Oruç tutarken baş ağrısı veya migren sorunu çekerseniz bu önerilerle baş ağrısından kurtulabilirsiniz.
Limon aromaterapi özellikleri sayesinde baş ağrısına iyi gelir. Bir parça limonu elinizde ovuşturup macun kıvamına getirin ve yüzünüze ve alnınıza sürün.
Baş ağrılarının belli başlı sebeplerinden biri strestir. Stres sebebiyle kaslarımız sertleşir ve baoyun ağrısıyla başlayıp baş ağrısına çevirebilir. Boynunuzu ve omzunuzu hareket ettirerek ufak egzersizleri deneyin. Oturduğunuz koltuğun rahat olmasına önem verin.
Strese bağlı baş ağrılarında yastığınıza birkaç damla lavanta yağı damlatıp uyuyabilirsiniz.
Başınız ağrıdığında baskı uygulayarak ağrıyı geçirebileceğiniz noktalar bulunur. Bu nokta baş parmağınız ve işaret parmağınızın arasında kalan eklem noktalarıdır. Bu noktayı hafifçe bastırıp yuvarlak hareketler halinde baskı uygulayın.
Migren kaynaklı baş ağrısında ışığa hassasiyet artacağından karanlık bir odada dinlenmeyi tercih edin.
Sıcak duş gevşeme hissi yaratır. Duşa giremiyorsanız ayaklarınızı sıcak su dolu bir kapta bekleyebilirsiniz.
Başınıza buz torbası koymak da baş ağrısını geçirebilir.
18 Haziran 2015 Perşembe
10 Haziran 2015 Çarşamba
Çocukken dondurulan hücreleriyle bebeği oldu
Belçika’da bir kadın, henüz çocukken alınıp dondurulan yumurtalık hücreleri sayesinde çocuk sahibi olan ilk kişi oldu.
Kongo Cumhuriyeti doğumlu kadın, 5 yaşındayken orak hücreli anemi hastalığına yakalandı. 13 yıl sonra Belçika’ya göç ettiğinde ise yumurtalıklarından biri, göreceği ağır tedavi nedeniyle alındı. Tedavi sürecinde kalan yumurtalıkları ise işlevsiz hale geldi.
MUCİZE GERÇEK OLDU
Aradan 10 yıl geçip, kadın çocuk sahibi olmak isteyince, henüz adet görmeye başlamamışken alınıp dondurulan yumurtalık hücrelerinden bir kısmı yumurtalığa, bir kısmı da vücudun başka yerlerine yerleştirildi. Hasta, bundan 5 ay sonra adet görmeye başladı, 27 yaşında da doğal yoldan gebe kaldı. Geçen kasım ayında ise 3.1 kilo ağırlığında sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirdi.
DÜNYADA BİR İLK
Geçmişte de dondurulmuş yumurtalık hücreleriyle yapılan kısırlık tedavileri başarıya ulaşmış, bu yöntemle yaklaşık 40 bebek doğmuştu. Ancak çocukken alınıp dondurulan yumurtalık hücreleri sayesinde sağlıklı çocuk dünyaya gelmesi bir ilk.
Kongo Cumhuriyeti doğumlu kadın, 5 yaşındayken orak hücreli anemi hastalığına yakalandı. 13 yıl sonra Belçika’ya göç ettiğinde ise yumurtalıklarından biri, göreceği ağır tedavi nedeniyle alındı. Tedavi sürecinde kalan yumurtalıkları ise işlevsiz hale geldi.
MUCİZE GERÇEK OLDU
Aradan 10 yıl geçip, kadın çocuk sahibi olmak isteyince, henüz adet görmeye başlamamışken alınıp dondurulan yumurtalık hücrelerinden bir kısmı yumurtalığa, bir kısmı da vücudun başka yerlerine yerleştirildi. Hasta, bundan 5 ay sonra adet görmeye başladı, 27 yaşında da doğal yoldan gebe kaldı. Geçen kasım ayında ise 3.1 kilo ağırlığında sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirdi.
DÜNYADA BİR İLK
Geçmişte de dondurulmuş yumurtalık hücreleriyle yapılan kısırlık tedavileri başarıya ulaşmış, bu yöntemle yaklaşık 40 bebek doğmuştu. Ancak çocukken alınıp dondurulan yumurtalık hücreleri sayesinde sağlıklı çocuk dünyaya gelmesi bir ilk.
Her ten renginin güneşlenme süresi farklı
Güneşlenirken D vitaminini ne kadar alıyorsunuz? Prof. Dr. Necat Yılmaz, esmer tenlilerin güneşte daha fazla kalması gerektiğini çünkü açık tenlilerin D vitaminini daha hızlı ürettiğini belirtti.
Antalya Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri ve klinik biyokimya uzmanı Prof. Dr. Necat Yılmaz, esmer tenli kişilerin beyaz tenlilere göre daha az D vitamini sentezlediğini, bu nedenle açık tenlilere göre daha çok güneşte kalmaları gerektiğini belirtti.
D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ KALP KRİZİNE NEDEN OLUYOR
Prof. Dr. Necat Yılmaz başkanlığında kentte yapılan araştırmada, D vitamini eksikliğinin kalp krizine yol açtığı tespit edildi.
ANTALYA'DA BİLE D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ VAR ÇÜNKÜ...
Konuyla ilgili açıklama yapan Yılmaz, değişen yaşam koşulları ve şehir hayatının insanları kapalı ortamlarda yaşamaya mahkum ettiğini, bu nedenle Antalya gibi bol güneşli bir kentte yaşayanlarda bile şiddetli D vitamini eksikliği görülebildiğini kaydetti. Yılmaz, akut koroner sendrom tanısı alan hastalarda, kalp spazmı geçirenlere oranla D vitamini eksikliğinin üç kat daha fazla görüldüğünü vurguladı.
AÇIK HAVADA DAHA ÇOK VAKİT GEÇİRİLMELİ
Esmer tenli bir kişinin açık tenlilere göre güneşlenme ile çok daha az D vitamini sentezleyebildiğine dikkati çeken Yılmaz, şunları bildirdi: "Açık tenli bir kişinin güneşlenme yoluyla 20 dakikada üretebildiği D vitaminini esmer tenli bir kişinin üretebilmesi için güneşte en az 30 dakika kalması gerekiyor. Güneş ışınlarını deri yoluyla sentezlediğimiz D vitamini için mutlaka açık havada daha fazla zaman geçirmek ve çocukları güneşe çıkarmak lazım. Vitamin D, 200'den fazla genin üretilmesinden sorumlu bir prohormon olup, kan düzeyini mililitre başına 30 nanogram üzerinde tutulması gerekmektedir. Bu nedenle de kendimizi ve çocuklarımızı açık havada daha çok vakit geçirmeye zorlamalıyız."
Antalya Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri ve klinik biyokimya uzmanı Prof. Dr. Necat Yılmaz, esmer tenli kişilerin beyaz tenlilere göre daha az D vitamini sentezlediğini, bu nedenle açık tenlilere göre daha çok güneşte kalmaları gerektiğini belirtti.
D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ KALP KRİZİNE NEDEN OLUYOR
Prof. Dr. Necat Yılmaz başkanlığında kentte yapılan araştırmada, D vitamini eksikliğinin kalp krizine yol açtığı tespit edildi.
ANTALYA'DA BİLE D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ VAR ÇÜNKÜ...
Konuyla ilgili açıklama yapan Yılmaz, değişen yaşam koşulları ve şehir hayatının insanları kapalı ortamlarda yaşamaya mahkum ettiğini, bu nedenle Antalya gibi bol güneşli bir kentte yaşayanlarda bile şiddetli D vitamini eksikliği görülebildiğini kaydetti. Yılmaz, akut koroner sendrom tanısı alan hastalarda, kalp spazmı geçirenlere oranla D vitamini eksikliğinin üç kat daha fazla görüldüğünü vurguladı.
AÇIK HAVADA DAHA ÇOK VAKİT GEÇİRİLMELİ
Esmer tenli bir kişinin açık tenlilere göre güneşlenme ile çok daha az D vitamini sentezleyebildiğine dikkati çeken Yılmaz, şunları bildirdi: "Açık tenli bir kişinin güneşlenme yoluyla 20 dakikada üretebildiği D vitaminini esmer tenli bir kişinin üretebilmesi için güneşte en az 30 dakika kalması gerekiyor. Güneş ışınlarını deri yoluyla sentezlediğimiz D vitamini için mutlaka açık havada daha fazla zaman geçirmek ve çocukları güneşe çıkarmak lazım. Vitamin D, 200'den fazla genin üretilmesinden sorumlu bir prohormon olup, kan düzeyini mililitre başına 30 nanogram üzerinde tutulması gerekmektedir. Bu nedenle de kendimizi ve çocuklarımızı açık havada daha çok vakit geçirmeye zorlamalıyız."
5 Haziran 2015 Cuma
Dünyanın ilk kafatası nakli yapıldı
ABD'de dünyanın ilk kısmi kafatası ve kafa derisi nakli başarıyla gerçekleştirildi.
MD Anderson Kanser Merkezi ve Houston Methodist Hastanesi'nden doktorlar, yaptıkları açıklamada, ilk kez ABD'de gerçekleştirilen 15 saat süren bir operasyonla bir donörden alınan kafatası ve kafa derisinin başka bir hastaya nakledildiğini belirtti.
Doktorlar, gördüğü kanser tedavisi nedeniyle kafasında kapanmayan büyük bir yara bulunan 55 yaşındaki Jim Boysen isimli hastaya 22 Mayıs'ta kısmi kafatası ve kafa derisi nakli yapıldığını duyurdu.
Yazılım uzmanı Jim Boysen, geçirdiği operasyondan sonra verdiği röportajda, "Gerçekten çok şaşırtıcı bir durum. 21 yaşımdaki halimden daha çok saça sahibim" ifadesini kullandı.
Çocukluğundan beri şeker hastası olan Boysen, 1992 yılında böbrek ve pankreas nakli operasyonu geçirdiğini ve o zamandan beri nakledilen organların vücut tarafından reddedilmesini önlemek için ilaçlar kullandığını belirtti. Boysen, yıllarca kansere yakalanma riskini artıran bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullandığını ve daha sonra düz kas bağ dokusu kanserine yakalandığını söyledi.
Kafa derisinde oluşan kanser hücrelerine uygulanan radyoterapi nedeniyle kafasında büyük bir yara açıldığını ve yarasının aldığı ilaçlar yüzünden kapanmadığını belirten Boysen, nakledilen organlarının da fonksiyonlarını yerine getirememeye başladığını ifade etti.
Doktorlar, yeni böbrek ve pankreasa ihtiyacı olan Boysen'in kafasındaki açık yaranın kapatılması için kafatası ve kafa derisi nakli yapılmasına karar verildiğini belirtti. Kısmi kafatası nakli ameliyatından sonra, başka bir operasyonla Boysen'a böbrek ve pankreas nakli yapıldığını belirten doktorlar, Boysen'in durumunun iyi olduğunu dile getirdi. (hürriyet.com.tr)
MD Anderson Kanser Merkezi ve Houston Methodist Hastanesi'nden doktorlar, yaptıkları açıklamada, ilk kez ABD'de gerçekleştirilen 15 saat süren bir operasyonla bir donörden alınan kafatası ve kafa derisinin başka bir hastaya nakledildiğini belirtti.
Doktorlar, gördüğü kanser tedavisi nedeniyle kafasında kapanmayan büyük bir yara bulunan 55 yaşındaki Jim Boysen isimli hastaya 22 Mayıs'ta kısmi kafatası ve kafa derisi nakli yapıldığını duyurdu.
Yazılım uzmanı Jim Boysen, geçirdiği operasyondan sonra verdiği röportajda, "Gerçekten çok şaşırtıcı bir durum. 21 yaşımdaki halimden daha çok saça sahibim" ifadesini kullandı.
Çocukluğundan beri şeker hastası olan Boysen, 1992 yılında böbrek ve pankreas nakli operasyonu geçirdiğini ve o zamandan beri nakledilen organların vücut tarafından reddedilmesini önlemek için ilaçlar kullandığını belirtti. Boysen, yıllarca kansere yakalanma riskini artıran bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullandığını ve daha sonra düz kas bağ dokusu kanserine yakalandığını söyledi.
Kafa derisinde oluşan kanser hücrelerine uygulanan radyoterapi nedeniyle kafasında büyük bir yara açıldığını ve yarasının aldığı ilaçlar yüzünden kapanmadığını belirten Boysen, nakledilen organlarının da fonksiyonlarını yerine getirememeye başladığını ifade etti.
Doktorlar, yeni böbrek ve pankreasa ihtiyacı olan Boysen'in kafasındaki açık yaranın kapatılması için kafatası ve kafa derisi nakli yapılmasına karar verildiğini belirtti. Kısmi kafatası nakli ameliyatından sonra, başka bir operasyonla Boysen'a böbrek ve pankreas nakli yapıldığını belirten doktorlar, Boysen'in durumunun iyi olduğunu dile getirdi. (hürriyet.com.tr)
4 Haziran 2015 Perşembe
Beynin haritasını yeniden çizen buluş
ABD'deki Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden uzmanlar tesadüfen beyinle ilgili önemli bir keşfe imza attılar.
Araştırmalara göre vücudumuzdaki lenf sisteminin kaynağı bugüne kadar bildiğimizin aksine "beynimiz" olduğu ortaya çıktı. Araştırmacı Antoine Louveau, mikroskopta beyni incelerken orada olmaması gereken bir şey gördü: Lenf damarı. Alzheimer'dan otizme birçok hastalığa ışık tutabilecek bu keşifle ayrıca MS hastalarının immün sisteminin neden zaman zaman zayıfladığı gibi birçok başka soruya da yanıt oldu.
İlk önce fareler üzerinde yapılan araştırma Nature dergisinde yayınlandı. Ancak bu damarların insanlarda da olduğunun kabul edilmesi için araştırmanın başka uzmanlar tarafından tekrarlanması gerekiyor.
Araştırmalara göre vücudumuzdaki lenf sisteminin kaynağı bugüne kadar bildiğimizin aksine "beynimiz" olduğu ortaya çıktı. Araştırmacı Antoine Louveau, mikroskopta beyni incelerken orada olmaması gereken bir şey gördü: Lenf damarı. Alzheimer'dan otizme birçok hastalığa ışık tutabilecek bu keşifle ayrıca MS hastalarının immün sisteminin neden zaman zaman zayıfladığı gibi birçok başka soruya da yanıt oldu.
İlk önce fareler üzerinde yapılan araştırma Nature dergisinde yayınlandı. Ancak bu damarların insanlarda da olduğunun kabul edilmesi için araştırmanın başka uzmanlar tarafından tekrarlanması gerekiyor.
Bağırsakları düzene sokmak aslında çok kolay
Gastroenterohepatoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu İbrişim, "Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve artan stres faktörleri sadece ruhumuzu değil bedenimizi de olumsuz yönde etkiliyor. Yaşam tarzımızdaki yanlışlarımız, yaşam kalitemizi bozacak düzeyde kabızlığa neden olabilir" dedi.
Hisar Intercontinental Hospital Gastroenterohepatoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu İbrişim, son yıllarda daha fazla görülmeye başlayan kabızlığı ve bu sorunu yaşamamak için neler yapılması gerektiği ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kabızlık çeken kişilerin diğer aile bireylerine bakıldığında aynı yakınmaları tarifleyen anne, teyze gibi başka yakınlarının da olduğunu dile getiren Doç. Dr. İbrişim, "Kabızlık, çoğunlukla haftada iki defadan daha az, sert ve zor, parça parça dışkılama ve buna eşlik eden karında dolgunluk huzursuzluk yakınmaları oluşturur. Bazı hastalarda yaşam kalitesini bozacak düzeyde etkili olabilir. Güncel isimlendirme ile irritabl barsak sendromu yani hassas barsak olarak tanımlayabileceğimiz bu durumda barsağın beslenme faktörleri, stres gibi çevresel durumlara duyarlılığı artmıştır, barsaklar daha kıvrımlı, daha uzun veya spazma daha eğilimli olabilir. Bu da dışkılama ve gaz çıkışında sıkıntılar ve karında huzursuzluk yakınmalarını kolaylaştırabilir" dedi.
GENETİK MİRAS DEĞİŞTİRİLEMEZ AMA YÖNETİLEBİLİR
Doç. Dr. Duygu İbrişim, Genetik mirasımızı değiştiremeyeceğimizi ama yönetebileceğimizi belirterek, "Genetik mirasımızı değiştiremeyiz; ama uygun beslenme, sağlıklı hareket ve stres faktörlerinin doğru yönetilebilmesi ile en azından sorunu hafifletebiliriz. Barsak boşaltıcı ilaçları sık kullandığınızda barsağın doğal ritmini bozabilirsiniz. Bu nedenle ancak hekiminiz tarafından belirli bir süre için önerilen bazı düzenleyici tedavilerin kullanımı uygun olur.
TENCERE YEMEKLERİNİ SOFRANIZIN BAŞ TACI EDİN
Sulu tencere yemeklerini sofranızın baş tacı etmeye devam edin. Özellikle annenizin yaptığı Ayşe kadın fasulye çok değerli! Geleneksel sulu tencere yemekleri, çorbalar ve aşırı olmamak kaydıyla beraberinde ekmek tüketiminin (özellikle tam buğday) kolon kanserinden korunmada değeri büyüktür. Son yıllarda yeterince sebze-meyve içermeyen düşük lifli, kırmızı et ve hayvansal yağlardan zengin, kuru tipte beslenme, hazır gıdalar ve şarküteri ürünleri ülkemizde de yaygınlaşmaktadır. Bu batı tipi beslenme ülkemizde de sadece kabızlık değil, hemoroid sorunları, kolon divertiküler hastalığı ve kolon (kalın barsak) kanseri gibi batı toplumlarında daha sık olan diğer olumsuz durumların da artışına neden olmaktadır.
ÇAY KAHVE GAZLI İÇECEK TÜKETMEYİN
Alışkanlıklarınızı düzenleyin. Aşırı çay, kahve, alkollü ve gazlı içecek tüketiminden kaçınma, sigaradan uzak durma ve gereksiz ilaç veya bitkisel ürünlerin kullanılmaması tüm sindirim sistemimiz için koruyucudur.
Unutmayın, 'Su' gerçekten hayattır. Düzenli su içme alışkanlığı barsakların daha rahat ve düzenli çalışmasını sağlar. Kabızlığı kolaylaştıran ve bazı barsak hastalıklarını şiddetlendirebilen aşırı miktarda çay, kahve, gazlı içecekler yerine su tüketmeyi alışkanlık haline getirmek; sadece sindirim sistemi değil tüm vücut sistemlerimiz için koruyucudur. Masa başında çalışıyor ve yoğunlukta su içmeyi unutuyorsanız, yanınızda mutlaka su bulundurun, bardağınız dolu olsun ve ara ara yudumlayın, iyi geldiğini hissedeceksiniz. Özellikle kış aylarında ılık suyu tercih edebilirsiniz.
HAFTADA EN AZ 3 GÜN TEMPOLU YÜRÜYÜŞ
Sağlıklı hareket bağırsakların dostudur. Masa başı hareketsiz çalışma düzeni mide ve barsak hareketlerinin düzenlenmesini zorlaştırır, kabızlık ve bununla paralel olarak hemoroid gibi anal bölge problemlerinin daha kolay oluşmasına neden olur. Haftada en az 3 gün 20-30 dakika süre ile yapılan tempolu yürüyüş, hem barsak hareketlerinizi hem de metabolizmanızı düzenler. Ayrıca ruhsal yönden de olumlu etkiler meydana getirerek dolaylı şekilde barsaklarınıza yarar sağlar. Yüzme de vücudumuza yük bindirmeyen ve hazım sistemimiz için çok yararlı bir spordur.
Stresten uzak duramazsınız ama onunla başa çıkmayı öğrenmeniz mümkün! Tatilde rahatlıyorum, ofise döner dönmez yakınmalarım başlıyor! Stresten tamamen uzak durmak tabii ki mümkün değil. Ayrıca kontrollü dozda stresin üretkenliğimizde olumlu etkileri de var. Önemli olan bu düzeyi doğru ayarda tutabilmek ve kendimize aşırı yüklenmeden bir denge oluşturabilmektir. Bu hassas ayarın bozulduğu zamanlarda irritabl barsak sendromlu hastalarımızda yakınmaların da çoğaldığını gözlemleyebiliyoruz" ifadelerini kullandı.
ORGANLARLA İLGİLİ NEDENLER MUTLAKA DIŞLANMALI
Kabızlığın bireysel ve ailesel yatkınlık, yaşam biçimi ve alışkanlıklarımızla ve ruhsal durumla çok ilişkili olduğunu belirten İbrişim, "Kabızlık yakınması ile başvuran her hastada öncelikle altta bir organik bozukluğun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Önceden dışkılama düzeni normal olan bir kişide dışkılama alışkanlıklarında değişme olması daha önemlidir. Daha önce rahat ve düzenli dışkılaması olan bir kişide ani gelişen kabızlık veya sık, cıvık dışkılamalar olması, dışkı çapında incelme, renginde koyulaşma veya açılma veya dışkıda kan görme gibi değişimler hekim değerlendirmesi ve tetkikini gerektirir. Bu bulgulara karın ağrısı, kilo kaybı, halsizlik, kansızlık gibi ek bulguların eşlik etmesi önemli hastalıkların habercisi olabilir" dedi.
KOLON KANSERİ ÖNLENEBİLİR VE TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR
Kolon kanseri ile ilgili açıklamalarda da bulunan İbrişim, "Kolon kanseri taramasında altın standart kolonoskopi incelemesidir. Bu yöntemle tüm kalın barsağın ve ince barsak son kısmının endoskopik olarak görüntülemesi yapılabilir ve şüpheli durumlarda gerekli görülen lezyonlardan alınan biyopsilerle erken tanı ve tedavi şansı yakalanır. Kolonoskopi işleminde ayrıca barsak iç yüzeyindeki polip adı verilen ve zamanla kanserleşme eğilimi olan et beni gibi kabarık lezyonların endoskopik olarak çıkarılması (polipektomi) ile ileride gelişebilecek kanser durumları da önlenebilir. Kolon polipleri 50 yaş ve üzerinde daha sık görülebildiklerinden 50 yaşına gelmiş her kişide hiç yakınma olmasa dahi tarama amaçlı kolonoskopi yapılması tüm dünyada kabul edilmiş bir öneridir. Ailesinde kolon kanseri olan veya kronik iltihabi barsak hastalıkları olan kişilerde daha erken tarama gerekli olabilir" ifadelerini kullandı.
(hürriyet.com.tr)
Hisar Intercontinental Hospital Gastroenterohepatoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu İbrişim, son yıllarda daha fazla görülmeye başlayan kabızlığı ve bu sorunu yaşamamak için neler yapılması gerektiği ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kabızlık çeken kişilerin diğer aile bireylerine bakıldığında aynı yakınmaları tarifleyen anne, teyze gibi başka yakınlarının da olduğunu dile getiren Doç. Dr. İbrişim, "Kabızlık, çoğunlukla haftada iki defadan daha az, sert ve zor, parça parça dışkılama ve buna eşlik eden karında dolgunluk huzursuzluk yakınmaları oluşturur. Bazı hastalarda yaşam kalitesini bozacak düzeyde etkili olabilir. Güncel isimlendirme ile irritabl barsak sendromu yani hassas barsak olarak tanımlayabileceğimiz bu durumda barsağın beslenme faktörleri, stres gibi çevresel durumlara duyarlılığı artmıştır, barsaklar daha kıvrımlı, daha uzun veya spazma daha eğilimli olabilir. Bu da dışkılama ve gaz çıkışında sıkıntılar ve karında huzursuzluk yakınmalarını kolaylaştırabilir" dedi.
GENETİK MİRAS DEĞİŞTİRİLEMEZ AMA YÖNETİLEBİLİR
Doç. Dr. Duygu İbrişim, Genetik mirasımızı değiştiremeyeceğimizi ama yönetebileceğimizi belirterek, "Genetik mirasımızı değiştiremeyiz; ama uygun beslenme, sağlıklı hareket ve stres faktörlerinin doğru yönetilebilmesi ile en azından sorunu hafifletebiliriz. Barsak boşaltıcı ilaçları sık kullandığınızda barsağın doğal ritmini bozabilirsiniz. Bu nedenle ancak hekiminiz tarafından belirli bir süre için önerilen bazı düzenleyici tedavilerin kullanımı uygun olur.
TENCERE YEMEKLERİNİ SOFRANIZIN BAŞ TACI EDİN
Sulu tencere yemeklerini sofranızın baş tacı etmeye devam edin. Özellikle annenizin yaptığı Ayşe kadın fasulye çok değerli! Geleneksel sulu tencere yemekleri, çorbalar ve aşırı olmamak kaydıyla beraberinde ekmek tüketiminin (özellikle tam buğday) kolon kanserinden korunmada değeri büyüktür. Son yıllarda yeterince sebze-meyve içermeyen düşük lifli, kırmızı et ve hayvansal yağlardan zengin, kuru tipte beslenme, hazır gıdalar ve şarküteri ürünleri ülkemizde de yaygınlaşmaktadır. Bu batı tipi beslenme ülkemizde de sadece kabızlık değil, hemoroid sorunları, kolon divertiküler hastalığı ve kolon (kalın barsak) kanseri gibi batı toplumlarında daha sık olan diğer olumsuz durumların da artışına neden olmaktadır.
ÇAY KAHVE GAZLI İÇECEK TÜKETMEYİN
Alışkanlıklarınızı düzenleyin. Aşırı çay, kahve, alkollü ve gazlı içecek tüketiminden kaçınma, sigaradan uzak durma ve gereksiz ilaç veya bitkisel ürünlerin kullanılmaması tüm sindirim sistemimiz için koruyucudur.
Unutmayın, 'Su' gerçekten hayattır. Düzenli su içme alışkanlığı barsakların daha rahat ve düzenli çalışmasını sağlar. Kabızlığı kolaylaştıran ve bazı barsak hastalıklarını şiddetlendirebilen aşırı miktarda çay, kahve, gazlı içecekler yerine su tüketmeyi alışkanlık haline getirmek; sadece sindirim sistemi değil tüm vücut sistemlerimiz için koruyucudur. Masa başında çalışıyor ve yoğunlukta su içmeyi unutuyorsanız, yanınızda mutlaka su bulundurun, bardağınız dolu olsun ve ara ara yudumlayın, iyi geldiğini hissedeceksiniz. Özellikle kış aylarında ılık suyu tercih edebilirsiniz.
HAFTADA EN AZ 3 GÜN TEMPOLU YÜRÜYÜŞ
Sağlıklı hareket bağırsakların dostudur. Masa başı hareketsiz çalışma düzeni mide ve barsak hareketlerinin düzenlenmesini zorlaştırır, kabızlık ve bununla paralel olarak hemoroid gibi anal bölge problemlerinin daha kolay oluşmasına neden olur. Haftada en az 3 gün 20-30 dakika süre ile yapılan tempolu yürüyüş, hem barsak hareketlerinizi hem de metabolizmanızı düzenler. Ayrıca ruhsal yönden de olumlu etkiler meydana getirerek dolaylı şekilde barsaklarınıza yarar sağlar. Yüzme de vücudumuza yük bindirmeyen ve hazım sistemimiz için çok yararlı bir spordur.
Stresten uzak duramazsınız ama onunla başa çıkmayı öğrenmeniz mümkün! Tatilde rahatlıyorum, ofise döner dönmez yakınmalarım başlıyor! Stresten tamamen uzak durmak tabii ki mümkün değil. Ayrıca kontrollü dozda stresin üretkenliğimizde olumlu etkileri de var. Önemli olan bu düzeyi doğru ayarda tutabilmek ve kendimize aşırı yüklenmeden bir denge oluşturabilmektir. Bu hassas ayarın bozulduğu zamanlarda irritabl barsak sendromlu hastalarımızda yakınmaların da çoğaldığını gözlemleyebiliyoruz" ifadelerini kullandı.
ORGANLARLA İLGİLİ NEDENLER MUTLAKA DIŞLANMALI
Kabızlığın bireysel ve ailesel yatkınlık, yaşam biçimi ve alışkanlıklarımızla ve ruhsal durumla çok ilişkili olduğunu belirten İbrişim, "Kabızlık yakınması ile başvuran her hastada öncelikle altta bir organik bozukluğun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Önceden dışkılama düzeni normal olan bir kişide dışkılama alışkanlıklarında değişme olması daha önemlidir. Daha önce rahat ve düzenli dışkılaması olan bir kişide ani gelişen kabızlık veya sık, cıvık dışkılamalar olması, dışkı çapında incelme, renginde koyulaşma veya açılma veya dışkıda kan görme gibi değişimler hekim değerlendirmesi ve tetkikini gerektirir. Bu bulgulara karın ağrısı, kilo kaybı, halsizlik, kansızlık gibi ek bulguların eşlik etmesi önemli hastalıkların habercisi olabilir" dedi.
KOLON KANSERİ ÖNLENEBİLİR VE TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR
Kolon kanseri ile ilgili açıklamalarda da bulunan İbrişim, "Kolon kanseri taramasında altın standart kolonoskopi incelemesidir. Bu yöntemle tüm kalın barsağın ve ince barsak son kısmının endoskopik olarak görüntülemesi yapılabilir ve şüpheli durumlarda gerekli görülen lezyonlardan alınan biyopsilerle erken tanı ve tedavi şansı yakalanır. Kolonoskopi işleminde ayrıca barsak iç yüzeyindeki polip adı verilen ve zamanla kanserleşme eğilimi olan et beni gibi kabarık lezyonların endoskopik olarak çıkarılması (polipektomi) ile ileride gelişebilecek kanser durumları da önlenebilir. Kolon polipleri 50 yaş ve üzerinde daha sık görülebildiklerinden 50 yaşına gelmiş her kişide hiç yakınma olmasa dahi tarama amaçlı kolonoskopi yapılması tüm dünyada kabul edilmiş bir öneridir. Ailesinde kolon kanseri olan veya kronik iltihabi barsak hastalıkları olan kişilerde daha erken tarama gerekli olabilir" ifadelerini kullandı.
(hürriyet.com.tr)
Ameliyatın ortasında çığlık çığlığa uyandı
Genç kadın fazlalıklarından kurtulma hayaliyle ameliyat masasına yattı. Ancak Londra'da bir klinikte başlayan ameliyat korkunç bir şekilde sona erdi. Tam olarak uyuşmadığı için operasyonun yarısında çığlık çığlığa uyanan genç kadının bacaklarına uygulanan liposuction işlemi yarım kaldı.
Korkunç olay Ann Clwyd isimli kadın politikacının mecliste verdiği soru önergesi ile ortaya çıkarıldı. Clwyd bu şekilde çalışan bir sürü sektörel klinik olduğunu ve burada etik olmayan şekilde ameliyatlar yapan cerrahlar olduğunu iddia etti. Bu şekilde fiyaskoyla sonuçlanan yüzlerce ameliyatın kamu hastanelerinde düzeltildiğini söyleyen Clwyd, bu olayın da Londra'da bir klinikte yaşandığını söyledi.
DİŞ HEKİMİ MASASINDA AMELİYAT
Operasyonu yaşayan genç kadın politikacı Clwyd'e mektup yazarak operasyonun gerçekleştirildiği masanın da diş hekimi koltuğu olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Mektupta ayrıca şu sözlere yer verildi, "Doktorlar benden karnımın üstüne doğru dönmemi istediklerini söylediler ancak bu çok zordu. Operasyonun bazı bölümlerinde uyandım ve inanılmaz bir acı hissettim. Ayrıca çığlık atmaya başladım. Hala bacaklarımdan yağ almaya devam ediyorlardı. Doktor bana her şeye rağmen devam edeceğini söyledi. Aksi takdirde ise bacaklarımın pürüzlü bir şekilde kalacağını belirtti."
Clwyd ise anestezi uzmanı olmadan genel anestezi yapıldığını, cerrahi pratiği olmayanların da cerrahi operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Sağlık skandalı İngiliz Daily Mail Gazetesi'nde yer buldu.
(hürriyet.com.tr)
Korkunç olay Ann Clwyd isimli kadın politikacının mecliste verdiği soru önergesi ile ortaya çıkarıldı. Clwyd bu şekilde çalışan bir sürü sektörel klinik olduğunu ve burada etik olmayan şekilde ameliyatlar yapan cerrahlar olduğunu iddia etti. Bu şekilde fiyaskoyla sonuçlanan yüzlerce ameliyatın kamu hastanelerinde düzeltildiğini söyleyen Clwyd, bu olayın da Londra'da bir klinikte yaşandığını söyledi.
DİŞ HEKİMİ MASASINDA AMELİYAT
Operasyonu yaşayan genç kadın politikacı Clwyd'e mektup yazarak operasyonun gerçekleştirildiği masanın da diş hekimi koltuğu olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Mektupta ayrıca şu sözlere yer verildi, "Doktorlar benden karnımın üstüne doğru dönmemi istediklerini söylediler ancak bu çok zordu. Operasyonun bazı bölümlerinde uyandım ve inanılmaz bir acı hissettim. Ayrıca çığlık atmaya başladım. Hala bacaklarımdan yağ almaya devam ediyorlardı. Doktor bana her şeye rağmen devam edeceğini söyledi. Aksi takdirde ise bacaklarımın pürüzlü bir şekilde kalacağını belirtti."
Clwyd ise anestezi uzmanı olmadan genel anestezi yapıldığını, cerrahi pratiği olmayanların da cerrahi operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Sağlık skandalı İngiliz Daily Mail Gazetesi'nde yer buldu.
(hürriyet.com.tr)
Etiketler:
ameliyat,
anestezi,
haber,
liposuctıon,
sağlık
3 Haziran 2015 Çarşamba
Yatağa çıplak girin
Pijamaları, salaş gecelikleri unutun çünkü çıplak uyumak sağlığınız için daha faydalı.
Amerikan Ulusal Uyku Derneği'nin yaptığı uluslararası bir araştırmaya göre her 3 yetişkinden bir tanesi çıplak uyuyor. Dr. Sarah Brewer, "Çırılçıplak uyumak vücut ısınızı düzenliyor ve en iyi gece uykusunu geçirmenizi sağlıyor." dedi.
VÜCUT ISISI DÜŞÜNCE UYKUYA DAHA HIZLI DALINIYOR
Brewer, bunun sebebinin çıplak insanların vücut ısısının düşmesiyle daha hızlı uykuya dalması ve daha kaliteli uyuması olduğunu söyledi. Araştırmaya göre pijamalardan kurtulmak, ayrıca yatakta vücut ısısnın yükselmesini önleyerek cilt sorunlarını da çözebilir.
Dr. Brewer ayrıca çıplak uyumanın faydaları ile ilgili olarak şunları da söyledi, "Özellikle yaz aylarında havalandırılmış bir odada çıplak uyumak sıcak havanın getirdiği cilt problemlerini de yok edebilir. Erkeklerde çıplak uyumak ise testosteron seviyesini dengeliyor. Ayrıca çıplak uyumak hem kadın hem de erkeklerin kendisini daha seksi hissetmesini sağlıyor ve çiftler arasındaki bağı güçlendirerek, vücutları konusunda özgüveni de artırıyor."
Amerikan Ulusal Uyku Derneği'nin yaptığı uluslararası bir araştırmaya göre her 3 yetişkinden bir tanesi çıplak uyuyor. Dr. Sarah Brewer, "Çırılçıplak uyumak vücut ısınızı düzenliyor ve en iyi gece uykusunu geçirmenizi sağlıyor." dedi.
VÜCUT ISISI DÜŞÜNCE UYKUYA DAHA HIZLI DALINIYOR
Brewer, bunun sebebinin çıplak insanların vücut ısısının düşmesiyle daha hızlı uykuya dalması ve daha kaliteli uyuması olduğunu söyledi. Araştırmaya göre pijamalardan kurtulmak, ayrıca yatakta vücut ısısnın yükselmesini önleyerek cilt sorunlarını da çözebilir.
Dr. Brewer ayrıca çıplak uyumanın faydaları ile ilgili olarak şunları da söyledi, "Özellikle yaz aylarında havalandırılmış bir odada çıplak uyumak sıcak havanın getirdiği cilt problemlerini de yok edebilir. Erkeklerde çıplak uyumak ise testosteron seviyesini dengeliyor. Ayrıca çıplak uyumak hem kadın hem de erkeklerin kendisini daha seksi hissetmesini sağlıyor ve çiftler arasındaki bağı güçlendirerek, vücutları konusunda özgüveni de artırıyor."
28 Mayıs 2015 Perşembe
Doğru ayakkabı seçimi nasıl yapılır?
Ayaklarımız bastığımız birçok zemine, giydiğimiz birçok ayakkabıya adapte olmaya çalışan, hayat boyu vücudumuzu taşıyıp aynı zamanda yürümemizi ve koşmamızı sağlayan iki ağır işçidir adeta. Hareket özgürlüğümüz ayağımıza uygun ayakkabı seçerek sağlayabiliriz.
Şişli Florence Nightingale Hastanesi, ortopedi bölümünden Doç. Dr. Neslihan Aksu uygun ayakkabıların genel özelliklerini şöyle sıralıyor:
Ayağınızı dış etkenlerden koruyor mu?
Ayak hareketlerine izin verecek kadar esnek mi? Sert ayakkabılar ayaklarda şekil bozukluklarına ve nasırlara neden olabilir.
Ayak terinin buharlaşmasına izin verecek maddelerden mi yapılmış? Bunu sağlayan en uygun malzeme gerçek deridir. Sentetik maddelerden yapılmış ayakkabılar tercih etmeyin, eğer sentetik ise de hava geçirgen olması tercihiniz olmalı.
Yeterli uç kısmı genişliğine ve esnekliğe mi? Ayak parmaklarını yandan ve üstten sıkıştırmamalı. Bu tür ayakkabılar parmaklarınızda şekil bozukluklarına neden olabilir.
Ayak ile zemin arasındaki sürtünmeyi artırararak ve ayak stabilitesini sağlayabiliyor mu?
Yerden gelen şokları önleyebiliyor mu?
Ayaktaki şekil bozukluklarını düzeltip önleyebiliyor mu?
Topuk yüksekliğiniz uygun mu? Bu erişkinlerde yaklaşık 3.5cm kadardır. Unutmayın: Hiç topuğu olmayan düz ayakkabılar da, çok topuklu ayakkabılar da ayak sağlığı için uygun değildir. Sürekli yüksek topuklu ayakkabılar sadece ayak ağrılarına değil, bel, diz ağrılarına ve parmaklarda şekil bozukluklarına neden olabilir.
Uygun ayakkabı seçmenize rağmen, ayaklarınızdan şikayetçi misiniz? sebebi ayak yapınızdan kaynaklanmaktadır!
Aslında uygun ayakkabı seçmenin yolu ayağınızı tanımaktan geçer. Ayak tipinizi, ıslak ayağınızla bastığınız kuru zeminde çıkan ayak izine bakarak anlayabilirsiniz.
Temel olarak 3 tip ayak vardır: Düztaban, Normal ve Çukurtaban. İdeal olan, normal ayak tipidir. Her ayak tam olarak bu üç tipten birine girmeyebilir. Ortopedik rahatsızlıklar nedeniyle ayak yapınız normal değil ise bir ortopedi doktoruna danışıp mutlaka ayağınıza özel olarak uyarlanmış ayakkabılar edinmelisiniz.
Klasik ayakkabıları nasıl seçeceğiz? Dış taban, ayakkabının zeminle temas eden kısmıdır ve dayanıklılık açısından köseleden yapılır. Ayakkabı köselesi mümkün olduğu kadar esnek olmalıdır. İç taban, ayakkabının ayak tabanı ile temas eden kısmıdır deriden yapılmış olmalıdır. İç ve dış taban arasında sıkıştırılmış bir malzemeden yapılmış bir astar vardır. Tabanın dayanıklılığını artırmak ve deformasyonunu önlemek için iç ve dış taban arasında çelik bir bar vardır. Ayakkabının en geniş yeri tarak kemikleri başlarına gelen kısımdır bu kısım tarak kemiklerini sıkıştıracak kadar dar veya ayağın ayakkabı içinde hareket etmesine izin verecek kadar bol olmamalı. Ayakkabının uç kısmında ise taban yerden 1.5 cm uzaklaşarak havaya kalkık olmalıdır. Topuk üst parça yığma kösele alt parça lastik olmalı. Ayakkabı topuğu ile tabanının ekseni aynı doğru üzerinde olmalıdır. Topuk ile yürümenin itme fazı daha kolay olur, o nedenle belirli bir topuk yüksekliği olan ayakkabılar hiç topuğu olmayan düz ayakkabılardan daha sağlıklıdır. Topuk yüksekliği küçük çocuklarda 0.5 cm, büyük çocuklarda 1.5-2 cm, yetişkin erkeklerde 2.5cm, yetişkin kadınlarda 3.5 cm olmalıdır. Kadınlarda yüksek topuklar, zamanla taraklı ayağa neden olur. Ayrıca yüksek topuklar bacak arka kaslarında kısalma ve ayak bileği bağlarında esneme ve zayıflama yaparak ayak bileği burkulmalarına neden olur. Ayakkabı içinde parmakların uç kısmı ile ayakkabı ön kısmı arasında 12 mm’lik boşluk olmalıdır. Parmakların üst kısmı ayakkabıya sürtünmemesi için burda boşluk olmalı aksi takdirde parmak üstlerinde ve tarak kemikleri başlarının altında nasırlar oluşur.
Çocuk ayakkabıları seçinine dikkat! Bebek ve küçük çocuk ayakkabılarında topuk alçak olmalı, derisi yumuşak olmalı, şekli ayak ve parmakların şekline uyum sağlamalı. Küçük çocuklarda topuk yerine iç ve dış taban arasına konulan 3-5 mm’lik yükseklik topuk görevi görür. Ayakkabı esnek ve rahat havalanabilen bir ayakkabı olmalıdır. Çocuğun yürümesi ve ayakta durması sırasında içe veya dışa basma olması ayak yada ayak bileğinde açılanma görülmesi halinde bir ortopedi uzmanı değerlendirilmesi ve onun önerdiği özel yapım ayakkabılar uygun olur.
Spor ayakkabı seçimi önemlidir! Hepimiz iyi görünen, modaya uygun bir ayakkabı isteriz fakat önemli olan ayak sağlığımız ve yaralanmalardan korunmaktır. Birçok ayakkabı, bazı spor türlerinin neden olabileceği burkulma ve gerilmelerden ayakları korumak için yapılır. Aldığınız ayakkabı yaptığınız spor dalına uygun ayakkabı olmalıdır. Her ayakkabının fonksiyonu, tabanı, bileği ve ayağı sarış şekli branşa yönelik olarak yapılır. Örneğin yürüyüş ayakkabıları serttir, koşu ayakkabıları ise daha esnektir, ekstra yastıklama ile daha güçlü bir etki elde edilmiştir. Ayak numaranıza uygun ayakkabı alın. Yaş ilerledikçe ayak numaranız değişebilir, ayak numarası markalara göre de değişir. Ayakkabınızı akşam saatlerinde şişmiş ayağınıza deneyerek alın. Alacağınız ayakkabı en şiş durumunda dahi ayağınıza rahatlıkla olmalıdır.
Spor ayakkabıyla yürürken ya da koşarken kendinizi rahat hissetmelisiniz. Ayakkabının rahatsız edecek şekilde temas eden bir yeri olmamalıdır. Ayakkabıları her iki ayağınıza da giyin ve mağaza içinde yürüyün. Ayakkabıların arka bölümleri topuğu sarmalı, topuk ayakkabı içinde hareket etmemeli, ön bölümü de esnek olmalıdır. Topuk nispeten sıkıca oturmalıdır. Yürüdüğünüzde topuk yukarı, aşağı veya yanlara kaymamalıdır. Parmak ucunda boşluk olmalı, tüm ayak parmakları rahatça hareket edebilmelidir. Ayakkabının üst bölümü rahat ve güvenli olmalı, çok sıkı olmamalıdır. Hava yastıklı veya jelle dolu, ekstra şok emme özelliği olan yaylı bir görünüme sahip ayakkabılar taban ve topuk ağrısı çeken kişiler için çok iyi ama ayak bilekleri kolay dönen kişiler için ise hiç uygun değildir. Ayakkabı hem dayanıklı hem de hafif olmalıdır. Ayaklar havasız kalmamalıdır. Ayakkabının yüzü ayağınızın nefes almasına izin vermelidir. Bunun için en uygun malzeme deridir. Yeteri kadar bağcık olmalıdır. Bağcıklar ayak hareketini engellememesi için yeterli dil dolgusuna sahip olmalıdır.
Yazlık açık ayakkabılarda neye dikkat etmeliyiz? Ayakkabının üst kısmındaki ve parmak arasındaki bantlar deri, yumuşak silikon içeren cildi rahatsız etmeyecek malzemelerden yapılmış olmalıdır. Bu ayakkabı tabanları çok düz ve sert olmamalıdır. Bilek destekleri olmadığı için terliklerin topuk yükseklikleri arttıkça ayak bileği burkulma riskini artırırlar. Çok yüksek olmayan mantar dolgu topuklar tercih edilebilir. Ayakkabı seçerken unutulmaması gereken en önemli kural: önce ayak sağlığımız sonra modaya uygunluk ve güzel görünüştür.
Şişli Florence Nightingale Hastanesi, ortopedi bölümünden Doç. Dr. Neslihan Aksu uygun ayakkabıların genel özelliklerini şöyle sıralıyor:
Ayağınızı dış etkenlerden koruyor mu?
Ayak hareketlerine izin verecek kadar esnek mi? Sert ayakkabılar ayaklarda şekil bozukluklarına ve nasırlara neden olabilir.
Ayak terinin buharlaşmasına izin verecek maddelerden mi yapılmış? Bunu sağlayan en uygun malzeme gerçek deridir. Sentetik maddelerden yapılmış ayakkabılar tercih etmeyin, eğer sentetik ise de hava geçirgen olması tercihiniz olmalı.
Yeterli uç kısmı genişliğine ve esnekliğe mi? Ayak parmaklarını yandan ve üstten sıkıştırmamalı. Bu tür ayakkabılar parmaklarınızda şekil bozukluklarına neden olabilir.
Ayak ile zemin arasındaki sürtünmeyi artırararak ve ayak stabilitesini sağlayabiliyor mu?
Yerden gelen şokları önleyebiliyor mu?
Ayaktaki şekil bozukluklarını düzeltip önleyebiliyor mu?
Topuk yüksekliğiniz uygun mu? Bu erişkinlerde yaklaşık 3.5cm kadardır. Unutmayın: Hiç topuğu olmayan düz ayakkabılar da, çok topuklu ayakkabılar da ayak sağlığı için uygun değildir. Sürekli yüksek topuklu ayakkabılar sadece ayak ağrılarına değil, bel, diz ağrılarına ve parmaklarda şekil bozukluklarına neden olabilir.
Uygun ayakkabı seçmenize rağmen, ayaklarınızdan şikayetçi misiniz? sebebi ayak yapınızdan kaynaklanmaktadır!
Aslında uygun ayakkabı seçmenin yolu ayağınızı tanımaktan geçer. Ayak tipinizi, ıslak ayağınızla bastığınız kuru zeminde çıkan ayak izine bakarak anlayabilirsiniz.
Temel olarak 3 tip ayak vardır: Düztaban, Normal ve Çukurtaban. İdeal olan, normal ayak tipidir. Her ayak tam olarak bu üç tipten birine girmeyebilir. Ortopedik rahatsızlıklar nedeniyle ayak yapınız normal değil ise bir ortopedi doktoruna danışıp mutlaka ayağınıza özel olarak uyarlanmış ayakkabılar edinmelisiniz.
Klasik ayakkabıları nasıl seçeceğiz? Dış taban, ayakkabının zeminle temas eden kısmıdır ve dayanıklılık açısından köseleden yapılır. Ayakkabı köselesi mümkün olduğu kadar esnek olmalıdır. İç taban, ayakkabının ayak tabanı ile temas eden kısmıdır deriden yapılmış olmalıdır. İç ve dış taban arasında sıkıştırılmış bir malzemeden yapılmış bir astar vardır. Tabanın dayanıklılığını artırmak ve deformasyonunu önlemek için iç ve dış taban arasında çelik bir bar vardır. Ayakkabının en geniş yeri tarak kemikleri başlarına gelen kısımdır bu kısım tarak kemiklerini sıkıştıracak kadar dar veya ayağın ayakkabı içinde hareket etmesine izin verecek kadar bol olmamalı. Ayakkabının uç kısmında ise taban yerden 1.5 cm uzaklaşarak havaya kalkık olmalıdır. Topuk üst parça yığma kösele alt parça lastik olmalı. Ayakkabı topuğu ile tabanının ekseni aynı doğru üzerinde olmalıdır. Topuk ile yürümenin itme fazı daha kolay olur, o nedenle belirli bir topuk yüksekliği olan ayakkabılar hiç topuğu olmayan düz ayakkabılardan daha sağlıklıdır. Topuk yüksekliği küçük çocuklarda 0.5 cm, büyük çocuklarda 1.5-2 cm, yetişkin erkeklerde 2.5cm, yetişkin kadınlarda 3.5 cm olmalıdır. Kadınlarda yüksek topuklar, zamanla taraklı ayağa neden olur. Ayrıca yüksek topuklar bacak arka kaslarında kısalma ve ayak bileği bağlarında esneme ve zayıflama yaparak ayak bileği burkulmalarına neden olur. Ayakkabı içinde parmakların uç kısmı ile ayakkabı ön kısmı arasında 12 mm’lik boşluk olmalıdır. Parmakların üst kısmı ayakkabıya sürtünmemesi için burda boşluk olmalı aksi takdirde parmak üstlerinde ve tarak kemikleri başlarının altında nasırlar oluşur.
Çocuk ayakkabıları seçinine dikkat! Bebek ve küçük çocuk ayakkabılarında topuk alçak olmalı, derisi yumuşak olmalı, şekli ayak ve parmakların şekline uyum sağlamalı. Küçük çocuklarda topuk yerine iç ve dış taban arasına konulan 3-5 mm’lik yükseklik topuk görevi görür. Ayakkabı esnek ve rahat havalanabilen bir ayakkabı olmalıdır. Çocuğun yürümesi ve ayakta durması sırasında içe veya dışa basma olması ayak yada ayak bileğinde açılanma görülmesi halinde bir ortopedi uzmanı değerlendirilmesi ve onun önerdiği özel yapım ayakkabılar uygun olur.
Spor ayakkabı seçimi önemlidir! Hepimiz iyi görünen, modaya uygun bir ayakkabı isteriz fakat önemli olan ayak sağlığımız ve yaralanmalardan korunmaktır. Birçok ayakkabı, bazı spor türlerinin neden olabileceği burkulma ve gerilmelerden ayakları korumak için yapılır. Aldığınız ayakkabı yaptığınız spor dalına uygun ayakkabı olmalıdır. Her ayakkabının fonksiyonu, tabanı, bileği ve ayağı sarış şekli branşa yönelik olarak yapılır. Örneğin yürüyüş ayakkabıları serttir, koşu ayakkabıları ise daha esnektir, ekstra yastıklama ile daha güçlü bir etki elde edilmiştir. Ayak numaranıza uygun ayakkabı alın. Yaş ilerledikçe ayak numaranız değişebilir, ayak numarası markalara göre de değişir. Ayakkabınızı akşam saatlerinde şişmiş ayağınıza deneyerek alın. Alacağınız ayakkabı en şiş durumunda dahi ayağınıza rahatlıkla olmalıdır.
Spor ayakkabıyla yürürken ya da koşarken kendinizi rahat hissetmelisiniz. Ayakkabının rahatsız edecek şekilde temas eden bir yeri olmamalıdır. Ayakkabıları her iki ayağınıza da giyin ve mağaza içinde yürüyün. Ayakkabıların arka bölümleri topuğu sarmalı, topuk ayakkabı içinde hareket etmemeli, ön bölümü de esnek olmalıdır. Topuk nispeten sıkıca oturmalıdır. Yürüdüğünüzde topuk yukarı, aşağı veya yanlara kaymamalıdır. Parmak ucunda boşluk olmalı, tüm ayak parmakları rahatça hareket edebilmelidir. Ayakkabının üst bölümü rahat ve güvenli olmalı, çok sıkı olmamalıdır. Hava yastıklı veya jelle dolu, ekstra şok emme özelliği olan yaylı bir görünüme sahip ayakkabılar taban ve topuk ağrısı çeken kişiler için çok iyi ama ayak bilekleri kolay dönen kişiler için ise hiç uygun değildir. Ayakkabı hem dayanıklı hem de hafif olmalıdır. Ayaklar havasız kalmamalıdır. Ayakkabının yüzü ayağınızın nefes almasına izin vermelidir. Bunun için en uygun malzeme deridir. Yeteri kadar bağcık olmalıdır. Bağcıklar ayak hareketini engellememesi için yeterli dil dolgusuna sahip olmalıdır.
Yazlık açık ayakkabılarda neye dikkat etmeliyiz? Ayakkabının üst kısmındaki ve parmak arasındaki bantlar deri, yumuşak silikon içeren cildi rahatsız etmeyecek malzemelerden yapılmış olmalıdır. Bu ayakkabı tabanları çok düz ve sert olmamalıdır. Bilek destekleri olmadığı için terliklerin topuk yükseklikleri arttıkça ayak bileği burkulma riskini artırırlar. Çok yüksek olmayan mantar dolgu topuklar tercih edilebilir. Ayakkabı seçerken unutulmaması gereken en önemli kural: önce ayak sağlığımız sonra modaya uygunluk ve güzel görünüştür.
26 Mayıs 2015 Salı
Kadınlarda akciğer kanseri artıyor ve risk daha yüksek
Kadınlar için en öldürücü kanserin göğüs kanseri olduğu gerçeği endüstri ülkelerinde doğru çıkmadı. Bu ülkelerde kadınların en fazla akciğer kanserine yakalandıkları ortaya çıktı.
Focus dergisinde yayınlanan bir habere göre, endüstri ülkelerinde 2012 yılında 198 bin kadın göğüs kanserinden yaşamını yitirirken, akciğer kanserinden 210 bin kadının yaşamını yitirdiği bildirildi. Heidelberg Toraks Kliniği’nden kanser uzmanı Michael Thomas sigarayı kansere yakalanmada ana neden olarak görürken “sigara içen erkeklerin sayısı günden güne azalırken, sigara içen kadınların sayısı artmaktadır“ dedi. Öte yandan, akciğer kanseri dünya genelinde erkeklerin ölümüne neden olarak bir numaralı kanser türü olmaya devam ederken, kadınlarda göğüs kanseri hala birinci sırada.
KADINLARIN KANSER RİZİKOSU DAHA YÜKSEK
Sigara içen kadınların erkeklere oranla iki-üç kat daha fazla akciğer kanserine yakalanma rizikosu olduğunu hatırlatan akciğer uzmanı Thomas ”Çünkü kadınların erkeklere oranla daha küçük akciğerleri vardır. Bu nedenle onlar daha derin nefes çekerler ve böylece sigaradaki duman ve zararlı maddeler daha yoğun bir şekilde akciğere yerleşir“ dedi.
DÜNYADA 8,2 MİLYON KİŞİ KANSERDEN YAŞAMINI YİTİRDİ
2012 rakamlarına göre Dünyada kanserden yaşamını yitiren yaklaşık 8 milyon 200 bin kişiden yüzde 19’u yani 1 milyon 589.800’ü akciğer kanserinden yaşamını yitiriyor. Kanserden yaşamını yitirenlerin yüzde 9,1’i (745.517 kişi) karaciğer, yüzde 8,8’i (723.027 kişi) mide, yüzde 8,5’i (693.881 kişi) kalın bağırsak, yüzde 6,4’ü (521.817 kişi) göğüs, yüzde 4,9’u (400.156 kişi) yemek borusu, yüzde 4’ü (330.471 kişi) pankreas, yüzde 3,7’si (307.471 kişi) prostat, yüzde 3.2’si (265.653 kişi) rahim ve yüzde 32’si (2.623.336 kişi) diğer kanser türlerinden yaşamını yitiriyor.
DÜNYA GENELİNDE ERKEKLER EN ÇOK AKCİĞER KADINLAR MEME KANSERİNDEN
Dünya çapında erkekler en çok akciğer kanserinden yaşamını yitirirken, kadınlar göğüs kanserinden yaşamını yitiriyor. 2012 yılında 1 milyon 98 bin 606 erkek akciğer kanserinden yaşamını yitirirken, 521 bin 817 kadın göğüs kanserinden yaşamını yitirdi.
2012 yılında toplam 4,7 milyon erkek kanser yüzünden ölürken, 3,5 milyon kadın da bu hastalıktan yaşamını yitirdi.
(hürriyet.com.tr)
Focus dergisinde yayınlanan bir habere göre, endüstri ülkelerinde 2012 yılında 198 bin kadın göğüs kanserinden yaşamını yitirirken, akciğer kanserinden 210 bin kadının yaşamını yitirdiği bildirildi. Heidelberg Toraks Kliniği’nden kanser uzmanı Michael Thomas sigarayı kansere yakalanmada ana neden olarak görürken “sigara içen erkeklerin sayısı günden güne azalırken, sigara içen kadınların sayısı artmaktadır“ dedi. Öte yandan, akciğer kanseri dünya genelinde erkeklerin ölümüne neden olarak bir numaralı kanser türü olmaya devam ederken, kadınlarda göğüs kanseri hala birinci sırada.
KADINLARIN KANSER RİZİKOSU DAHA YÜKSEK
Sigara içen kadınların erkeklere oranla iki-üç kat daha fazla akciğer kanserine yakalanma rizikosu olduğunu hatırlatan akciğer uzmanı Thomas ”Çünkü kadınların erkeklere oranla daha küçük akciğerleri vardır. Bu nedenle onlar daha derin nefes çekerler ve böylece sigaradaki duman ve zararlı maddeler daha yoğun bir şekilde akciğere yerleşir“ dedi.
DÜNYADA 8,2 MİLYON KİŞİ KANSERDEN YAŞAMINI YİTİRDİ
2012 rakamlarına göre Dünyada kanserden yaşamını yitiren yaklaşık 8 milyon 200 bin kişiden yüzde 19’u yani 1 milyon 589.800’ü akciğer kanserinden yaşamını yitiriyor. Kanserden yaşamını yitirenlerin yüzde 9,1’i (745.517 kişi) karaciğer, yüzde 8,8’i (723.027 kişi) mide, yüzde 8,5’i (693.881 kişi) kalın bağırsak, yüzde 6,4’ü (521.817 kişi) göğüs, yüzde 4,9’u (400.156 kişi) yemek borusu, yüzde 4’ü (330.471 kişi) pankreas, yüzde 3,7’si (307.471 kişi) prostat, yüzde 3.2’si (265.653 kişi) rahim ve yüzde 32’si (2.623.336 kişi) diğer kanser türlerinden yaşamını yitiriyor.
DÜNYA GENELİNDE ERKEKLER EN ÇOK AKCİĞER KADINLAR MEME KANSERİNDEN
Dünya çapında erkekler en çok akciğer kanserinden yaşamını yitirirken, kadınlar göğüs kanserinden yaşamını yitiriyor. 2012 yılında 1 milyon 98 bin 606 erkek akciğer kanserinden yaşamını yitirirken, 521 bin 817 kadın göğüs kanserinden yaşamını yitirdi.
2012 yılında toplam 4,7 milyon erkek kanser yüzünden ölürken, 3,5 milyon kadın da bu hastalıktan yaşamını yitirdi.
(hürriyet.com.tr)
25 Mayıs 2015 Pazartesi
Doğum kontrol hapı öldürdü
21 yaşındaki genç kız doğum kontrol hapı kullanmaya başladıktan 25 gün sonra hayatını kaybetti.
Daily Mail'in haberin göre Fallan Kurek isimli genç kız adet düzensizliği nedeniyle jinekoloğa gitti ve doktoru adetlerini düzenlemesi için genellikle tercih edilen doğum kontrol hapı verdi.
İlaca başladıktan 25 gün sonra nefes alamadığını ve eklemlerinde ağrı yaşadığı belirten genç kız bir anda evde düşüp kalınca acilen hastaneye kaldırıldı.
Hastanede yapılan beyin incelemeleri sonucunda akciğerlerinde bulunan bir kan pıhtısının beyne oksijen gitmesini önlediği ve beyin ölümüne neden olduğu anlaşıldı.
Ailesinin doğum kontrol ilaçlarının kan pıhtılaşması tetiklediği yönünde iddialarda bulundu.
3 gün yoğun bakımda kalan genç kız beyin ölümü gerçekleştikten sonra hayatını kaybetti.
Uzmanlar doğum kontrol hapının kan pıhtılarını tetikleyebileceğini belirtirken Daily Mail'de yayınlanan bilgilere göre doğum kontrol hapı kullanmayan her 100 bin kadından 5'inde bir yıl içerisinde kan pıhtısı görülebilmektedir. Doğum kontrol hapı kullananlarda ise bu sayı 100 bin kişide 15 olarak belirtilmektedir.
Riskin oldukça düşük olduğunu belirten uzmanlar, doğum kontrol haplarının zarardan çok fayda sağladığı görüşünde ve bu riskin kabul edilebilir olduğunu belirtiyor. (milliyet.com.tr)
Daily Mail'in haberin göre Fallan Kurek isimli genç kız adet düzensizliği nedeniyle jinekoloğa gitti ve doktoru adetlerini düzenlemesi için genellikle tercih edilen doğum kontrol hapı verdi.
İlaca başladıktan 25 gün sonra nefes alamadığını ve eklemlerinde ağrı yaşadığı belirten genç kız bir anda evde düşüp kalınca acilen hastaneye kaldırıldı.
Hastanede yapılan beyin incelemeleri sonucunda akciğerlerinde bulunan bir kan pıhtısının beyne oksijen gitmesini önlediği ve beyin ölümüne neden olduğu anlaşıldı.
Ailesinin doğum kontrol ilaçlarının kan pıhtılaşması tetiklediği yönünde iddialarda bulundu.
3 gün yoğun bakımda kalan genç kız beyin ölümü gerçekleştikten sonra hayatını kaybetti.
Uzmanlar doğum kontrol hapının kan pıhtılarını tetikleyebileceğini belirtirken Daily Mail'de yayınlanan bilgilere göre doğum kontrol hapı kullanmayan her 100 bin kadından 5'inde bir yıl içerisinde kan pıhtısı görülebilmektedir. Doğum kontrol hapı kullananlarda ise bu sayı 100 bin kişide 15 olarak belirtilmektedir.
Riskin oldukça düşük olduğunu belirten uzmanlar, doğum kontrol haplarının zarardan çok fayda sağladığı görüşünde ve bu riskin kabul edilebilir olduğunu belirtiyor. (milliyet.com.tr)
Etiketler:
doğum,
doğum kontrol hapı,
ilaç,
ölüm,
sağlık
24 Mayıs 2015 Pazar
Acil serviste yatan hasta saatlerce açlıktan inledi
Sosyal medyada yayınlanan bir fotoğraf Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaşanan çok acı bir olayı ortaya çıkardı. Fotoğrafta sedyede yatan hastanın saatlerce inlemesi üzerine genç bir hasta yakını yanına gitti ve bir şey isteyip istemediğini sordu. Adamın verdiği cevap ise hem yürek burktu hem de hastanede yaşanan skandalı ortaya çıkardı. Hastanın tek isteği "ekmek" oldu.
Sosyal medyada ise konuyla ilgili kampanya başlatıldı, binlerce twitter kullanıcısı tarafından 30 bini aşkın twit atıldı, tepki gösterildi. Telefonla ulaştığımız hastane yetkilileri uzun süredir hastanın orada tedavi gördüğünü, şu anda durumunun iyi olduğunu söyleyerek sadece yazılı bir açıklamada bulundu.
"AÇLIKTAN İNİM İNİM İNLİYORDU"
Fotoğrafı sosyal medyada paylaşarak duyulmasını sağlayan duyarlı bir vatandaş yaşananları şöyle anlattı,
19 Mayıs gecesi Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde acil serviste yatan resimdeki kişi, kimsesiz aklı başında olmayan bir hasta. Dün gece anneanneme refakat etmek için hastanede kaldım. Bu resimde gördüğünüz adamcağız bütün gece inledi. İçerde oturan 5 tane doktor, hemşire, asistan vs. hastaya bakmadılar bile.
"NEYİN VAR" DEDİM "AÇIM" DEDİ
Ben dayanamadım yanına gittim. "Neyin var bir şey mi istiyorsun?" dediğimde aldığım cevap çok acıydı. Ekmek dedi. Açım dedi. Yanımda poğaça vardı onları verdim ve adamcağızın bütün inlemeleri bitti. Düşünsenize kimsesiz bir adam polis tarafından getirilmiş kimliği bile belli değil adını bile bilmiyor ve devletin hastanesinde açlıktan inliyor. Burada bulunan hasta yakınları adamı doyuruyor su veriyor... Yine dayanamadım doktor ve hemşirelerin yanına gittim. Adam durmadan inliyor dedim. Sanki başka dil konuşuyormuşum gibi suratıma baktılar ve "O hasta hep öyle hep inliyor" dediler. "Adam açlıktan inliyor" dediğimde ise "Biz bir şey yapamayız" şeklinde yanıt aldım. "Hastane yemek vermiyor mu" dediğimde "Burası acil, burada kimseye yemek verilmiyor." dediler ve konu kapandı.
HASTANEDEN AÇIKLAMA YAPILDI
Olayın ardından hastaneden yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada şu sözlere yer verildi,
Hasta 112 tarafından kimliksiz bir şekilde trafik kazası nedeniyle acilimize getirildi. Hastanın ilgili bölümler tarafından değerlendirilirken, geldiğinde alkollü olduğu tespit edildi. Hastada hayati tehlike saptanmadı. Kalçadaki çatlakları nedeniyle yatak istirahati önerildi. Hastanın acilde gözlemi sırasında solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine takio amaçlı dahiliye tarafından yatırılarak tetkik ve tedavisine devam edildi.
Bu süreçte hastane polisi tarafından kimkik tespiti yapılmaya çalışılmış, 28.04.2015 tarih ve 7484 sayılı yazımız ile Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne kimlik tespiti talebinde bulunulmuş, takibinde Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 07.05.2015 tarih ve 1733 sayılı yazısı ile yanıt dönülmüştür. Bu süreçte hasta hiçbir yakını tarafından sorulmamış ve yakını tespit edilememiştir. Bağlı bulunduğumuz İstanbul
Anadolu Güney Kamu Hastaneleri Birliği'ne ve Aileler ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na bilgi verilmiştir. Tüm konsültasyonları ve değerlendirmeleri sonucunda ise tıbbi olarak hastanın taburculuğuna karar verilen hastanın yakınlarına ulaşılamaması nedeni ile hasta taburcu edilmemiş, dahiliye kliniklerinde yer olmaması durumunun devam etmesi nedeni ile de başka bir servisimize dahiliye kliniği adına yatışı yapılmıştır. Hastanın hastanemizde bakımı devam etmektedir.
(Buse Özel / hürriyet.com.tr)
Sosyal medyada ise konuyla ilgili kampanya başlatıldı, binlerce twitter kullanıcısı tarafından 30 bini aşkın twit atıldı, tepki gösterildi. Telefonla ulaştığımız hastane yetkilileri uzun süredir hastanın orada tedavi gördüğünü, şu anda durumunun iyi olduğunu söyleyerek sadece yazılı bir açıklamada bulundu.
"AÇLIKTAN İNİM İNİM İNLİYORDU"
Fotoğrafı sosyal medyada paylaşarak duyulmasını sağlayan duyarlı bir vatandaş yaşananları şöyle anlattı,
19 Mayıs gecesi Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde acil serviste yatan resimdeki kişi, kimsesiz aklı başında olmayan bir hasta. Dün gece anneanneme refakat etmek için hastanede kaldım. Bu resimde gördüğünüz adamcağız bütün gece inledi. İçerde oturan 5 tane doktor, hemşire, asistan vs. hastaya bakmadılar bile.
"NEYİN VAR" DEDİM "AÇIM" DEDİ
Ben dayanamadım yanına gittim. "Neyin var bir şey mi istiyorsun?" dediğimde aldığım cevap çok acıydı. Ekmek dedi. Açım dedi. Yanımda poğaça vardı onları verdim ve adamcağızın bütün inlemeleri bitti. Düşünsenize kimsesiz bir adam polis tarafından getirilmiş kimliği bile belli değil adını bile bilmiyor ve devletin hastanesinde açlıktan inliyor. Burada bulunan hasta yakınları adamı doyuruyor su veriyor... Yine dayanamadım doktor ve hemşirelerin yanına gittim. Adam durmadan inliyor dedim. Sanki başka dil konuşuyormuşum gibi suratıma baktılar ve "O hasta hep öyle hep inliyor" dediler. "Adam açlıktan inliyor" dediğimde ise "Biz bir şey yapamayız" şeklinde yanıt aldım. "Hastane yemek vermiyor mu" dediğimde "Burası acil, burada kimseye yemek verilmiyor." dediler ve konu kapandı.
HASTANEDEN AÇIKLAMA YAPILDI
Olayın ardından hastaneden yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada şu sözlere yer verildi,
Hasta 112 tarafından kimliksiz bir şekilde trafik kazası nedeniyle acilimize getirildi. Hastanın ilgili bölümler tarafından değerlendirilirken, geldiğinde alkollü olduğu tespit edildi. Hastada hayati tehlike saptanmadı. Kalçadaki çatlakları nedeniyle yatak istirahati önerildi. Hastanın acilde gözlemi sırasında solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine takio amaçlı dahiliye tarafından yatırılarak tetkik ve tedavisine devam edildi.
Bu süreçte hastane polisi tarafından kimkik tespiti yapılmaya çalışılmış, 28.04.2015 tarih ve 7484 sayılı yazımız ile Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne kimlik tespiti talebinde bulunulmuş, takibinde Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 07.05.2015 tarih ve 1733 sayılı yazısı ile yanıt dönülmüştür. Bu süreçte hasta hiçbir yakını tarafından sorulmamış ve yakını tespit edilememiştir. Bağlı bulunduğumuz İstanbul
Anadolu Güney Kamu Hastaneleri Birliği'ne ve Aileler ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na bilgi verilmiştir. Tüm konsültasyonları ve değerlendirmeleri sonucunda ise tıbbi olarak hastanın taburculuğuna karar verilen hastanın yakınlarına ulaşılamaması nedeni ile hasta taburcu edilmemiş, dahiliye kliniklerinde yer olmaması durumunun devam etmesi nedeni ile de başka bir servisimize dahiliye kliniği adına yatışı yapılmıştır. Hastanın hastanemizde bakımı devam etmektedir.
(Buse Özel / hürriyet.com.tr)
Etiketler:
haber,
hastalık,
hastane,
sağlık,
sağlık bakanlığı
23 Mayıs 2015 Cumartesi
Havuzlardaki çifte tehlikeye dikkat!..
Yazın gelmesiyle havuzlarda tehlike başladı. Kimya Mühendisleri Odası ise uyarıyor, "Artık yaşanacak bir kitlesel zehirlenme, kaza değil ihmaldir."
Hürriyet'te yer alan habere göre Kimya Mühendisleri Odası Denizli Şube 2’nci Başkanı Celal Güzelyürek, yönetmeliğe uygun dezenfekte edilmemiş havuz suyu ile yanlış kullanılan havuz kimyasallarının sağlık sorunlarına neden olacağını hatırlattı. Güzelyürek, "Bu konuda yıllardır gerekli uyarıları yapıyoruz. Artık yaşanacak bir kitlesel zehirlenme, kaza değil ihmaldir" dedi.
Yaz aylarının yüzünü göstermesiyle otellerden tatil köylerine, yazlıklardan lüks sitlere ve su parklarına yüzme havuzları dolmaya başladı. Türkiye’nin neredeyse en fazla yüzme havuzunun bulunduğu Antalya’nın da bağlı olduğu Kimya Mühendisleri Odası Denizli Şube 2’nci başkanı Celal Güzelyürek, yönetmeliğe uygun dezenfekte edilmeyen yüzme havuzunun ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi. Güzelyürek, bu sorunların genellikle yüzme havuzu sularının mikrobiyolojik olarak kirlenmesi ve bununla mücadele için bilgisizce kullanılan kimyasal maddelerden kaynaklandığını dile getirdi.
SORUN ÇİFT TARAFLI
Her sezon yüzme havuzu sularındaki kimyasal ve mikrobiyolojik kirlenmeler nedeniyle çeşitli sağlık sorunlarının yaşandığını kaydeden Güzelyürek, "Sorun yetkililer ve ilgililer tarafından yeteri kadar tartışıldığı için gerekli önlemlerin alınmış olduğunu düşünüyoruz" dedi. Hem sağlıksız havuzların hem de yanlış kullanılan kimyasalların zehirlenmelere neden olacağını anlatan Güzelyürek, Antalya’da 2013 yılında kent merkezinde bir otelde havuz suyu kimyasallarının neden olduğu kazada birçok kişinin klor gazı zehirlenmesine maruz kaldığını, son olarak Manavgat’ta, henüz turizm sezonu başında klorla asidin teması sonucu oluşan zehirli gaz nedeniyle turist ve otel personeli 41 kişinin hastaneye kaldırıldığını hatırlattı.
ANTALYA KRİTİK BÖLGE
Bütün bu olumsuzlukların nedeni olarak yetkililerin ve havuz suyu operatörlerinin yeterli bilgiye sahip olmamasını gösteren Güzelyürek, şunları söyledi:
"Kısaca sorun, sektörün bu konuda eğitilmiş nitelikli eleman bulamamasıyla ilgili. Aslında havuz suyu operatörlüğü eğitimleri yapılmakla birlikte çok yetersiz kalmakta ve ayrıca eğitimlerle ilgili ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların giderilmesi için sağlık bakanlığı’nın havuz sularıyla ilgili yönetmeliğinde ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın havuz suyu operatörlerinin eğitimleriyle ilgili sisteminde gerekli değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Aksi halde Antalya’da 2018 yılı için 18 milyon turist hedefini gerçekleştirme şansı azalacaktır. Türkiye’nin sahip olduğu 5 yıldızlı otel sayısının yüzde 51’i Antalya’da bulunmakta olup, havuz suları ve kimyasallarına bağlı sorunların da çoğunluğu buradaki tatil köylerinde ve otellerde yaşanmaktadır."
ARTIK İHMAL NOKTASINA TAŞINDI
Oda olarak her yıl turizm sektörünün yetkililerini konu hakkında uyarmalarına rağmen artık sorunun kazadan çıkarak ihmal boyutuna taşındığını savunan Güzelyürek, bu tür kazaları önlemek için havuz suyu operatörlerinin yetkili uzmanlar tarafından eğitilip sertifikalandırılması gerektiğinin altını çizdi. Güzelyürek, havuz suyunun temizlenmesinde hava sıcaklığından havuzun büyüklüğüne, kaç saat kullanıldığından günlük kullanan insan sayısına kadar birçok faktörün değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bunun için eğitimin üzerinde önemle durduklarını aktardı.
ELEMAN SAYISI YETERSİZ
Ayrıca otellerin ve tatil köylerinin havuz sularının İl Sağlık Müdürlüğü’nce denetlenmesi gereğini vurgulayan Güzelyürek, "Fakat eldeki eleman sayısı, sahip oldukları donanım Antalya için 5 aylık bir dönemi kotarmaya yetmeyecekti. Bunun için en az 500- 600 kişilik ekip lazım" dedi.
’HAVUZLU SİTELERDE GEREKEN HASSASİYET GÖSTERİLMİYOR’
Son dönemde lüks konut arzına bağlı olarak artık konut sitelerde de yüzme havuzunun bir standart haline geldiğini ve yaz aylarıyla birlikte bu havuzların da kullanılmaya başladığını aktaran Güzelyürek şunları kaydetti:
"Orada problem var. Bu tip siteler, Sağlık Bakanlığı’nın konuyla ilgili genelgesi haricinde tutuluyor. Fakat belediyelerin denetleme yetkisi var. Belediyenin kendi laboratuvarı var. Numune alıp bildiriyor. Sorun havuz suyunun temizlenmesine ilişkin işin, piyasada klasik bir mal satışı gibi, pazarlık sonucu yaptırılması. Site yönetimi havuz kimyasalı satan yerlerden teklif alıyor, en ucuzuna işi veriyor. Gereken hassasiyet gösterilmiyor."
Hürriyet'te yer alan habere göre Kimya Mühendisleri Odası Denizli Şube 2’nci Başkanı Celal Güzelyürek, yönetmeliğe uygun dezenfekte edilmemiş havuz suyu ile yanlış kullanılan havuz kimyasallarının sağlık sorunlarına neden olacağını hatırlattı. Güzelyürek, "Bu konuda yıllardır gerekli uyarıları yapıyoruz. Artık yaşanacak bir kitlesel zehirlenme, kaza değil ihmaldir" dedi.
Yaz aylarının yüzünü göstermesiyle otellerden tatil köylerine, yazlıklardan lüks sitlere ve su parklarına yüzme havuzları dolmaya başladı. Türkiye’nin neredeyse en fazla yüzme havuzunun bulunduğu Antalya’nın da bağlı olduğu Kimya Mühendisleri Odası Denizli Şube 2’nci başkanı Celal Güzelyürek, yönetmeliğe uygun dezenfekte edilmeyen yüzme havuzunun ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi. Güzelyürek, bu sorunların genellikle yüzme havuzu sularının mikrobiyolojik olarak kirlenmesi ve bununla mücadele için bilgisizce kullanılan kimyasal maddelerden kaynaklandığını dile getirdi.
SORUN ÇİFT TARAFLI
Her sezon yüzme havuzu sularındaki kimyasal ve mikrobiyolojik kirlenmeler nedeniyle çeşitli sağlık sorunlarının yaşandığını kaydeden Güzelyürek, "Sorun yetkililer ve ilgililer tarafından yeteri kadar tartışıldığı için gerekli önlemlerin alınmış olduğunu düşünüyoruz" dedi. Hem sağlıksız havuzların hem de yanlış kullanılan kimyasalların zehirlenmelere neden olacağını anlatan Güzelyürek, Antalya’da 2013 yılında kent merkezinde bir otelde havuz suyu kimyasallarının neden olduğu kazada birçok kişinin klor gazı zehirlenmesine maruz kaldığını, son olarak Manavgat’ta, henüz turizm sezonu başında klorla asidin teması sonucu oluşan zehirli gaz nedeniyle turist ve otel personeli 41 kişinin hastaneye kaldırıldığını hatırlattı.
ANTALYA KRİTİK BÖLGE
Bütün bu olumsuzlukların nedeni olarak yetkililerin ve havuz suyu operatörlerinin yeterli bilgiye sahip olmamasını gösteren Güzelyürek, şunları söyledi:
"Kısaca sorun, sektörün bu konuda eğitilmiş nitelikli eleman bulamamasıyla ilgili. Aslında havuz suyu operatörlüğü eğitimleri yapılmakla birlikte çok yetersiz kalmakta ve ayrıca eğitimlerle ilgili ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların giderilmesi için sağlık bakanlığı’nın havuz sularıyla ilgili yönetmeliğinde ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın havuz suyu operatörlerinin eğitimleriyle ilgili sisteminde gerekli değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Aksi halde Antalya’da 2018 yılı için 18 milyon turist hedefini gerçekleştirme şansı azalacaktır. Türkiye’nin sahip olduğu 5 yıldızlı otel sayısının yüzde 51’i Antalya’da bulunmakta olup, havuz suları ve kimyasallarına bağlı sorunların da çoğunluğu buradaki tatil köylerinde ve otellerde yaşanmaktadır."
ARTIK İHMAL NOKTASINA TAŞINDI
Oda olarak her yıl turizm sektörünün yetkililerini konu hakkında uyarmalarına rağmen artık sorunun kazadan çıkarak ihmal boyutuna taşındığını savunan Güzelyürek, bu tür kazaları önlemek için havuz suyu operatörlerinin yetkili uzmanlar tarafından eğitilip sertifikalandırılması gerektiğinin altını çizdi. Güzelyürek, havuz suyunun temizlenmesinde hava sıcaklığından havuzun büyüklüğüne, kaç saat kullanıldığından günlük kullanan insan sayısına kadar birçok faktörün değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bunun için eğitimin üzerinde önemle durduklarını aktardı.
ELEMAN SAYISI YETERSİZ
Ayrıca otellerin ve tatil köylerinin havuz sularının İl Sağlık Müdürlüğü’nce denetlenmesi gereğini vurgulayan Güzelyürek, "Fakat eldeki eleman sayısı, sahip oldukları donanım Antalya için 5 aylık bir dönemi kotarmaya yetmeyecekti. Bunun için en az 500- 600 kişilik ekip lazım" dedi.
’HAVUZLU SİTELERDE GEREKEN HASSASİYET GÖSTERİLMİYOR’
Son dönemde lüks konut arzına bağlı olarak artık konut sitelerde de yüzme havuzunun bir standart haline geldiğini ve yaz aylarıyla birlikte bu havuzların da kullanılmaya başladığını aktaran Güzelyürek şunları kaydetti:
"Orada problem var. Bu tip siteler, Sağlık Bakanlığı’nın konuyla ilgili genelgesi haricinde tutuluyor. Fakat belediyelerin denetleme yetkisi var. Belediyenin kendi laboratuvarı var. Numune alıp bildiriyor. Sorun havuz suyunun temizlenmesine ilişkin işin, piyasada klasik bir mal satışı gibi, pazarlık sonucu yaptırılması. Site yönetimi havuz kimyasalı satan yerlerden teklif alıyor, en ucuzuna işi veriyor. Gereken hassasiyet gösterilmiyor."
Tiroid hastalıkları belirtileri ve tedavisi
Tiroid hormonunun gereğinden az ya da fazla salgılanması vücutta birtakım rahatsızlıklara sebep oluyor.
25 Mayıs Dünya Tiroid Günü. Tiroid bezi, vücudumuz için hayati önem taşıyor. Tiroid hormonunun gereğinden az ya da fazla salgılanması vücutta birtakım rahatsızlıklara sebep oluyor. Tiroidin çok büyük olduğunda ses tellerini etkileyerek ses kısıklığına da yol açabileceğini söyleyen Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serpil Salman “Ses kısıklığı bu belirtilerden biridir. Tiroid hastalıklarının tanısı hastayı iyi dinlemekten geçer. Tedavisi ise tiroid bezinin az ya da fazla salgılanmasına göre değişiklik gösterir” dedi.
Tiroid hastalıkları tiroidin az ya da çok hormon salgılaması (hipotiroidi ve hipertiroidi), büyümesi (guatr), içinde nodül adı verilen yumruların oluşması olarak özetlenebilir. Nodüller selim karakterde olabilir veya yüzde 5’e yakın oranda kanserli hücreler içerebilir. Nodüllerin çoğu hormon salgılamaz, ama bazı nodüller aşırı hormon salgılayarak hipertiroidi gelişmesine neden olur.
Belirtiler değişken olabilir
Tiroid çok büyükse (büyük guatr) nefes borusu ve ses tellerini etkileyerek nefes darlığı ve ses kısıklığı, ses kalitesinde değişme yapabilir. Çok büyük olmayan bir guatr hastasının boynunda dolgunluk hissi şeklinde fark edilebilir ya da herhangi bir nedenle yapılan muayenede doktor tarafından bulunabilir. Hipo veya hipertiroidi belirti ve bulguları ise çok değişkendir. Hastada bu tablolar çok hafif (subklinik) olabilir, bu durumda şikayetler de çok hafiftir. Bazen de hemen hemen hiç şikayet yokken tesadüfen tanı konulur.
Hipotiroidi olan çabuk yorulur
Tiroid bezinin az çalışması hormon eksikliğine neden olur, bu durum hipotiroidi olarak adlandırılır. Hipotiroid kişilerde halsizlik, çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, soğuğa dayanıksızlık, ciltte kalınlaşma, kuruluk, saç ve kaşlarda dökülme, seste kalınlaşma, kalp hızının yavaşlaması, tansiyon yükselmesi, kabızlık, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik, adet düzensizlikleri görülebilir. Yaşlılarda daha sık olmak üzere kalp yetersizliği gelişebilir. Kadınlarda kısırlık veya düşükler olabilir. Ağır hipotiroidi en çok çocukluk çağında zarar verir, çünkü bu çocuklar tedavi edilmezse büyüme ve gelişme geri kalır, zeka geriliği olur.
İleri yaşlarda tehlike artıyor
Tiroid hormon fazlalığı (hipertiroidi) iştah artışına rağmen kilo kaybı, sinirlilik, çabuk yorulma, aşırı terleme, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, ishal veya sık dışkılama, kas güçsüzlüğü, adet düzensizliği, göz belirtileri ile kendisini belli edebilir. Kalpte ritm bozuklukları özellikle ileri yaşta tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Uzun süren hipertiroidide kemik erimesi gelişir, özellikle menopoz sonrası kadınlarda kırıklar oluşabilir. (milliyet.com.tr)
25 Mayıs Dünya Tiroid Günü. Tiroid bezi, vücudumuz için hayati önem taşıyor. Tiroid hormonunun gereğinden az ya da fazla salgılanması vücutta birtakım rahatsızlıklara sebep oluyor. Tiroidin çok büyük olduğunda ses tellerini etkileyerek ses kısıklığına da yol açabileceğini söyleyen Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serpil Salman “Ses kısıklığı bu belirtilerden biridir. Tiroid hastalıklarının tanısı hastayı iyi dinlemekten geçer. Tedavisi ise tiroid bezinin az ya da fazla salgılanmasına göre değişiklik gösterir” dedi.
Tiroid hastalıkları tiroidin az ya da çok hormon salgılaması (hipotiroidi ve hipertiroidi), büyümesi (guatr), içinde nodül adı verilen yumruların oluşması olarak özetlenebilir. Nodüller selim karakterde olabilir veya yüzde 5’e yakın oranda kanserli hücreler içerebilir. Nodüllerin çoğu hormon salgılamaz, ama bazı nodüller aşırı hormon salgılayarak hipertiroidi gelişmesine neden olur.
Belirtiler değişken olabilir
Tiroid çok büyükse (büyük guatr) nefes borusu ve ses tellerini etkileyerek nefes darlığı ve ses kısıklığı, ses kalitesinde değişme yapabilir. Çok büyük olmayan bir guatr hastasının boynunda dolgunluk hissi şeklinde fark edilebilir ya da herhangi bir nedenle yapılan muayenede doktor tarafından bulunabilir. Hipo veya hipertiroidi belirti ve bulguları ise çok değişkendir. Hastada bu tablolar çok hafif (subklinik) olabilir, bu durumda şikayetler de çok hafiftir. Bazen de hemen hemen hiç şikayet yokken tesadüfen tanı konulur.
Hipotiroidi olan çabuk yorulur
Tiroid bezinin az çalışması hormon eksikliğine neden olur, bu durum hipotiroidi olarak adlandırılır. Hipotiroid kişilerde halsizlik, çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, soğuğa dayanıksızlık, ciltte kalınlaşma, kuruluk, saç ve kaşlarda dökülme, seste kalınlaşma, kalp hızının yavaşlaması, tansiyon yükselmesi, kabızlık, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik, adet düzensizlikleri görülebilir. Yaşlılarda daha sık olmak üzere kalp yetersizliği gelişebilir. Kadınlarda kısırlık veya düşükler olabilir. Ağır hipotiroidi en çok çocukluk çağında zarar verir, çünkü bu çocuklar tedavi edilmezse büyüme ve gelişme geri kalır, zeka geriliği olur.
İleri yaşlarda tehlike artıyor
Tiroid hormon fazlalığı (hipertiroidi) iştah artışına rağmen kilo kaybı, sinirlilik, çabuk yorulma, aşırı terleme, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, ishal veya sık dışkılama, kas güçsüzlüğü, adet düzensizliği, göz belirtileri ile kendisini belli edebilir. Kalpte ritm bozuklukları özellikle ileri yaşta tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Uzun süren hipertiroidide kemik erimesi gelişir, özellikle menopoz sonrası kadınlarda kırıklar oluşabilir. (milliyet.com.tr)
Çocuklarda demir eksikliği
Demir eksikliğinin anemi dışında yol açtığı en önemli sorunlardan biri çocuğun zeka gelişimi olumsuz yönde etkileyebilmesi.
Tüm dünyada en sık rastlanan besinsel eksiklik olan demir eksikliği, özellikle gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunu. Demir eksikliğinin tüm dünyada kaç çocuğu etkilediğine dair kesin bir veri olmasa da, anemi, demir eksikliğinin dolaylı bir göstergesi olarak kullanıldığında, gelişmekte olan ülkelerde okul öncesi çağdaki çocukların çoğunda ve gelişmiş ülkelerdekilerin de en az yüzde 30-40’ında demir eksikliği görüldüğü tahmin ediliyor.
Demir eksikliğinin anemi dışında yol açtığı en önemli sorunlardan biri ise çocuğun zeka gelişimi olumsuz yönde etkileyebilmesi. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, demir eksikliğinin zamanında fark edilmezse zeka katsayısındaki düşüklüğün ve zihinsel fonksiyon bozukluğunun kalıcı hale dönüşebileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle özellikle ilk 2 yaşta çocuğun düzenli hekim takiplerinin atlanmaması çok önemli” diyor.
Zeka düşeyi 5 puan düşüyor
Demir eksikliğinde eritrosit, bir başka deyişle kan hücreleri yapımının etkilenmesinden çok önce merkezi sinir sistemindeki demir azalıyor. Bu azalma dopamin, serotonin ve noradrenalin gibi beyin hücrelerinin haberleşmesinde görevli olan maddelerin üretimi, fonksiyonu ve parçalanmaları için gerekli olan demire bağımlı enzimlerin aktivitesini bozuyor. Bunun sonucunda da, beynin hızla büyüdüğü ve temel psikomotor becerilerin kazanıldığı süt çocukluğu (1-12 ay) döneminde oluşan demir eksikliği zeka gelişimini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Öyle ki zeka katsayısı (IQ) kalıcı olarak, olması gereken düzeyin yaklaşık 5 puan altına düşebiliyor.
Bu belirtiler varsa, dikkat!
Peki ama demir eksikliği hangi sinyallerle kendini gösteriyor? Dr. İhsan Şehla, ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken belirtileri şöyle sıralıyor: “Ciltte solukluk, huzursuzluk, iştahsızlık, kalp atımında hızlanma sorunu varsa, aileler zaman kaybetmeden hekime başvurmalı. Demir eksikliğinde ayrıca besin olmayan maddelerin yenilmesi (buz, toprak) veya duvar ve metal maddeleri yalama gibi belirtiler de görülüyor. Dikkatsizlik ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler de demir eksikliği için uyarıcı oluyor”
En sık görülen nedeni, hatalı beslenme
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, hatalı beslenmenin, bir başka deyişle demirin beslenme yoluyla yetersiz alınmasının demir eksikliğinin en sık görülen sebebini oluşturduğuna dikkat çekiyor. Çölyak gibi emilimi bozan bazı hastalıklar da demirin yetersiz alımına neden olabiliyor. Yoğun burun kanamaları, bağırsak polipleri ve bazı bağırsak parazitleri de demir kaybıyla sonuçlanabiliyor.
“Demir eksikliğine yol açan bir başka önemli etken de, artmış olan ihtiyaç” diyen Dr. İhsan Şehla sözlerine şöyle devam ediyor: “Prematüre doğanlarda ve süt çocukluğu döneminde demire olan gereksinim artıyor. Zamanında doğan bebeklerin demir depoları ilk 5-6 ay için yeterli oluyor. Ancak doğum ağırlıklarının 2 katına çıktıklarında, beslenmelerinde demir içeren besinlere ağırlık verilmezse demir depoları tükenmeye başlıyor. Bunun sonucunda da demir eksikliği gelişiyor”
6-12 aylarda demir takviyesi öneriliyor
Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye gibi demir eksikliğinin sık olduğu ülkelerde 6-12 aylarda demir takviyesi öneriyor. Amerikan Pediatri Akademisi de 9-12 ay arasında bir kez kan sayımı ve demir seviyelerinin kontrolü ile tarama yapılmasını tavsiye ediyor. Dr. İhsan Şehla, demir eksikliği saptandığı durumlarda tedavi şekline, kansızlık durumunun ağırlığına ve eşlik eden hastalıklara göre karar verildiğini belirtiyor.
Demir eksikliğinden korumanın 6 püf noktası
1. İlk 6 ay sadece anne sütüyle besleyin.
2. 6. ayda ek besinler vermeye başlayın. Bu besinler içinde kırmızı ve beyaz et, yumurta sarısı, karaciğer, baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler gibi demirden zengin besinler bulunmasına dikkat edin.
3. Beslenmesinde demir emilimini kolaylaştıran limon, portakal, domates gibi C vitamininden zengin besinler bulundurun.
4. Demir emilimini azaltan çay ile ekmek kabuğu vermeyin.
5. Mümkünse 2 yaşına kadar ek besinlerle birlikte anne sütü vermeye devam edin ve inek sütünden kaçının.
6. 1 yaşından sonra günlük süt alımının 500 ml’yi geçmemesine dikkat edin.
(kaynak:milliyet.com.tr)
Tüm dünyada en sık rastlanan besinsel eksiklik olan demir eksikliği, özellikle gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunu. Demir eksikliğinin tüm dünyada kaç çocuğu etkilediğine dair kesin bir veri olmasa da, anemi, demir eksikliğinin dolaylı bir göstergesi olarak kullanıldığında, gelişmekte olan ülkelerde okul öncesi çağdaki çocukların çoğunda ve gelişmiş ülkelerdekilerin de en az yüzde 30-40’ında demir eksikliği görüldüğü tahmin ediliyor.
Demir eksikliğinin anemi dışında yol açtığı en önemli sorunlardan biri ise çocuğun zeka gelişimi olumsuz yönde etkileyebilmesi. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, demir eksikliğinin zamanında fark edilmezse zeka katsayısındaki düşüklüğün ve zihinsel fonksiyon bozukluğunun kalıcı hale dönüşebileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle özellikle ilk 2 yaşta çocuğun düzenli hekim takiplerinin atlanmaması çok önemli” diyor.
Zeka düşeyi 5 puan düşüyor
Demir eksikliğinde eritrosit, bir başka deyişle kan hücreleri yapımının etkilenmesinden çok önce merkezi sinir sistemindeki demir azalıyor. Bu azalma dopamin, serotonin ve noradrenalin gibi beyin hücrelerinin haberleşmesinde görevli olan maddelerin üretimi, fonksiyonu ve parçalanmaları için gerekli olan demire bağımlı enzimlerin aktivitesini bozuyor. Bunun sonucunda da, beynin hızla büyüdüğü ve temel psikomotor becerilerin kazanıldığı süt çocukluğu (1-12 ay) döneminde oluşan demir eksikliği zeka gelişimini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Öyle ki zeka katsayısı (IQ) kalıcı olarak, olması gereken düzeyin yaklaşık 5 puan altına düşebiliyor.
Bu belirtiler varsa, dikkat!
Peki ama demir eksikliği hangi sinyallerle kendini gösteriyor? Dr. İhsan Şehla, ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken belirtileri şöyle sıralıyor: “Ciltte solukluk, huzursuzluk, iştahsızlık, kalp atımında hızlanma sorunu varsa, aileler zaman kaybetmeden hekime başvurmalı. Demir eksikliğinde ayrıca besin olmayan maddelerin yenilmesi (buz, toprak) veya duvar ve metal maddeleri yalama gibi belirtiler de görülüyor. Dikkatsizlik ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler de demir eksikliği için uyarıcı oluyor”
En sık görülen nedeni, hatalı beslenme
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, hatalı beslenmenin, bir başka deyişle demirin beslenme yoluyla yetersiz alınmasının demir eksikliğinin en sık görülen sebebini oluşturduğuna dikkat çekiyor. Çölyak gibi emilimi bozan bazı hastalıklar da demirin yetersiz alımına neden olabiliyor. Yoğun burun kanamaları, bağırsak polipleri ve bazı bağırsak parazitleri de demir kaybıyla sonuçlanabiliyor.
“Demir eksikliğine yol açan bir başka önemli etken de, artmış olan ihtiyaç” diyen Dr. İhsan Şehla sözlerine şöyle devam ediyor: “Prematüre doğanlarda ve süt çocukluğu döneminde demire olan gereksinim artıyor. Zamanında doğan bebeklerin demir depoları ilk 5-6 ay için yeterli oluyor. Ancak doğum ağırlıklarının 2 katına çıktıklarında, beslenmelerinde demir içeren besinlere ağırlık verilmezse demir depoları tükenmeye başlıyor. Bunun sonucunda da demir eksikliği gelişiyor”
6-12 aylarda demir takviyesi öneriliyor
Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye gibi demir eksikliğinin sık olduğu ülkelerde 6-12 aylarda demir takviyesi öneriyor. Amerikan Pediatri Akademisi de 9-12 ay arasında bir kez kan sayımı ve demir seviyelerinin kontrolü ile tarama yapılmasını tavsiye ediyor. Dr. İhsan Şehla, demir eksikliği saptandığı durumlarda tedavi şekline, kansızlık durumunun ağırlığına ve eşlik eden hastalıklara göre karar verildiğini belirtiyor.
Demir eksikliğinden korumanın 6 püf noktası
1. İlk 6 ay sadece anne sütüyle besleyin.
2. 6. ayda ek besinler vermeye başlayın. Bu besinler içinde kırmızı ve beyaz et, yumurta sarısı, karaciğer, baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler gibi demirden zengin besinler bulunmasına dikkat edin.
3. Beslenmesinde demir emilimini kolaylaştıran limon, portakal, domates gibi C vitamininden zengin besinler bulundurun.
4. Demir emilimini azaltan çay ile ekmek kabuğu vermeyin.
5. Mümkünse 2 yaşına kadar ek besinlerle birlikte anne sütü vermeye devam edin ve inek sütünden kaçının.
6. 1 yaşından sonra günlük süt alımının 500 ml’yi geçmemesine dikkat edin.
(kaynak:milliyet.com.tr)
Etiketler:
bebek,
çocuk,
demir eksikliği,
emzirme,
haber,
sağlık,
sağlıklı beslenme
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























