rahim ağzı kanseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rahim ağzı kanseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2016 Salı

Kadınlar için 9 sağlık önerisi

Doç. Dr. Gökalp Öner, kadınlara sağlık dolu bir hayat için öneriler sıraladı


Uzmanlar senede en az bir kez jinekolojik muayenenin ve beraberinde yapılan testlerin hayat kurtardığını vurguluyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Doç. Dr. Gökalp Öner, kadınların özellikle dikkat etmesi gereken sağlık noktalarını sıraladı.

1- Anne ve kız kardeşinizde meme kanseri varsa dikkat edin

20 yaşından sonra ayda bir kez kendi meme muayenesi önemlidir. Ele gelebilecek herhangi bir kitle ya da normal olarak karşılanmayan bir durumda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Hayat boyu meme muayenesi ve kontrolleri düzenli bir şekilde yapılmalıdır. Özellikle genetik geçişli olabilen meme kanserinde erken teşhis ile yüzde yüze yakın başarı sağlanabilmektedir. Meme kanserinin tanısında çok önemli bir yere sahip olan mamografi 40 yaşından sonra tarama amaçlı mutlaka çektirilmeli ve doktorun öngördüğü sıklıklarda düzenli olarak yaptırılmalıdır.

2- Rahim ağzı kanserine karşı kişisel önlemlerinizi alın

Rahim ve rahim ağzı kanserleri kadınların yaşam kalitesi ve süresini düşüren önemli bir sağlık problemidir. Kadınlarda 40'lı yaşlardan itibaren risk artmaktadır. Geç menopoz, hipertansiyon, diyabet, obezite, erken ergenlik ve yıllarca süren yumurtlama olmaması ile tek başına östrojen ilacı almak rahim kanseri için risk faktörleri olarak sayılabilir. Erken yaşta cinsel ilişki, çok eşlilik, cinsel yolla bulaşan AIDS ve HPV gibi hastalıklar, sigara içmek rahim ağzı kanseri için risk faktörleri arasındadır.

3- İlk muayene ve smear testinizi atlamayın

Cinsel aktivite başladıktan ya da her kadın 18 yaşına girdikten sonra yılda bir kez uzman doktora gitmelidir. Kadın kanserlerinin bazı türleri açısından rahim ve yumurtalıkların incelenmesi erken teşhis açısından hayati öneme sahiptir. Smear testinde, rahim ağzına sürülen küçük bir fırça yardımıyla alınan hücreler incelenir. Bu test sayesinde rahim ağzı kanseri erken dönemde teşhis edilebilir.

4- Tansiyonunuz düşük mü, yüksek mi mutlaka öğrenin

Tarama amaçlı olarak18 yaşından sonra düzenli tansiyon ölçülmeli, yükseklik ya da düşüklük problemi varsa mutlaka uzman kontrolünde gerekli önlemler alınmalıdır.

5- Kan şekerinizi ölçtürün

Kadınlar 30 yaşından sonra düzenli kan şekerine baktırmalıdır. Özellikle ailede diyabet hastalığı öyküsü varsa, doktor kontrolleri ve kan şekeri ölçümleri ihmal edilmemelidir.

6- Kolesterol değerlerinizi dengede tutmak önemli

Kadınlarda 45 yaşından sonra kolesterol değerleri tarama amaçlı ölçülmeli, ailede kalp hastalığı riski varsa 25 yaşından sonra ölçülmeye başlanmalıdır.


7- Menopoz döneminde kemik yoğunluğunuzu ölçtürün

Kadınlarda ilerleyen yaş kemik erimesi riskini de beraberinde getirebilmektedir. Bu durum da hareket kabiliyetinin kısıtlanmasından kırıklara kadar gidebilmektedir. Sağlıklı kadınlarda kemik yoğunluğu ölçümünün menopoz döneminde yapılması gerekir, kemik erimesi riski olan özel gruplarda daha erken yaşlarda yapılabilir.

8- Görme ve işitme muayenesi yaptırın

Göz ve kulak sağlığı ilerleyen yaş ve çevresel faktörler nedeniyle olumsuz etkilenebilmektedir. Göz muayenesi 18 yaşından sonra 2 yılda bir, işitme 10 yılda bir ve 50 yaşından sonra 3 yılda bir yapılmalıdır.

9- Kalın bağırsak kanserine yönelik testler ileri yaşta hayat kurtarıcı

Yaşam kalitesi ve süresi için en tehlikeli kanser türlerinden biri olan kalınbağırsak kanserine karşı önlem almak hayati önem taşır. Kadınlar 50 yaşından sonra yılda bir kez gaitada gizli kan baktırmalı ve her 5 yılda bir kolonoskopi  (Sözcü)

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Bu kadınlar rahim kanseri riski altında!

Prof. Dr. Hüsnü Çelik, "Östrojenin tek başına kullanılması, obezite, meme kanseri olup tamoksifen kullanan olgular, erken yaşta adetleri başlayan ve geç döneme kadar devam eden kadınlar (52 yaş ve ilerisi geç menopozdur), artan yaş, bazı kanser tiplerinin daha fazla olduğu kadınlar, doğurmamış, infertil kadınlar, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu bulunan kadınlar risk altındadır" dedi.


Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan rahim kanserinin görülme sıklığının, dünyadaki endüstriyel gelişmeye paralel olarak her geçen gün arttığı bildirildi.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekolojik Onkoloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Çelik, rahim kanserinin kadınlarda en fazla görülen kanser türü olduğunu söyledi.

Rahim içerisindeki endometrium tabakasından kaynaklandığı için 'Endometrium kanseri' olarak bilinen hastalığın, endüstriyel açıdan gelişmiş ülkelerde daha fazla ortaya çıktığını kaydeden Prof. Dr. rahim kanserinin, zengin ülke insanlarında daha fazla görüldüğünü ileri sürdü Prof. Dr. Hüsnü Çelik, "Dünyadaki endüstriyel gelişmeye paralel olarak görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Ülkemizdeki ekonomik ve endüstriyel gelişmeye bağlı olarak bizde de sıklığı gittikçe artmaktadır" dedi.

40 yaşından 65 yaşına kadar olan dönemin, hastalığın en fazla tespit edildiği dönem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çelik, "Tanı konulduğu anda hastaların yaklaşık yüzde 70'inde hastalık rahimle sınırlıdır. Yüzde 20'sinde lenf bezlerine yayılmış, yüzde 10'unda ise uzak bölgelere yayılmış olarak karşımıza çıkmaktadır" ifadelerini kullandı.

Rahim kanserlerinin hepsinin aynı tip olmadığını belirten Prof. Dr. Çelik, bazıları oldukça saldırgan özelliğe sahipken, bazılarının daha yavaş ilerlediğine dikkat çekti. Çelik, tip 1 ve tip 2 olarak adlandırılan bu kanserlerin tedavilerinin de kısmi farklılıklar içerdiğini kaydetti.

Prof. Dr. Çelik, "Östrojenin tek başına kullanılması, obezite, meme kanseri olup tamoksifen kullanan olgular, erken yaşta adetleri başlayan ve geç döneme kadar devam eden kadınlar (52 yaş ve ilerisi geç menopozdur), artan yaş, bazı kanser tiplerinin daha fazla olduğu kadınlar, doğurmamış, infertil kadınlar, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu bulunan kadınlar risk altındadır" dedi.

Öte yandan, kombine hormon replasman tedavisi, son doğumun geç yaşlarda yapılmış olması, sigara, fiziksel aktivite, kahve ve çayın rahim kanseri riskini azalttığına dair çalışmalar bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Hüsnü Çelik, "Ancak, hemen vurgulanmalıdır ki; sigaranın bu kanseri azaltıyor gözükmesi, sigara kullanımını tavsiye etmek anlamına gelmez. Sigara açıkça sağlığa zararlıdır ve kullanımı asla önerilmez, önerilemez" diye konuştu.

Hangi diyet faktörünün tek başına riski ne kadar arttırdığı ya da azalttığına dair bir yargıya varmanın da oldukça zor olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çelik, şunları söyledi: "Endometrium kanserinde temel mekanizma artmış östrojen düzeyleridir. Özellikle tip 1 kanserlerdeki olay rahim içi tabakanın östrojen tarafından kesintisiz uyarılmasıdır. Bunun için gerekli östrojen dışarıdan alınabildiği gibi, 'endojen' dediğimiz, vücudun kendisinin ürettiği östrojen de olabilir. Obezitedeki çevresel yağ dokusu, endojen östrojen düzeylerini artırarak rahim içi tabakayı uyarmaktadır. Bu da kansere neden olabilmektedir."

Prof. Dr. Hüsnü Çelik, çoğu hastada ilk bulgunun, menopozdan sonra oluşan kanamalar olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Menopoz öncesi kadınlarda ise adet düzensizlikleri ya da ultrason ile tespit edilen rahim içi kalınlaşmalar ilk bulgu olabilmektedir. Ancak, bu bulgular her zaman kanser olduğu anlamına gelmez fakat mutlaka doktor tarafından değerlendirmeyi gerektirir."
Hastalığın tedavi yöntemlerine de değinen Prof. Dr. Çelik, "Rahim kanserinin tedavisi, doğurganlığını tamamlamış kadınlar için rahim ve yumurtalıkların çıkarılmasıdır. Buna ilaveten, gerekli görüldüğü durumlarda lenf bezleri de çıkarılarak kanserin bu alanlara yayılıp yayılmadığı konusunda bilgi sahibi olunması gerekebilir. Bazı seçilmiş durumlarda, çocuğu olmayan, ya da çocuk sayısını tamamlamamış kadınlarda ameliyat yapılmadan hormonal tedavi kullanılabilir. Ancak standart değildir ve sadece belli durumlarda kullanılabilir" diye konuştu. cnntürk

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Rahim ağzı kanseri ile ilgili bilmeniz gereken 8 gerçek

Kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olan rahim ağzı kanseri ile ilgili bilmeniz gerekenleri Doç. Dr. Korhan Kahraman anlattı.


Kadınların en çok yakalandığı kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanseri, ülkemizde kadın kanserleri arasında 9'uncu sırada yer alıyor. Her yıl yaklaşık bin 500 kadına, rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) tanısı konurken, bulaşma yolları, belirtileri ve tanı yöntemleri hakkındaki bilgiler büyük önem taşıyor. Atakent Acıbadem Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Korhan Kahraman her kadının bilmesi gereken bilgiler verdi.

1. Rahim ağzı kanserinin sebepleri nelerdir, hangi kadınlar daha yüksek risk altında?

İnsan Papilloma Virüsü'nün (HPV) neden olduğu rahim ağzı enfeksiyonu, rahim ağzı kanserinin en önemli etkeni. HPV cinsel yolla bulaşan bir virüs olduğu için cinsel yaşam şekli ile doğrudan ilişkili. Erken yaşta cinsel ilişki (21 yaşından önce), çok eşlilik, HPV için yüksek taşıyıcılık riskine sahip erkek (çok eşli) ile ilişki durumlarında, HPV enfeksiyon riski ve bağlantılı olduğu hastalıkların görülme sıklığı artıyor. Rahim ağzı kanseri için diğer risk faktörlerinden bazıları; fazla doğum sayısı (3'ün üstünde), sigara, rahim ağzının diğer enfeksiyonları, vücudun mikroorganizmalara karşı savunma sisteminde zayıflık, düşük sosyo-ekonomik düzey, erken yaşta ve uzun süreli doğum kontrol ilacı kullanımı gösteriliyor.

2. HPV hangi şekilde rahim ağzı kanserine neden oluyor?

Rahim ağzı enfeksiyonuna neden olan her HPV tipi kansere neden olmuyor. Yaklaşık 15 tip HPV'nin kanser ile ilişkisi olduğu biliniyor. Özellikle HPV 16 ve 18 kansere en sık dönüşen tipler.
HPV içeren cilt ve vücut sıvıları ile her türlü temas, enfeksiyonun bulaşmasına neden olabiliyor. Enfekte bireyle cinsel teması olanların yaklaşık 2/3'üne geçiyor. Ancak her HPV enfeksiyonunda aşırı endişeye gerek yok. Çünkü; HPV enfeksiyonunu takip eden ilk 1 yıl içinde bireylerin yüzde 70'inde, 2. yılda ise yaklaşık yüzde 90'ında enfeksiyon kendiliğinden ortadan kalkıyor; yani bireyin savunma sistemi normal çalışıyorsa, vücut bu virüsü imha ediyor. HPV enfeksiyonu geçiren kadınların sadece yaklaşık yüzde 10 kadarında kalıcı enfeksiyon gelişiyor. Yüksek riskli, diğer bir ifadeyle kanserojen etkili HPV, işgal ettiği hücrelere kendi genetik yapısını aktararak bir dizi etkileşimin başlamasına neden oluyor. HPV'nin bulaşması ile kanserin ortaya çıkması 10-15 yıla yayılan bir dönemde gerçekleşiyor ve ortaya çıkmadan önce “kanser öncülü” bir takım lezyonlar şeklinde kendini gösteriyor. Rahim ağzı kanser tarama programlarının esas amacı da; kanser öncülü bu değişimleri tespit etmek ve ortadan kaldırarak kanser gelişimini engellemek.

3. Korunmak mümkün mü?

Korunmada en önemli yöntem; rahim ağzından küçük bir alet yardımı ile alınan sürüntü örneklerindeki hücrelerin incelenmesi temeline dayanan tarama testleri (Pap-smear testi). Bu testin uygulandığı ülkelerde, rahim ağzı kanseri görülme sıklığında ve bu kansere bağlı ölüm oranlarında yüzde 70 oranında bir azalma sağlandığı biliniyor. Buna rağmen, bu kanser özellikle geri kalmış ülkelerde ve bir kısım gelişmekte olan ülkede hala kadın sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Korunmada önemli bir diğer yöntem ise, ülkemizde de uygulanan HPV aşıları.

4. Aşılarda son durum ne?

Günümüzde 2 farklı koruyucu HPV aşısı kullanılıyor. Bunlardan birincisi; HPV 6, HPV 11, HPV 16 ve HPV 18 tiplerine karşı geliştirilmiş olan dörtlü aşı. Dörtlü aşının kapsadığı HPV tipleri, rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 70'inden sorumlu tutulan HPV 16 ve HPV 18'in yanında, genital siğillerin yaklaşık yüzde 90'nından sorumlu olan ve kanser ile ilişkili olmayan HPV 6 ve HPV 11'e karşı da kullanılıyor. İkincisi ise, HPV 16 ve HPV 18 için kullanılan ikili aşı.

Yapılan çalışmalarda, her iki aşının da içerdiği tiplerle ilişkili rahim ağzı kanserinin öncül lezyonlarını ve kanseri yüzde 90 oranında engellediği gösteriliyor. Cinsel olarak aktif olmayan yani HPV ile hiç karşılaşmamış kadınlarda bu oran en yüksek düzeye ulaşıyor. En başarılı etki için çocukluk döneminde aşılanmakta fayda var. Çocukluk dönemi için önerilen yaş 11-12 arası. İsteğe bağlı olarak 9-10 yaşlarında da yaptırılabiliyor. Çocukluk döneminde yaptırmamış olanların 26 yaşına kadar mutlaka aşı yaptırmaları gerekiyor. Farklı görüşler olmakla birlikte, ihmal durumunda bu yaş sınırı 45 yaşına kadar çıkarılabiliyor.

5. Kadınlar ne zaman bu hastalıktan şüphelenmeli?

Rahim ağzı kanserlerinin büyük bir kısmı erken dönemde herhangi bir belirti vermiyor. Belirti vermesi durumunda en sık görülen şikayet vajinal kanama. Bu kanama, bazı kadınlarda adet dışında ortaya çıkan lekelenme şeklinde olabileceği gibi, daha tipik olarak ilişki sırasında veya hemen sonrasında fark edilen kanlı lekelenmeler şeklinde olabiliyor. Menopoz dönemindeki kadınlarda kanama görülmesi, daha sıklıkla rahmin iç duvarından kaynaklanan kanserleri akla getirse de, rahim ağzı kanserlerinin de buna neden olabileceğini unutmamak gerekiyor. Kanserin çevre yapılara yayılmaya başladığı ilerlemiş evredeki hastalıkta; idrar yapma veya dışkılama zorlukları, bacak ağrısı ve bacaklarda su toplanması gibi durumlar ortaya çıkabiliyor.

6. Nasıl tedavi edilir?

Tedavide 2 ana yöntem bulunuyor. Bunlardan ilki cerrahi tedavi. Bazı özel durumlarda farklılıklar göstermekle birlikte, erken evrede standart olarak uygulanan cerrahi yöntem; rahmin, kanserin yayılması muhtemel çevre yapılar ve lenf bezleriyle beraber çıkartılmasını kapsıyor. Bu hastaların bir kısmına, cerrahiye ek olarak ameliyat sonrasında tek başına veya kemoterapi ile birlikte ışın tedavisi (radyoterapi) uygulanması gerekebiliyor. Diğer tedavi şekli ise; ameliyat yapılmadan hastanın radyoterapi ve sıklıkla eş zamanlı verilen kemoterapi ile tedavi edilmesi. Radyoterapinin öncelikli olarak kullanıldığı tedavi seçeneği, genellikle cerrahinin uygulanamadığı ileri evredeki hastalar oluyor.

7. Tedavi gören kadınlar anne olabilir mi?

Rahim ağzı kanserlerinin diğer jinekolojik kanserlerden önemli bir farkı, bu kanserin üreme çağındaki kadınlarda daha çok görülmesi. Bu nedenle bu yaş grubunda bulunan ve çocuk sahibi olma arzusu olan hastalar için seçilecek tedavi özel bir önem gerektiriyor. Bu yaş grubundaki hastalarda sadece rahim ağzı ve lenf bezlerinin alınması ve rahim ana gövdesinin korunması sağlanabiliyor ve böylece doğurganlık devam edebiliyor. Ancak bu ameliyatın uygulanabilmesi için, ameliyat öncesinde titiz bir değerlendirilme yapılarak hastanın kriterlere uygun olup olmadığının tespiti gerekiyor. Uygun hasta grubunda yapılan bu ameliyatlar sayesinde, birçok kadın hem hastalıktan kurtulup hem de bebek sahibi olabiliyor.

8. Tedavide hangi yöntem seçilmeli?

Günümüzde laparoskopik yöntem ile artık neredeyse tüm karın içi jinekolojik ameliyatlar yapılabiliyor. Laparoskopinin açık ameliyata göre önemli avantajı; hastayı büyük bir karın kesiklerinden koruyarak milimetrik düzeydeki (5-12 mm) küçük deliklerden, karın içerisine sokulan bir kamera ve çok küçük boyuttaki cerrahi aletler ile ameliyat yapılabilmesi. Ayrıca açık ameliyattan daha iyi bir şekilde, tüm organ ve yapılar ince detaylarına kadar görülebildiği için cerrahi istenilen titizlikle yapılabiliyor. Laparoskopi ile ameliyat olan hastalarda; daha az ağrı, daha kısa sürede taburcu olma ve normal yaşama daha çabuk dönüş sağlanıyor. Bunun yanı sıra son dönemde kullanılmaya başlanan robot teknolojisi sayesinde laparoskopik cerrahi, 3 boyutlu bir görüş altında uygulanıyor ve yeni enstrümanlar sayesinde cerrahın ellerini neredeyse açık bir ameliyat konforunda kullanabilmesine olanak sağlıyor. Robotik cerrahi, rahim ağzı kanseri gibi cerrahinin karmaşık bazı noktalarının daha kolay ve titizlikle üstesinden gelinebilmesine olarak tanıyor.

HEM SMEAR TESTİ HEM HPV TESTİ YAPTIRIN

21 yaşından sonra tüm kadınlar rahim ağzı kanser tarama programlarına katılmalı. Günümüzde farklı tarama programları olmakla birlikte, önemli mesleki kuruluşlardan olan Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Birliği ve Amerikan Kanser Cemiyeti gibi rehber kuruluşlar, yakın zamanda güncel önerilerini kapsayan bildiriler yayınladılar. Bu rehberlere göre; “21-29 yaş kadınlar üç yılda bir kez smear testi ile taranmalı, 30 yaş ve üzerinde olan kadınlar ise, 5 yılda bir tekrarlanacak şekilde smear testi ile birlikte HPV testinin yapıldığı ikili test ile taranmalı” deniyor. Diğer yandan HPV testinin yapılamadığı durumlarda, 3 yılda bir yalnız smear ile taramanın kabul edilebilir bir yaklaşım olduğu belirtiliyor. Belirlenen bu tarama aralıkları, patolojik smear sonucu (normal olmayan smear) olması halinde değişim gösterebiliyor. Taramanın 65-70 yaşına kadar sürdürülmesi öneriliyor. Ülkemizdeki rahim ağzı kanseri tarama programında henüz resmi bir değişiklik yok, smear ile yıllık taramaya devam ediliyor. Biz de tüm kadınlara yıllık jinekolojik muayeneyi ihmal etmemeleri gerektiğini ve düzenli olarak smear testi yaptırmaları gerektiğini söylüyoruz. Sözcü

16 Nisan 2016 Cumartesi

Kolorektal kanserlerinin belirtileri nelerdir?

Kolorektal kanserlerinin belirtileri nelerdir? Hangi belirtiler kolorektal kanserlerini işaret eder?

Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Özgür Altmışdörtoğlu, kolorektal kanserlerde, endoskopik incelemenin asıl tanı yöntemi olduğunu söyledi.

Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Özgür Altmışdörtoğlu, içinde bulunduğumuz Kanser Haftası dolayısıyla, kolorektal kanserler, belirtileri, tarama, tanı, tanı sonrası uygulamalar, kolorektal kanser gelişimindeki risk faktörleri ve yaşam şeklinin risk faktörleri ile ilişkisi hakkında bilgiler paylaştı.

Açıklamalarda bulunan Dr. Özgür Altmışdörtoğlu şöyle konuştu: ‘’Kolorektal kanserler, kolon (kalınbağırsak) ve son bağırsak (rektum) kanserlerini içeren hastalık grubudur. Makat girişinden sonraki ilk 15 cm’lik kısım rektum (son bağırsak) ve daha ileri kısımlar için kolon (kalın bağırsak) tanımı kullanılır.

Erkeklerde daha sık olmakla birlikte, Avrupa verilerine göre her 20 erkekten birinde ve her 35 kadından birinde hayatının bir döneminde bu kanser tipiyle karşılaşma riski vardır. Kolorektal kanserler gelişmiş ülkelerde ve şehirlerde yaşayanlarda daha sık görülmektedir. Hastalık genel olarak 50 yaş ve üzerinde sık olmakla birlikte 40 yaş altında oldukça nadirdir.’’

KOLOREKTAL KANSER GELİŞİMİ İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ NEDİR?
Açıklamalarına şu şekilde devam eden Altmışdörtoğlu, ‘’Bugün kolorektal kanserlerin nasıl geliştiği ile ilgili çok net verilerimiz olmasa da, bazı risk faktörlerinin bu kanser tipinin gelişimini hızlandırdığı ya da gelişme riski arttırdığını bilmekteyiz. Ancak hiçbir risk faktörü tek başına kanser gelişmine yol açmamaktadır. bugünkü bilgilerimiz ve tüm kanserler için de geçerli olan, kanserin multifaktöriyel (çoklu faktörler) sebepler sonucunda geliştiğidir, yani tek bir nedenden ötürü kanser gelişmez.

Yüzde 80 hastada sporadik denilen rastlantısal şekilde gelişmekte ve grupta aile öyküsü bulunmazken, yüzde 20 hastada heredite (kalıtsal) yani aile geçişli nedenlerle hastalık gelişmektedir’’ diye konuştu.

Hastalığın gelişiminde başlıca rol alan risk faktörlerini sıralayan Altmışdörtoğlu, ‘’Diyet, kolorektal kanser gelişiminde en önemli risk faktörüdür. Özellikle kırmızı et, işlenmiş et ürünleri gibi yüksek yağ içerikli ürünler, lifli gıdalardan (sebze, meyve, kepek gibi) fakir beslenme ve yoğun Alkol tüketimi bu hastalığın gelişme riskini arttıracaktır.

Obezite (şişmanlık) ise bir başka risk faktörüdür. Hareketten ve spordan uzak, az hareketle karakterize bu yaşam tarzı riski arttırır. Tip II Şeker Hastalığı da kanser riskini arttıran bir diğer sebeptir. Hemen tüm kanserlerde etken olarak gördüğümüz sigara kolorektal kanserin öncü lezyonu poliplerin gelişime yol açarak riski arttırır.

Yaş ilerledikçe kolorektal kanser görülme sıklığı da artar. Daha önceden geçirilmiş kolorektal polip öyküsü olması, daha önce kolorektal kanser öyküsü olması, ailede kolorektal kanser öyküsü olması durumlarında ve lenfoma, testis kanseri ve endometrium (rahim kanseri) geçirenlerde bu hastalığın gelişme olasılığı daha yüksektir. Ülseratif kolit ve Crohn Hastalığı olanlarda risk yüksektir’’ diye konuştu.
KOLOREKTAL KANSER GELİŞİM RİSKİNİ NELER AZALTIR?
Kolorektal kanser gelişim riskini azaltan durumlara da değinen Altmışdörtoğlu, ‘’Sebze, meyve ve tam tahıllı ürünlerin kullanılması, fiziksel aktiviteler yapılması, şayet kullanım için sakınca yoksa, kullanılan aspirin kanser öncülü olan polip gelişimini azaltarak koruyucu etki gösterir’’ ifadelerinde bulundu.

KOLOREKTAL KANSERİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Kolorektal kanserlerde erken evrede klinik belirtilerin çok özgül olmadığını ve bu nedenle tarama programı önemli olduğunu dile getiren Dr. Özgür Altmışdörtoğlu kolorektal kanser risklerini ise şu sözlerle anlattı: ‘’En sık ilk semptom bağırsak alışkanlıklarında değişikliklerdir. Dışkıda mikroskobik veya gözle görülür kanama olması en sık doktora başvurma sebebidir.

Karında genel huzursuzluk hali olması, gizli ya da aşikar kanama nedeniyle sürekli yorgunluk hissi ve ileri evrelerde izah edilemeyen kilo kaybı da bu kanser türünün belirtileri arasında yer alır.’’ Özellikle bayan hastalarda aynı anda ikinci bir kanser olarak meme, yumurtalık ve endometrium (rahim) kanseri ile karşılaşılabilineceğinin de altını çizen Altmışdörtoğlu, bunun sebebini kanserlerin sebeplerinin ortak olmasına bağladı.

KOLOREKTAL KANSERİN TANI AŞAMASI
Kolorektal kanserlerin tanı aşamasında öncelikli olarak tam bir fizik muayene yapılması gerektiğini belirten Altmışdörtoğlu, ‘’Endoskopik inceleme (Kolonoskopi-Rektosigmoidoskopi, bu hastalıkta asıl tanı yöntemidir ve ışıklı bir aletle bağırsak içine bakılması işlemidir. İşlem öncesi Ağrı kesiciler ve hafif bir sedasyon (Merkezi sinir sisteminin orta dereceli bir baskılanması olup hastanın uyanık, rahat ve sakin bulunması durumu) ile işlem hasta açısından konforlu hale getirilir, bu nedenle işlem esnasında ağrı ve gerginlik hali görülmez, anestezideki gibi tam bir bilinç kaybı olmadığından işlem sonrası kısa sürede hastaneden taburcu olunur. Endoskopi ile çıplak gözle tüm lezyonlar görülebilir ve polip varsa çıkartılabilir, kanser ya da kanser şüphesi olan kitlelerden biyopsi alınır. Diğer bir yol ise radyolojik incelemelerdir. Bu kapsamda yapılan BT (Bilgisayarlı Tomografi) kolonografi, her hastada yapılan rutin bir işlem değildir.

Sanal kolonoskopi olarak da bilinen yöntemdir. Özellikle tümörün bağırsakta tıkanma yapması sonucu kolonoskopinin yapılamadığı durumlarda, cerraha ameliyat öncesi yol göstericidir. Evreme amaçlı yapılan tomografiden farklı bir yaklaşımdır. Çift kontraslı kolon grafisi ise baryum ve hava ile bağırsaklar doldurularak yapılan tetkiktir. Özellikle kolonoskopinin gelişmesi ve yaygınlaşması nedeniyle tarihsel bir önem taşımakta olan eski bir yöntemdir. Laboratuarlarda yapılan rutin kan testleri de yine tanı için kullanılabilir. Bnun yanı sıra CEA adı verilen tümör belirteçlerinin ölçülmesi hastalığın gidişi ya da takipte kullanılır. Histopatolojik inceleme ile alınan parçanın iyi ya da kötü özellikte olup olmadığını incelemek amacıyla yapılan ve asıl kanser tanısı koyduran yaklaşım da tanı için kullanılan bir yoldur’’ diyerek sözlerini sürdürdü.

KOLOREKTAL KANSERLERDE TARAMA AŞAMASI
Kolorektal tümörlerin, prostat, meme ve serviks (rahim ağzı) kanserinde olduğu gibi tarama ile hastalık ilerlemeden erken evrede tespit edilen bir tümör tipi olduğunu vurgulayan Altmışdörtoğlu, ‘’En sık 50 yaşından sonra görülürler, bu nedenle tarama 50 yaşında başlar ve 1-2 yıllık aralıklarla ortalama 74-75 yaşa kadar sürdürülmelidir’’ dedi.

KOLOREKTAL KANSER TANISI KONULDUKTAN SONRA NELER YAPILIR ?
Tanı aşamasının ardından öncelikle hastalığın hangi evrede olduğunun belirlenmesi gerektiğini söyleyen Altmışdörtoğlu, ‘’Bu amaçla ultrason (USG), tüm vücut tomografisi (BT), Magnetik rezonans (MRI) ve pozitron emisyon tomografisi ( PET-BT) gibi yöntemler kullanılır. Evrelemedeki amaç, benzer evrelerdeki etkin tedavi yöntemlerinin daha önceden belirli olması ve tedavinin buna göre uygulanması amacıyla yapılır. Böylece aşırı tedavi uygulamaları ya da eksik tedavi uygulamaları önlenmiş olur. Kolorektal kanserlerin tedavisinde ana tedavi cerrahidir. Kemoterapi ya da radyoterapi gibi tedavi yaklaşımları adjuvan dediğimiz tamamlayıcı yaklaşımlardır.

Radyoterapi lokal bir tedavi olup sadece uygulandığı alanda etki eder ve hastalığın aynı yerde tekrar etme olasılığını sıfıra yakın şekilde engeller. Kemoterapi ise sistemik bir tedavi olup dolaşıma karışmış ve başka yerleşmiş olan radyolojik tetkiklerde görülemeyen mikroskobik hastalığı yok etmek amaçlı uygulanır.

Özellikle rektumda yerleşmiş, ameliyatla tam çıkarılamayacak büyüklükte ya da ameliyat öncesi tetkiklerde lenf nodlarına yayılım gösteren kanserlerde ya da anüse yakın tümörlerde, neoadjuvan tedavi denilen ameliyat öncesi radyoterapi ve kemoterapi uygulamaları ile tümörün küçülmesi, makatın korunması amacıyla yapılabilir. Diğer kanser tiplerinden farklı olarak karaciğere sirayet etmiş tek ya da birbirine yakın metastazlarda ameliyat içinde ayrıca karaciğerdeki yayılım-metastaz odakları da ameliyatla çıkartılır’’ diye konuştu.

Dr. Özgür Altmışdörtoğlu son olarak hastalıkla ilgili şunları söyledi: ‘’Hastalığın ilk belirtileri belirsiz ve sinsi seyirli olduğundan 50 yaşından sonra tarama programına katılmak en önemli yaklaşımdır. Tümör belirteçleri (CEA gibi) tarama amaçlı kullanılmaz, tanı ve takipte kullanılan bir laboratuvar testidir. Her hastaya evreleme yapılarak tedavisi düzenlendiğinden her hastanın tedavisi aynı evreler haricinde farklılık arz edecektir.

Rektum kanserinde radyoterapi çok sık kullanılırken, kolon kanserinde çevredeki riskli organlar nedeniyle çok nadir vakada radyoterapi uygulanmaktadır. Düzenli yapılacak egzersiz ve sebze-meyve ağırlıklı beslenme başta kolorektal kanserler olmak üzere çoğu kanser tipi için koruyucu özellik taşımaktadır.’’ (milliyet.com.tr)

4 Nisan 2016 Pazartesi

Kız çocuklarına rahim ağzı kanseri aşısı yaptırın

Prof. Dr. Mehmet Murat İnal, aşının, rahim ağzı kanserine neden olan HPV enfeksiyonlarından koruduğunu belirtti.

9 yaşından itibaren yapılabilen rahim ağzı kanseri aşısını, ebeveynlerin kız çocuklarına gönül rahatlığıyla yaptırabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Murat İnal, aşının erken yaşta yapılmasının önemini anlattı.

Rahim ağzı kanserlerinin tüm dünyada görülme oranının yüz binde 9′larda kabul edildiğini belirten Prof.Dr. İnal, “Türkiye’de ise 2008 yılına kadar Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı araştırmalarda bu oran yüz binde 5 olarak belirlendi” dedi.

Rahim ağzı kanserinde en önemli özelliğin geç tanı konulması ve sinsi seyretmesi olduğunu aktaran Prof. Dr. İnal, “Bu grup hastalarda en önemli kural, PAP smear (rahim ağzı tarama testi) örneğinin, cinsel aktif yaşama başlamış kadınlarda her yıl düzenli yapılmasıdır. Her ne kadar rahim ağzı kanserinin etkeni papilloma virüs (HPV) olarak kabul edilse de PAP smear’in düzenli yapılmaması kanser için ana risk faktörü olarak kabul ediliyor” diye konuştu.

AŞI, 9-45 YAŞ ARASI RAHATLIKLA KULLANILABİLİR

Prof. Dr. İnal sözlerini şöyle sürdürdü: “Kanserden koruyucu aşı demektense HPV enfeksiyonundan koruyucu aşı demek daha doğru olacaktır. 2 ve 4′lü aşı söz konusu. Ancak şu anda Kanada’da kullanıma giren 9′lu aşılar da mevcut. Aşı 9 yaşında çocuklardan başlayarak 45 yaş arasında rahatlıkla kullanılabiliyor. 108 ülke zorunlu aşı kapsamında. 118 ülke de rutin uygulamada. Biz de hastalarımıza kesinlikle öneriyoruz. Bunun mantığı şuradan kaynaklanıyor, aşının HPV virüsünün rahim ağzı kanserine en sık neden olan tip 16 ve 18′e karşılık olarak yüzde 99′un üzerinde koruma sağlaması.”

ERKEN YAŞ GRUBUNDA KULLANIMIN NEDENİ

Kız çocuklarında aşı yapılmasının şu ana kadar ispatlanmış risk veya komplikasyonunun söz konusu olmadığını sözlerine ekleyen Prof. Dr. İnal, “Çünkü canlı aşı olarak kullanılmıyor. Erken yaş grubunda uygulanmasının sebebi hem çocuğun antikor üretiminin daha güçlü olabilmesi, hem de henüz virüsle hiç karşılaşmamış olması. Avustralya’da erkek çocuklar da zorunlu aşı kapsamına alınmış durumda. Çünkü erkek HPV’de vektör” dedi.

Aktrist Angelina Jolie’nin yaptırdığı mastektomi (memelerin alınması) ve histerektomi (rahmin alınması) ile gündeme gelen koruyucu operasyonlarla ilgili bilgiler de veren Prof. Dr. Mehmet Murat İnal, genetik yatkınlıkta BRCA1 ve BRCA2 genlerinin mutasyonunun söz konusu olduğunu, bu genlerin eş zamanlı diğer kanser türlerine de neden olabildiğine dikkat çekti.

RİSKİ AZALTSA DA TAMAMEN ORTADAN KALDIRMIYOR

Koruyucu olarak nitelendirilen operasyonların riski azaltsa da asla tamamen ortadan kaldırmadığını vurgulayan Prof. Dr. İnal, “Dolayısıyla ‘Cerrahi yaptırdım riskim sıfırlandı’ diye bir kavram asla söz konusu değil. Ameliyat riski ciddi anlamda azaltıyor, ama meme ve yumurtalık kanseri riskini azaltıyor. Diğer riskleri ne kadar azalttığı ispatlanmış değil” diye konuştu.
Kanser riskini ortadan kaldırmak için cerrahiye yönelmeden çok, takip ve erken tanının önemli olduğunu söyleyen Prof.Dr. İnal, “30 yaşından sonra her kadın meme takiplerini yapmalı, jinekolojik muayene yaptırmalı” dedi.

Antalya’da koruyucu ameliyat yaptığı bir hastası bulunduğunu sözlerine ekleyen Prof.Dr. İnal, “Hastanemizde çalışan bir kızımızda var. Bütün ailede BRCA genleri pozitif. Mastektomi ile memeleri aldık. Şu anda yakın takibini yapıyoruz. 35 yaş sonrası histerektomi denilen cerrahiyi yapacağız” diye konuştu. Sözcü

30 Mart 2016 Çarşamba

Rahim ağzı kanserinin ana nedeni…

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Aslı Alay, rahim ağzı kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Her yıl 49 bin 300 kadın rahim ağzı kanserine yakalandığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Aslı Alay, “Rahim ağzı kanseri riskini artıran faktörler arasında en önemli etken Human Papilloma Virus (HPV) virüsüdür. Erken tanıda yüzde 95 tedavi şansı vardır.” dedi.

EN ÇOK GÖRÜLEN İKİNCİ KANSER TÜRÜ

Ciddi bir halk sağlığı sorunu olan rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinin ikincisi. Verilere göre yılda 49 bin 300 kadın hasta, rahim ağzı kanseri ile tanışıyor. Konuyla ilgili bilgi veren Opr. Dr. Aslı Alay, “Özellikle gelişmemiş ülkelerin hastalığı olup, etkin ve yeterli tarama programının geliştiği toplumlarda sıklık azalmıştır. Erken tanıda yüzde 95 tedavi şansı vardır.” ifadelerini kullandı.

Alay, şöyle devam etti: “Rahim ağzı kanseri riskini artıran faktörler arasında en önemli etken HPV virüsüdür. Bu nedenle son yıllarda smear testinin yanında HPV denilen rahim ağzı kanserine yol açan virüste tarama programına alınmıştır. Co-testing denilen bu test smear ve HPV testen oluşmaktadır. HPV pozitif olduğu durumda genellikle hangi tip HPV taşıdığını gösteren tetkiklerinde yapılması gerekir. Yüksek risk olarak belirlenen 16, 18, 31, 45 taşıyıcılığı olan kadınlar yakın takip edilmesi gereken gruptur. Enfeksiyon ile karşılaştıktan 2 yıl içinde HPV enfeksiyonu güçlü bağışıklık sistemi olan kadınlarda yok edilir. Yüzde 10 kadında ise enfeksiyon kalıcı hale gelir. Kalıcı enfeksiyon gelişiminden 2-5 yıl sonra enfeksiyon ilerler ve CIN-1 denilen lezyona dönüşür. CIN-1 ilerlerse 4-5 yıl sonra CIN-2 ve CIN-3’e ilerler. CIN-2 ve CIN-3 ilerlerse 9-15 yıl sonra kansere dönüşür.”

BELİRTİLERİ NELER?
Kadınların yüzde 20’sinin süreçten şikâyet olmayacağını kaydeden Alay, “Fakat çoğu kadında ilişki sonrası kanama, kötü kokulu akıntı, düzensiz vajinal kanama olabilir. Hastalığın daha da ilerlemesi ile kilo kaybı, ağrı, idrar yapmada zorluk gibi şikâyetler eklenebilir. Bir lezyonun rahim ağzı kanserine ilerleme süreci uzun yılları bulduğu için erken tanı ile bu kanser önlenebilir ve tedavi edilebilir. Tarama ve takip programı çok net olup, her kadın tarama programına alınmalıdır. Tarama testi olarak etkin, ucuz ve güvenilir bir yöntem olan smear testi 1940 yılından itibaren uygulanır.” şeklinde konuştu.

Tarama programı yaş gruplarına göre farklılık gösterdiğini vurgulayan Alay, “21-29 yaş grubu kadınlara 3 yıllık aralıklarla smear yapmak yeterlidir. HPV testi yapılmasına gerek yoktur. 30-65 yaş grubu kadınlara 3 yıl aralıklarla smear yapılmalı, eğer HPV’de bakılmışsa tarama 5 yıla çıkabilir. 65 yaş sonrasında risk faktörü olmayan kadınlara tarama önerilmez. Bu tarama programı kanser riskini yüzde 3’den yüzde 0,5’e düşmektedir.” ifadelerini kullandı. Sözcü

20 Mart 2016 Pazar

Yanlış teşhis yüzünden rahmi alındı

Kayleigh Wadhams, anormal kanamaları nedeniyle doktora gittiğinde 25 yaşındaydı. Doktorlar ona hormonal bir hastalık olan polikistik over sendromu teşhisi koydular ancak genç kadın tahlil yapılmasını istediyse de doktorlar teşhiste kararlıydı. Bu teşhis ise Kayleigh Wadhams'ın 26 yaşında rahminin alınmasına neden oldu, menopoza girdi ve bir daha çocuk sahibi olamayacağı söylendi.

Daily Mail'de yer alan habere göre 26 yaşındaki Kayleigh Wadhams geçtiğimiz yıl Ocak ayında vajinal kanama şikayeti ile doktora başvurdu. Wadhams, "Sevgilimle 6 yıldır birlikteydik ve artık çocuk yapıp bir aile kurmayı düşünüyorduk. Kanamalarım olmaya başlayınca doktora gittim. İçten içe bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordum. Ama benim 'Kanser olmak için çok genç' olduğumu söylediler.

TEŞHİSTE GEÇ KALINMIŞTI

Bu kanamalar devam edince Wadhams, farklı bir aile hekimine gitti. Smear testi yaptırması gerektiğini söyleyen doktorunun ardından kendisine kanser teşhisi koyuldu. Ancak teşhiste geç kalındığı için yumurtalarını donduracak kadar vakti olmadığı ve hemen rahminin alınması gerektiği söylendi.

MENOPOZA GİRDİ

Kayleigh Wadhams, "Menopoza girdim ve osteoporoz ve kemik hassasiyetini engelleyecek hormon terapisi alamıyorum. Sıcak basmaları, uykusuzluk gibi tipik menopoz belirtileri yaşıyorum. Ve hala aklımın bir köşesinde kanser geri gelir mi sorusu var." dedi. Hürriyet


22 Şubat 2016 Pazartesi

“Erkek çocuklarınıza da rahim ağzı kanseri aşısı yaptırın”

Kaliforniya Üniversitesi Jinekolojik Onkoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Prof. Dr. Krishnansu Tewari, rahim ağzı kanserini önlemek için yapılan HPV aşısının, erkekleri de kanserden koruduğunu söyledi.

Prof. Dr. Tewadi anal kanserler ile siğilleri önleyen aşının erkek çocuklarına da 9-12 yaşlarında yaptırılmasını önerdi.

Rahim ağzı kanseri tedavilerindeki son gelişmelerle ilgili konferanslar vermek için Türkiye’ye gelen Prof. Dr. Tewari, erkeklerin HPV aşısı yaptırarak, enfeksiyonun kadınlara da bulaşmasını engelleyebileceğini hatırlattı.

KIZLARIMIZI KORUMAMIZ LAZIM

Rahim ağzı kanserlerinin tarama testi PAP smear testiyle, değişmeye bağlayan hücrelerin, kansere dönüşmeden yakalanabileceğini belirten Prof. Dr. Tewari, “Ama HPV aşısı kanserin gelişmesini engelliyor. Çocuklara 9-12 yaşında yaptırmak lazım. Bu yaşlar vücudun söz konusu virüslere karşı en yüksek düzeyde antikor üretebildiği yaşlar. Cinsel yaşam başlamadan (HPV ile karşılaşmadan) aşının uygulanması önemli” dedi. Rahim ağzı kanserlerinin, cinsel yolla bulaşan HPV virüslerinden kaynaklandığını hatırlatan Prof. Dr. Tewari, “Aşı ilk çıktığında ABD’de aileler, yapılması halinde çocuklarının cinsel yaşama daha yatkın olacaklarından endişe etti. Kızamık, menenjit aşısı yapılırken, virüslerin nasıl bulaştığını anlatmıyoruz. Bu aşı için de “HPV’ye karşı yapılıyor, rahim ağzı kanserinden koruyor” demek yeterli. Kızlarımızı korumamız lazım. Aşının mutlaka yaygınlaştırılmasını öneriyoruz” diye konuştu.

BAZI KADINLAR HPV’NİN ÜSTESİNDEN GELEBİLİYOR

HPV oldukça yaygın ve cinsel temasla kolayca geçebiliyor. Cinsel yönden aktif kadınların yüzde 80’e varan bölümü yaşamlarının bir anında, bir HPV virüs tipiyle enfekte oluyor. HPV virüslerini aldığımızın farkında olmasak bile bağışıklık sistemimiz HPV enfeksiyonlarını savaşarak uzaklaştırabiliyor. Ancak bazen yüksek riskli virüs tipleri rahim ağzında kalıyor ve zamanla kanser gelişmesine neden olabiliyor.

130'UN ÜZERİNDE HPV VİRÜSÜ TÜRÜ VAR

Bilinen 130’ün üzerinde HPV virüsü olduğunu, bunlardan 13-14 kadarının kanser yapıcı olduğunu belirten Prof. Dr. Tewari, “Neyse ki HPV ile enfekte olanların tümünde kanser gelişmiyor. Çoğu kadının bağışıklık sistemi, 30’lu yaşlarına geldiğinde HPV enfeksiyonlarından kurtuluyor. Ama bağışıklık sistemlerinde bir sorun varsa, enfeksiyondan 12-15 yıl sonra virüsün yarattığı sorun kansere yol açıyor. 17-18 yaşında HPV ile karşılayanlar, 30-35’li yaşlarda kanser oluyor. Rahim ağzı kanserinde ortalama yaş 47” diye konuştu.

PAP SMEAR TESTLERİNE DEVAM

Rahim ağzındaki değişime uğrayan hücreleri taramaya yönelik test olan PAP smear’ın önemine işaret eden Prof. Dr. Tewari, “Bu test bütün dünyada ölümleri azalttı. Türkiye’de de bunun çok iyi uygulandığını görüyorum. Kanser öncüsü yapıları, kansere dönüşmeden yakalamak, ciddi ameliyatlar, radyoterapi, kemoterapiden de kadını kurtarmak, üreme yeteneğini korumak demek. PAP smear’a HPV DNA’sı testini de eklenerek duyarlılığı artırıldı. Tüm bunlar çok önemli. Ancak aşılamayla kanser öncüsü yapılar da engellenmiş oluyor” dedi.

YENİ TEDAVİLER ÇIĞIR AÇTI

Rahim ağzı kanseri tedavisinde hedefe yönelik biyolojik ilaçların çığır açtığını anlatan Prof. Dr. Tewari, “Kanserin ileri evresinde kullanığımız bu ilaçlar, bir yıl kadar olan sağ kalımı, hastanın yaşam kalitesini bozmadan 17 aya kadar uzattı. Başka hedefe yönelik ilaçlar da üretiliyor. Ayrıca halen araştırma safhasında olan immünoonkoloji ilacı da umut veriyor. HPV E7 ilacıyla bağışıklık sistemi üzerinde kanser tedavisi hedefleniyor. Bu araştırma henüz faz 2’de. Önümüzdeki yıl faz 3’e geçilmesi planlanıyor” dedi.

2 DAKİKADA BİR KADIN RAHİM AĞZI KANSERİNDEN ÖLÜYOR
Dünyada 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü rahim ağzı kanseri. Meme ve akciğer kanserinden sonra kanserden ölümlerin önde gelen üçüncü nedeni. 2 dakikada bir, bir kadın serviks kanserinden ölüyor. Rahim ağzı kanseri Türkiye’de en sık görülen sekizinci kanser türü. Ulusal rahim ağzı kanseri tarama programı 30 yaşından sonra 65 yaşına kadar her 5 yılda bir PAP smear testi yaptırmayı öneriyor.

Mesude Erşan / Hürriyet