milyon dalton molekül ağırlığı ve 20-32 miligramlık oranlarıyla kireçlenmeye karşı önemli bir etki gösterdiğini aktardı. Ürünle olumlu sonuçlar alındığını bildiren Dıraçoğlu, "Ayrıca kendi ülkemizin bir ürünü olması, Türkiye'de üretilip dünyaya ihraç edilmesi de bizler için önemli bir konu" değerlendirmesinde bulundu.
VSY Biotechnology'den yapılan açıklamada, Ar-Ge merkezindeki yoğun çalışmaları sonucunda insan vücudunda bulunan "sodyum hyaluronat"ın sentetik olarak üretildiği belirtildi. Vücut dokusuyla yüzde 100 uyumlu olduğu vurgulanan sıvının, eklem boşluğuna enjekte edildiği aktarıldı.
AVRUPA'DA RUHSATLANDIRILDI
Açıklamada görüşlerine yer verilen VSY Biotechnology üst yöneticisi Dr. Ercan Varlıbaş, TÜBİTAK ile projelendirilerek geliştirilen ürününün uluslararası CE sertifikasının alındığını ifade ederek, "Ürünün Avrupa'daki ruhsatlandırma süreci de tamamladı. Vücut dokusuyla tamamen uyumlu olan bu ürünle Türkiye'de ve dünyada diz ve diğer eklem ağrıları çeken hastaların derdine derman olacağız" ifadelerini kullandı.
"KİREÇLENMEYE KARŞI ÖNEMLİ BİR ETKİ GÖSTERİYOR"
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demirhan Dıraçoğlu da ürünün 3 milyon dalton molekül ağırlığı ve 20-32 miligramlık oranlarıyla kireçlenmeye karşı önemli bir etki gösterdiğini aktardı. Ürünle olumlu sonuçlar alındığını bildiren Dıraçoğlu, "Ayrıca kendi ülkemizin bir ürünü olması, Türkiye'de üretilip dünyaya ihraç edilmesi de bizler için önemli bir konu" değerlendirmesinde bulundu.
1 Aralık 2014 Pazartesi
Migren ve kilolardan aynı anda kurtulalım
Şiddetli baş ağrısı ve migren tedavisinde altın iğneler hayatı kolaylaştırırken kilo ermeye de destek oluyor…
Başta migren olmak üzere sinüzit, boyun kireçlenmesi ve gerilime bağlı pek çok şiddetli baş ağrısı için altın iğneler umut oldu. Ağrısız ve acısız olarak uygulanan lazer akupunktur işlemi ile altın ve gümüş iğneler beş dakikada şiddetli migren krizlerini ortadan kaldırıyor. Klinik ortamda uzman tarafından gerçekleştirilen yöntem toplam 20 dakika sürüyor. Şiddetli baş ağrılarına kesin çözüm sunan yöntem aynı anda kilo vermeye de destek sağlıyor.
Altın iğneler olarak adlandırılan akupunktur işlemi;
• Her tür migren ve diğer damarsal baş ağrılarında,
• Gerilime ve kas kasılmasına bağlı baş ağrılarında,
• Akut ve kronik Sinüzit’e bağlı baş ağrılarında,
• Boyun kireçlenmesine bağlı baş ağrılarında,
• Sağlıklı kilo vermeye destek olma konularında uygulanıyor.
MİGREN KRİZLERİ VE ŞİDDETLİ BAŞ AĞRILARI İÇİN KALICI ÇÖZÜM…
Özellikle migren hastalığını yüksek oranda kalıcı olarak tedavi eden akupunktur işleminde uygulanan Altın ve Gümüş iğneler; ağrısız, acısız Lazer Akupunktur ile aynı hızda etki ediyor. Tedavinin artılarını açıklayan Medikal Estetik Uzmanı Dr. Emre Çiçek,”Tedavinin en büyük avantajı kulakta kullanılan Altın ve Gümüş iğneler ile Lazer akupunkturun 20 dakikada klinik ortamında uygulanabilmesidir. Ayrıca kulağınızda kalıcı bant, iğne, tohum ve herhangi bir iz kalmamaktadır.. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise bu tedaviyi eğitimli ve yetkili akupunkturistler tarafından mutlaka yapılması gerektiğidir.” Dedi.
Akupunktur ile tedavinin en iyi yönünün migren hastalarında kalıcı iyileşme sağladığının altını çizen Dr. Emre Çiçek ,”Bilindiği gibi migren ağrı kesicilerle geçici sürelerle kesilip hafifletilse de kalıcı çözüm sağlamamaktadır. Akupunktur ile tedavinin en iyi yönü, migren hastalığının kalıcı olarak iyileşebilmesidir. Aynı zamanda ağrı kesici ilaçlardan daha hızlı şekilde 5 dakikada migren ağrısını veya krizini geçirebilir. Ağrı kesici ilaçların yan etkileri akupunktur tedavisine yönelmek için tek başına bile bir sebep olabilir. Örneğin, gastrit veya ülseri olan bir insan eğer ağrı kesici ilaç kullanırsa mide veya on iki parmak bağırsağında kanamalar oluşabilir. Akupunktur tedavisinde ise böyle yan etkiler olmadığı gibi tedavi seanslarında ülser veya gastrit hastalıklarını tedavi etmekte mümkündür.” Dedi.
Dr. Emre Çiçek Akupunktur yöntemiyle migren hastalığının tedavisinin faydalarını ise şöyle ıraladı:
• Akupunktur ile homeostazisin yani vücut otonom dengesi sağlanır.
• Vücudun kendi ürettiği ağrı kesiciler olan endorfin hormonları Akupunktur ile arttırılır.
• Migren krizleri sırasında seviyesi düşen Serotonin maddesi, kafa derisi arterlerinde genişlemeye yol açar. Bu maddeler Akupunktur tedavisiyle arttırılır ve ağrının ortadan kalkması amaçlanır.
• Ağrıya yol açan ve vücutta sentezlenen bazı ağrı yapıcı maddeler Akupunktur tedavisi ile azaltılır.
• Akupunktur tedavisi hakkında en çok merak edilen konulardan birisi de ilaç kullanımıdır. Hastalar tedavi olduktan sonra ilaç kullanımının doğru olup olmadığını sormaktadır. Akupunktur tedavisinden sonra, özellikle ses sanatçıları ya da sesini sürekli kullanmak zorunda olan kişilerin ses kısıklıkları için bazı ilaç kombinasyonları önerilebilir.
HEM AĞRIDAN KURTARIYOR HEM KİLOYU KONTROL EDİYOR…
Fransa ve Almanya’da etkisi kanıtlanmış altın iğnelerin kilo vermedeki etkisine de değinen Dr. Emre Çiçek yöntemin faydalarını şöyle anlattı.
“İnsanların kilo almasının temel nedeni olan beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Normalde diyet yaparken oluşan ve en nihayetinde diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, midede yanma ve ekşime baş ağrısı ve baş dönmesi, ellerde titreme, stres ve sinirlilik hali gibi şikayetler akupunkturla beraber yok olur. Yeni beslenme alışkanlıklarının edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
Altın iğne Akupunkturun zayıflamadaki etkilerini aşağıdaki etkileri ise şöyle;
• İştah ve acıkma hissini en aza indirir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin seviyesini düşürüp, seratonin yani özellikle çikolata yedikten sonra ortaya çıkan mutluluk hormonunun seviyesini artırır. Bu şekilde yiyerek değil, yemeyerek mutlu olmamızı sağlar.
• Midede kazınma, yanma ve ekşimeyi önler. Kulaktan yapılan akupunktur, kulaktan mide ve bağırsaklara kadar uzanan sinir uçlarını uyararak mide asidini azaltıyor. Kontrol altına alınan mide asiditesi sayesinde , diyete bağlı olarak boşalan midede herhangi bir rahatsızlık olmuyor. Keyifle diyet uygulanıyor.
• Düşük kalorili beslenmeye bağlı olarak oluşan halsizlik ve bitkinliği önler. Tam tersi zinde olmamızı ve daha çok enerji vererek kolay kilo vermemizi sağlar.
• Akupunktur uygulaması sırasında; vücutta seratonin ve endorfin hormonlarının seviyesi artmaktadır. Bu da diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece kişide istediği her şeyi yiyememekten dolayı oluşan stres ve gerginlik yaşanmaz. Sonuçta; kişi sakin ve huzurlu bir şekilde diyetine devam eder.
• Metabolizma hızını düzenleyici rolü vardır. Akupunkturla tedavi gören kişinin metabolizma hızı arttığı için diğer kişilere göre, zorlanmadan daha kolay kilo verdiği görülür.
Başta migren olmak üzere sinüzit, boyun kireçlenmesi ve gerilime bağlı pek çok şiddetli baş ağrısı için altın iğneler umut oldu. Ağrısız ve acısız olarak uygulanan lazer akupunktur işlemi ile altın ve gümüş iğneler beş dakikada şiddetli migren krizlerini ortadan kaldırıyor. Klinik ortamda uzman tarafından gerçekleştirilen yöntem toplam 20 dakika sürüyor. Şiddetli baş ağrılarına kesin çözüm sunan yöntem aynı anda kilo vermeye de destek sağlıyor.
Altın iğneler olarak adlandırılan akupunktur işlemi;
• Her tür migren ve diğer damarsal baş ağrılarında,
• Gerilime ve kas kasılmasına bağlı baş ağrılarında,
• Akut ve kronik Sinüzit’e bağlı baş ağrılarında,
• Boyun kireçlenmesine bağlı baş ağrılarında,
• Sağlıklı kilo vermeye destek olma konularında uygulanıyor.
MİGREN KRİZLERİ VE ŞİDDETLİ BAŞ AĞRILARI İÇİN KALICI ÇÖZÜM…
Özellikle migren hastalığını yüksek oranda kalıcı olarak tedavi eden akupunktur işleminde uygulanan Altın ve Gümüş iğneler; ağrısız, acısız Lazer Akupunktur ile aynı hızda etki ediyor. Tedavinin artılarını açıklayan Medikal Estetik Uzmanı Dr. Emre Çiçek,”Tedavinin en büyük avantajı kulakta kullanılan Altın ve Gümüş iğneler ile Lazer akupunkturun 20 dakikada klinik ortamında uygulanabilmesidir. Ayrıca kulağınızda kalıcı bant, iğne, tohum ve herhangi bir iz kalmamaktadır.. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise bu tedaviyi eğitimli ve yetkili akupunkturistler tarafından mutlaka yapılması gerektiğidir.” Dedi.
Akupunktur ile tedavinin en iyi yönünün migren hastalarında kalıcı iyileşme sağladığının altını çizen Dr. Emre Çiçek ,”Bilindiği gibi migren ağrı kesicilerle geçici sürelerle kesilip hafifletilse de kalıcı çözüm sağlamamaktadır. Akupunktur ile tedavinin en iyi yönü, migren hastalığının kalıcı olarak iyileşebilmesidir. Aynı zamanda ağrı kesici ilaçlardan daha hızlı şekilde 5 dakikada migren ağrısını veya krizini geçirebilir. Ağrı kesici ilaçların yan etkileri akupunktur tedavisine yönelmek için tek başına bile bir sebep olabilir. Örneğin, gastrit veya ülseri olan bir insan eğer ağrı kesici ilaç kullanırsa mide veya on iki parmak bağırsağında kanamalar oluşabilir. Akupunktur tedavisinde ise böyle yan etkiler olmadığı gibi tedavi seanslarında ülser veya gastrit hastalıklarını tedavi etmekte mümkündür.” Dedi.
Dr. Emre Çiçek Akupunktur yöntemiyle migren hastalığının tedavisinin faydalarını ise şöyle ıraladı:
• Akupunktur ile homeostazisin yani vücut otonom dengesi sağlanır.
• Vücudun kendi ürettiği ağrı kesiciler olan endorfin hormonları Akupunktur ile arttırılır.
• Migren krizleri sırasında seviyesi düşen Serotonin maddesi, kafa derisi arterlerinde genişlemeye yol açar. Bu maddeler Akupunktur tedavisiyle arttırılır ve ağrının ortadan kalkması amaçlanır.
• Ağrıya yol açan ve vücutta sentezlenen bazı ağrı yapıcı maddeler Akupunktur tedavisi ile azaltılır.
• Akupunktur tedavisi hakkında en çok merak edilen konulardan birisi de ilaç kullanımıdır. Hastalar tedavi olduktan sonra ilaç kullanımının doğru olup olmadığını sormaktadır. Akupunktur tedavisinden sonra, özellikle ses sanatçıları ya da sesini sürekli kullanmak zorunda olan kişilerin ses kısıklıkları için bazı ilaç kombinasyonları önerilebilir.
HEM AĞRIDAN KURTARIYOR HEM KİLOYU KONTROL EDİYOR…
Fransa ve Almanya’da etkisi kanıtlanmış altın iğnelerin kilo vermedeki etkisine de değinen Dr. Emre Çiçek yöntemin faydalarını şöyle anlattı.
“İnsanların kilo almasının temel nedeni olan beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Normalde diyet yaparken oluşan ve en nihayetinde diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, midede yanma ve ekşime baş ağrısı ve baş dönmesi, ellerde titreme, stres ve sinirlilik hali gibi şikayetler akupunkturla beraber yok olur. Yeni beslenme alışkanlıklarının edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
Altın iğne Akupunkturun zayıflamadaki etkilerini aşağıdaki etkileri ise şöyle;
• İştah ve acıkma hissini en aza indirir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin seviyesini düşürüp, seratonin yani özellikle çikolata yedikten sonra ortaya çıkan mutluluk hormonunun seviyesini artırır. Bu şekilde yiyerek değil, yemeyerek mutlu olmamızı sağlar.
• Midede kazınma, yanma ve ekşimeyi önler. Kulaktan yapılan akupunktur, kulaktan mide ve bağırsaklara kadar uzanan sinir uçlarını uyararak mide asidini azaltıyor. Kontrol altına alınan mide asiditesi sayesinde , diyete bağlı olarak boşalan midede herhangi bir rahatsızlık olmuyor. Keyifle diyet uygulanıyor.
• Düşük kalorili beslenmeye bağlı olarak oluşan halsizlik ve bitkinliği önler. Tam tersi zinde olmamızı ve daha çok enerji vererek kolay kilo vermemizi sağlar.
• Akupunktur uygulaması sırasında; vücutta seratonin ve endorfin hormonlarının seviyesi artmaktadır. Bu da diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece kişide istediği her şeyi yiyememekten dolayı oluşan stres ve gerginlik yaşanmaz. Sonuçta; kişi sakin ve huzurlu bir şekilde diyetine devam eder.
• Metabolizma hızını düzenleyici rolü vardır. Akupunkturla tedavi gören kişinin metabolizma hızı arttığı için diğer kişilere göre, zorlanmadan daha kolay kilo verdiği görülür.
Etiketler:
ağrı,
akupunktur,
baş ağrısı,
kilo,
kireçlenme,
migren,
sağlık,
tedavi
14 Kasım 2014 Cuma
Yumurta kabuğu zarı kireçlenme ağrısını azaltıyor
Modern yaşam koşulları geliştikçe bilim dünyası da beraberinde gelen hastalıklara çare bulmak için aralıksız çalışıyor. Bu yıl 5'incisi düzenlenen Ulusal Osteoporoz Kongresi'nde 500 uzman ağrısız yaşam için yapılan çalışmaları masaya yatırdı. Amerika ve Almanya'da yapılan 4 bilimsel çalışma sonucunu İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Üyesi Prof. Dr. Fatma Nurten Eskiyurt ve Köln Üniversitesi Biokimya- Endokronoloji Uzmanı Dr. Cem Aydoğan açıkladı. Araştırma sonuçlarına göre yumurta kabuğu zarındaki değişik proteinlerin ağrıyı 7 ve 10 gün arasında yüzde 40 oranında azalttığı saptandı.
5. Ulusal Osteoporoz Kongresi'nde halk arasında kireçlenme tıp dünyasında Osteoatrit olarak adlandırılan hastalık için 500 uzman biraraya geldi. Kongrede ağrısız bir yaşam için bilim dünyasında yapılan çalışmalar masaya yatırıldı. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Üyesi Prof. Dr. Fatma Nurten Eskiyurt kireçlenmenin bir yaşlılık hastalığı olmadığını söyleyerek şöyle devam etti: "Eklemler vücuttan daha önce yaşlanır. Dünya Sağlık Örgütü yaşlılığı 65 yaş üstü olarak tanımlıyor.
KİREÇLENME YAŞLI HASTALIĞI DEĞİLDİR
Bu nedenle kireçlenme-osteoartrit aslında yaşlılık hastalığı değildir. Kireçlenme 50 yaş üstü kişilerde sıklıkla rastlanan bir rahatsızlıktır. Eklemler daha erken yaşlandığı için kişide kas-iskelet sistemi özellikle de eklem ve çevresindeki yumuşak doku ağrıları gelişir. 'Dizim çok ağrıyor, çömelirken, merdiven çıkarken zorlanıyorum. Namaz kılamıyorum. Bel-boyun tutukluğu, dirsek-el bileğimde ağrı var...' gibi şikayetler ve eklem veya sabah tutukluğu ileri evrelerde ise hareket kısıtlılığı oluşur. Bu aşamada öncelikle yapılması gereken yaşam tarzını değiştirmek, ekleme binen yükü azaltmak, sağlıklı beslenmektir. Böylece hastalığın ilerlemesi önlenir."
AĞRISIZ YAŞAMIN SIRRI YUMURTA KABUĞU ZARINDA SAKLI
"Kireçlenmeye yönelik ilaçlar 50-60 yaş üstü kişilerin kullandığı diğer ilaçlarla etkileşim yapıp, mide ve bağırsakta emilimi azaltabilir. Bu nedenle Nutrasetik adı verilen bitkisel ilaçlara dönüldü. Amerika'da 2009 yılında tamamlanan ağrı ve tedaviye yönelik bilimsel çalışmada yumurta kabuğu zarının eklem aşınmalarındaki tedavi edici etkisi tesadüfen ortaya çıktı. En son 2014 yılında Almanya'da tamamlanan dördüncü çalışmada yumurta kabuğu zarından elde edilen desteğin vücuttaki kireçlenmeyi hem tedavi ettiği hem de ağrıyı giderdiğine karar verildi. Yumurta kabuğu zarının içindeki değişik moleküllerin sadece kireçlenmedeki ağrıyı gidermediği ayrıca tedavi edici özelliği olduğu saptandı. Tüm bu bilimsel çalışmalar bize ağrısız yaşamın mümkün olabileceğini gösterdi. Hastalığın başlangıcında kişi eğer yaşam tarzını değiştirir, kilo verir, doğru beslenir, spor yapar, eklem yumuşak dokuyu kuvvetlendirirse hastalık ilerlemez olduğu seviyede kalır."
CEM AYDOĞAN: İLK TEDAVİ YÖNTEMİ KİLO VERMEKTİR
Köln Üniversitesi Biokimya ve Endokronoloji Uzmanı Dr. Cem Aydoğan kireçlenme hastalığında ilk yapılması gerekenin kilo vermek olduğunu söyledi. Tedavi ile ancak hastalığın durdurulabileceğini sözlerine ekleyen Dr. Cem Aydoğan sözlerine şöyle devam etti:
"Kireçlenme kıkırdakların zamanla aşınmasından ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Değişik dereceleri vardır. Derecesine uygun olarak tedavi uygulanır. Birinci derecede ağrılar günlük hayatı etkilemediği için kişi doktora başvurmaz. Sabah hissettiği ağrı gün içinde geçer. Ağrılar çoğaldığı zaman sabah tutukluluğu, diz veya kalçada hareket kısıtlılığı gözlenir. Merdiven çıkarken, eğilirken, düzelmeye ya da kalkmaya çalışırken zorluk varsa artık hastalık üçüncü dereceye gelmiştir. Kişi artık kireçlenme hastasıdır. Hasta ikinci veya üçüncü derecede tutukluk veya sancı çoğaldığı zaman doktora başvurur. İlk tedavi yöntemi genelde kilo vermektir. Kıkırdaklarda aşınma olduğu için ağrıdan kurtulmak mümkün olsa bile eski hale dönüş mümkün değildir. Halk arasında kireçlenme olarak adlandırılan osteoartrit genellikle orta yaş üstü (50 yaşın üzerinde) kadınlarda görülen bir hastalıktır.
NELER YAPILMALI?
Hastalığın gelişimini hızlandıran faktörler:
Kilonun fazla olması, Hareket azlığı, İlaçların yan etkilerine dikkat! Ağrıyı tetikleyen unsurlar genelde kıkırdakların aşınmasıdır. Hastalığın üçüncü evresinde ilaç tedavi başlar. Verilen ilaçlarda amaç ağrıyı azaltmaya yöneliktir. Hastalığın dördüncü evresinde artık ameliyat ile tedavisi uygulanmak zorundadır. Verilen ilaçların yan etkileri olabilir. Bu etkiler mide bağırsaklarda kendini hissettirir. Bu açıdan bilim dünyası değişik alternatifler aramaya çalıştı. Amerika'da yapılan bir çalışmada tesadüfen yumurta kabuğu zarının kıkırdaktaki sancıya ve tutukluğa iyi geldiği keşfedildi. Amerika ve Almanya'da başta olmak üzere toplam 4 bilimsel çalışma yapıldıktan sonra yumurta kabuğu zarındaki değişik proteinlerin ağrıyı 7 ve 10 gün arasında yüzde 40 oranında azalttığı saptandı." DHA
5. Ulusal Osteoporoz Kongresi'nde halk arasında kireçlenme tıp dünyasında Osteoatrit olarak adlandırılan hastalık için 500 uzman biraraya geldi. Kongrede ağrısız bir yaşam için bilim dünyasında yapılan çalışmalar masaya yatırıldı. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Üyesi Prof. Dr. Fatma Nurten Eskiyurt kireçlenmenin bir yaşlılık hastalığı olmadığını söyleyerek şöyle devam etti: "Eklemler vücuttan daha önce yaşlanır. Dünya Sağlık Örgütü yaşlılığı 65 yaş üstü olarak tanımlıyor.
KİREÇLENME YAŞLI HASTALIĞI DEĞİLDİR
Bu nedenle kireçlenme-osteoartrit aslında yaşlılık hastalığı değildir. Kireçlenme 50 yaş üstü kişilerde sıklıkla rastlanan bir rahatsızlıktır. Eklemler daha erken yaşlandığı için kişide kas-iskelet sistemi özellikle de eklem ve çevresindeki yumuşak doku ağrıları gelişir. 'Dizim çok ağrıyor, çömelirken, merdiven çıkarken zorlanıyorum. Namaz kılamıyorum. Bel-boyun tutukluğu, dirsek-el bileğimde ağrı var...' gibi şikayetler ve eklem veya sabah tutukluğu ileri evrelerde ise hareket kısıtlılığı oluşur. Bu aşamada öncelikle yapılması gereken yaşam tarzını değiştirmek, ekleme binen yükü azaltmak, sağlıklı beslenmektir. Böylece hastalığın ilerlemesi önlenir."
AĞRISIZ YAŞAMIN SIRRI YUMURTA KABUĞU ZARINDA SAKLI
"Kireçlenmeye yönelik ilaçlar 50-60 yaş üstü kişilerin kullandığı diğer ilaçlarla etkileşim yapıp, mide ve bağırsakta emilimi azaltabilir. Bu nedenle Nutrasetik adı verilen bitkisel ilaçlara dönüldü. Amerika'da 2009 yılında tamamlanan ağrı ve tedaviye yönelik bilimsel çalışmada yumurta kabuğu zarının eklem aşınmalarındaki tedavi edici etkisi tesadüfen ortaya çıktı. En son 2014 yılında Almanya'da tamamlanan dördüncü çalışmada yumurta kabuğu zarından elde edilen desteğin vücuttaki kireçlenmeyi hem tedavi ettiği hem de ağrıyı giderdiğine karar verildi. Yumurta kabuğu zarının içindeki değişik moleküllerin sadece kireçlenmedeki ağrıyı gidermediği ayrıca tedavi edici özelliği olduğu saptandı. Tüm bu bilimsel çalışmalar bize ağrısız yaşamın mümkün olabileceğini gösterdi. Hastalığın başlangıcında kişi eğer yaşam tarzını değiştirir, kilo verir, doğru beslenir, spor yapar, eklem yumuşak dokuyu kuvvetlendirirse hastalık ilerlemez olduğu seviyede kalır."
CEM AYDOĞAN: İLK TEDAVİ YÖNTEMİ KİLO VERMEKTİR
Köln Üniversitesi Biokimya ve Endokronoloji Uzmanı Dr. Cem Aydoğan kireçlenme hastalığında ilk yapılması gerekenin kilo vermek olduğunu söyledi. Tedavi ile ancak hastalığın durdurulabileceğini sözlerine ekleyen Dr. Cem Aydoğan sözlerine şöyle devam etti:
"Kireçlenme kıkırdakların zamanla aşınmasından ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Değişik dereceleri vardır. Derecesine uygun olarak tedavi uygulanır. Birinci derecede ağrılar günlük hayatı etkilemediği için kişi doktora başvurmaz. Sabah hissettiği ağrı gün içinde geçer. Ağrılar çoğaldığı zaman sabah tutukluluğu, diz veya kalçada hareket kısıtlılığı gözlenir. Merdiven çıkarken, eğilirken, düzelmeye ya da kalkmaya çalışırken zorluk varsa artık hastalık üçüncü dereceye gelmiştir. Kişi artık kireçlenme hastasıdır. Hasta ikinci veya üçüncü derecede tutukluk veya sancı çoğaldığı zaman doktora başvurur. İlk tedavi yöntemi genelde kilo vermektir. Kıkırdaklarda aşınma olduğu için ağrıdan kurtulmak mümkün olsa bile eski hale dönüş mümkün değildir. Halk arasında kireçlenme olarak adlandırılan osteoartrit genellikle orta yaş üstü (50 yaşın üzerinde) kadınlarda görülen bir hastalıktır.
NELER YAPILMALI?
Hastalığın gelişimini hızlandıran faktörler:
Kilonun fazla olması, Hareket azlığı, İlaçların yan etkilerine dikkat! Ağrıyı tetikleyen unsurlar genelde kıkırdakların aşınmasıdır. Hastalığın üçüncü evresinde ilaç tedavi başlar. Verilen ilaçlarda amaç ağrıyı azaltmaya yöneliktir. Hastalığın dördüncü evresinde artık ameliyat ile tedavisi uygulanmak zorundadır. Verilen ilaçların yan etkileri olabilir. Bu etkiler mide bağırsaklarda kendini hissettirir. Bu açıdan bilim dünyası değişik alternatifler aramaya çalıştı. Amerika'da yapılan bir çalışmada tesadüfen yumurta kabuğu zarının kıkırdaktaki sancıya ve tutukluğa iyi geldiği keşfedildi. Amerika ve Almanya'da başta olmak üzere toplam 4 bilimsel çalışma yapıldıktan sonra yumurta kabuğu zarındaki değişik proteinlerin ağrıyı 7 ve 10 gün arasında yüzde 40 oranında azalttığı saptandı." DHA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




